Adam’s Apples (2005): Adem, Havva ve Çalıntı Elmalar

Adam’s Apples (2005): Adem, Havva ve Çalıntı Elmalar

Share Button

Kuzey Avrupa’nın kendine has yönetmenlerinden Anders Thomas Jensen imzalı Adem’in Elmaları (Adams æbler, Adam’s Apples, 2005), barındırdığı komedi ögelerini İskandinav tarzıyla harmanlamayı çok iyi başarıyor. Film, absürt komedi ve kara mizahı seyirciye tamamen yaşamın içinden, doğal bir şeymiş gibi yansıtırken, aynı zamanda doktorun da dediği gibi “Hastaların ölmediği, kafalarına kurşun yedikten sonra bahçede oturup hamburger yedikleri,” bir mekanda geçiyor. Baştan sona tezatlıklarla dolu olan Adam’s Apples, aynı zamanda karakter temellendirmelerini de tezatlıklar üzerinden yapıyor; Tanrı-şeytan, iyi-kötü (iyimserlik-kötümserlik), rahip-suçlu gibi.

Adam’s Apples, son üç ayını bir kilisede geçirmek üzere şartlı tahliye olmuş bir mahkum ile o kilisenin çok acı bir geçmişe sahip olan rahibi arasındaki dinamikleri konu ediniyor. Yan karakterlerinde de alkolik ve obez bir eski tenisçi, benzin istasyonlarını soyma takıntısı olan bir terörist ve bir erkekten hamile kalıp kiliseye sığınmış bir kadın var. Rahip (Ivan), yaşadığı sıkıntılar nedeniyle kötülüğe kayıtsız bir karakter, kendi dünyasında, kendi gerçekliğinde yaşıyor. Başına gelen bütün kötülüklerin şeytandan kaynaklandığını (aslında yaşadığı hiçbir şeyde kötülük görmüyor) ve Tanrı’nın her zaman onunla olduğunu, onu sevdiğini düşünüyor. Fakat yansıtılan kişiliğine uymayan bazı takıntıları var; Poul kiliseden çıkmaya çalışırken sinirlenmesi ya da Sarah’ın ona yaşadığı olayları ağlayarak anlatmaya çalıştığı esnada onun sadece ikram edilen kurabiye sayılarına takılması gibi… Bu durumda alttan alta Ivan’ın gösterildiği gibi bir insan olmadığı, sadece olmaya çalıştığı mı söylenmeye çalışılıyor yoksa bu da kötülükleri yok sayma durumunun başka örneği mi bilinmiyor, yorum seyirciye bırakılıyor. Onun aksine bir neo-nazi olan Adam ise bir nevi başına gelen her şeyin Tanrı’dan kaynaklandığını söylüyor, kendini “bela” olarak görüyor. Buna rağmen banka soygununa gittiğinde insanların vurulmalarını engelliyor ve bunun gibi birçok “kötülüğü” engellemeye çalışıyor. Filmin sonuna kadar karakterlerle ilgili bildiğimiz bilgiler hemen hemen bunlarla sınırlandırılıyor, yönetmen derin karakter analizleriyle izleyiciyi baymıyor, bu durum da hikayenin daha yalın ve tamamen anlatmak istediği konuya odaklı kalmasını sağlıyor.

Filmdeki absürtlükleri biz de Adam karakteriyle birlikte görüyoruz ve bir yere kadar aynı tepkileri veriyoruz. Adam zamanla Ivan’ın olumsuzlukları görmezden gelişine katlanamıyor ve ilk başta fiziksel şiddetle bu duruma son vermeye çalışıyor. Daha sonra doktorun da “Onu gerçekleri söyleyerek öldürebilirsin,” demesiyle psikolojik şiddet başlıyor. Engelli oğlundan, ölen karısı ve annesinden, tecavüzcü babasından bahsederek duvarlarını gittikçe yıkmaya başlıyor. Ancak Ivan hala tüm kötülüklerin nedenini şeytana yormaya devam ederken, Adam her yere düştüğünde ısrarla açılan İncil’in “Job’un Kitabı” kısmını keşfediyor ve bütün okları Tanrı’ya çeviriyor. En sonunda da filmin en sert cümlesini söylüyor; “Şeytan seninle vakit kaybetmez, seni öldürmek isteyen Tanrı,” ve Ivan’ın inancını, buna paralel olarak da hayatını elinden almış oluyor. Ivan çok üzüldüğü zaman kulaklarından kan geliyor ki bu da aslında kulakları tıkalı bir insana zorla bir şeyler anlatmaya çalışmayı temsil ediyor; zorladıkça bünyesi kabul etmiyor.

Bir de asıl Adam’ın filmin başından beri yapmaya çalıştığı elmalı pasta var ki her şey onun yüzünden oluyor. Burada da filmin daha metaforik ögeleri ortaya çıkıyor. Adam, Adem’i temsil ederken, Ivan da bir şekilde Havva (Eve) oluyor. Elmalı pastanın yapılamaması da aslında elmaya ulaşamamalarından, belki de ulaşmamaları gerektiğinden kaynaklanıyor. Başına türlü türlü olaylar gelen elma ağacı ve filmin başından beri iki kere yanan fırından sonra Adam tüm umudunu kaybetmişken, son anda, belki de Tanrı’nın ödülü olarak, son çalıntı elma bulunuyor ve Adam sonunda pastasını yapabiliyor. Hikayenin tersine, çalıntı elma bu sefer iyi ve olumlu bir amaca hizmet ediyor. Adam filmin başında otobüsü çizdiği bıçakla, filmin sonunda elmalı pastasını paylaşıyor, bu da karakter gelişiminin bir örneği sayılıyor.

Adam, fırtına çıktığında elma ağacının yanına giderken elindeki fener birden sönüyor, ağaca yıldırım düştükten sonra ise tekrar yanmaya başlıyor. Adam’ın değişiminin başladığı, bir nevi inanmaya başladığı kısım da burası. Işığın yanıp sönmesi de ortada daha doğaüstü, daha Tanrısal bir olay olduğuna bir vurgu olabilir. Elma ağacının yanındaki korkuluğun, fırtına nedeniyle üzerindeki samanların dökülüp haç şeklinde kalması da manidar. Adam Tanrı’ya inanmaya başladıktan sonra, Ivan’ın inancı gidiyor, sanki Adam, Ivan’ın inancını emiyor, her şey tersine dönüyor.

Adam’s Apples aslında iki farklı şekilde yorumlanabilir. İnançsız insanlar, Adam ve Ivan’ın başına gelenleri tesadüf olarak görebilirler. İkisinin, sonunda birbirleriyle anlaşmaları, Tanrı ve şeytan gibi olguların reddedilişi olarak da yorumlanabilir. İnanan insanlar ise filmden, Tanrı’nın kimseyi unutmadığı ve en kötü, bela insanların bile bir şekilde Tanrı yolunu bulup ona inanabilecekleri mesajını çıkarabilirler.

“Job’un Kitabı” bölümünde Job, tüm varlığı, sevdiği insanlar, hatta sağlığı elinden alınmasına rağmen Tanrı’ya inanır ve sonunda ödüllendirilir. Aslında olaylar da bir nevi bu hikaye ile paralel gider. Filmde de Ivan, tam pes ettiği noktada, başından kurşun yemesine rağmen ölmeyerek ödüllendirilir ya da kilisede ölümden dönerek artık son sınavını da tamamlamış sayılır. Adam ise inanarak, arkadaşlarının günah işlemesini engelleyerek artık bulamayacağını sandığı elmasına kavuşup amacını tamamlar ve elmalı pastasını yapar. Yaptığı pastayı Ivan ile paylaşması ise dinsel, ilahi bir kurtuluş, bir arınma olarak yorumlanabilir.

, , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir