Valtz with Bashir (2008): Zihnin Karanlık Suları ve Bellek

Valtz with Bashir (2008): Zihnin Karanlık Suları ve Bellek

Share Button

Unutma ve hatırlama mekanizması, yaşam anlarının hayati durakları, kültürel kolektif benimseyicilik, tarih (geçmiş), bireyde bilişsel çarpıtma yaşatacak toplumsal heyuladaki bozunma hafızanın temel dinamikleridir. Bu açıdan bellek için aynı zamanda kimliğin yaratıcı bileşenidir diyebiliriz. Çünkü bellek; geçmiş, şimdi, gelecek zaman dilimlerinin sürekliliği içinde ilerleyen aktif bir yapılanmadır. Hatırlamanın yalnızca zihnin karanlık sularına çekilmiş şeyleri çağrıştırma değil geçmişin yeniden yorumlanması olduğundan hareketle, hatırlama eylemenin anımsama yapısından daha çok nasıl yapıldığı daha önemlidir. Kimlik ediniminin şekillendirici bileşenlerinden biri olması müssebibiyle hatırlayışın nasıl olması gerektiği olgusu Beşir’le Vals filminin çıkış noktasıdır. Fakat çıkış noktası demem belleğin filmde teğet geçilen bir nesne gibi işlendiği veya sadece psikolojik nevroz olarak ele alındığı fikrine yönlendirmesin sizi. Film bellek kelimesini tüm dinamikleri ile (tarih, sosyoloji, siyaset, sanat) işler.

Bu bütünleşik dinamikliği filmin sadece tercih edilen animasyon-belgesel yapısı ile bile görebiliriz. Bilinçaltındaki bastırılmış arzu ve isteklerin, ben veya toplumsal yönlendirmeler ile hafızadan ötelenmesi ve bu bastırılmışlığın rüyalar aracılığı ile bilinç alanına çıkması rüya ve bellek ilişkisindeki ortaklığı görmemizi sağlar. Bu aynı zamanda fantastik olanla gerçek olan arasındaki ilişkinin de kendisidir. Ari Folman’ın Beşir’le Vals filmini oluştururken fantastik olan animasyon ile gerçeğin en yalın temsili olan belgesel sinemayı birleştirmesini de bu çerçevede ele almalıyız. Zihnin unuttuklarını hatırlamanın bir yeniden resmediş (yaratım süreci) olması ve animasyon filmlerin yeniden yaratım ile özdeşleşmesi; savaş esnasında gerçekleştirilen katliamı anlatmaya vesile olanın gördüğü rüyanın kaosunu yaşayan biri olması ve bunun olayın tanıkları ile gerçekleştirilen röportajların çizgiselleştirilmiş halleri ile verilmiş olması bu tespiti destekler nitelikte.

Filmdeki silinmiş bellek arayışı aynı zamanda bilme arzusudur. Bunu kısmi vicdani hesaplaşma olarak da algılayabiliriz. Bu bilme arzusu gerçeği unutmayı isteyenlere karşılık görmeyi, yüzleşmeyi ve bilmeyi isteyenlerin savaşımı gibi. Peki bu savaşım filmin politik boyutuna ne kadar yansıtılabilmiştir? Aslında bu konuda kesin bir yargıya varmak pek mümkün değil gibi. Çünkü hafıza, akıl oyunları, halisünasyon kavramlarının etrafında şekillenen filmde politik yaklaşımlar keskin bir şekilde yer almayıp sorgulayıcı cümlelerle ahlaki doğruluğun arayışına değiniliyor ve bunu bir yerde hafızadaki arayış ile özdeşleştirebiliriz diye düşünüyorum. Keskin bir politik duruşun arayış anlatısı ile çelişmesinin önü bu şekilde kesilmiş oluyor. Bir politik okuma yapacak olursak da, zihnin karanlık taraflarında yok olması için bireyin kendisini hissizleştirmek, vicdanı ile karşı karşıya bırakmak vurgularından yola çıkabiliriz. Bu da filmin temel çıkış noktası amneziden hareketle göz önünde gerçekleştirilen gerçekleri bile unutma yeteneğine sahip çürümüş bir türün eleştirisi, çoğumuzun bildiği ama zamanla unuttuğu, unutmak için türlü derilerin, kavramların altına gizlendiğimizin yakarışı şeklinde okunabilir. Folman’ın kişisel amneziden hareketle kolektif benimseyicilik; tarih ve toplumsal heyuladaki bozunmasının ülkemizdeki sinema seyircesine bu denli cazip gelmesini sadece ülkenin yakın tarihi ile bile kavrayabiliriz. Hayata dönüş operasyonları adı altında hayatlarından edilenler, barış hareketi adı altında gerçekleştirilen savaşlar, fetih-işgal kelimeleri ile öğretilen fetişist resmi tarih dersleri, deniz aşırı ülkeler kavramı ile zihnin bulandırılarak sömürgenin gerçek korkunçluğundan uzaklaştırılması gibi… Bu açıdan Folman’ın filmi bir yüzleşme, bellek arayışı ve bilme arzusunun politik manifestosudur.

Savaş temalı filmlerin çoğunda olduğu gibi Beşir’le Vals filmi de asker odaklı bir anlatıya sahip. Bu yapısı nedeniyle savaşın anlamsızlığını yalnızca neden ve niçin ateş ettiklerini bilmeyen askerler üzerinden sürdürür. Dolayısıyla askerlerin katliamdaki rollerini de basitleştirerek tamamen falanjist birliklere yönelik bir eleştiri sunup vicdani hesaplaşmanın kısmi bir tezahürünü sunar. Filmin tek olumsuz yanın da bu olduğunu belirtmeliyim.

Not: Yazıda kullanılan minimal afiş Cineritüel için Ahmet Can tarafından tasarlanmıştır. İzinsiz kullanılamaz.

twitter.com/teksinbegec

, , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir