Wayward Pines (2015 – ) Bir İnsanlığı Kurtarma Öyküsü Daha

Wayward Pines (2015 – ) Bir İnsanlığı Kurtarma Öyküsü Daha

Yazar Puanı2.5
  • Distopya, kıyamet, zombi gibi kurgu türlerinin tek bir potada eritilmeye çalışıldığı, bütün kategorilerin birbiriyle melezleştirildiği bir Fox dizisi olarak Wayward Pines, sürükleyici olduğu kadar yavan ve vasat bir diziden fazlası değil. Açıkçası, var olan sürükleyiciliğini bile bir dizi olarak ayakta tutması çok kolay gözükmüyor. Yayınlanan 6 bölümden sonra 23 Temmuz itibarıyla 10 bölümle 1. sezon tamamlanacak. Sezon finalinde ne olacağını hep birlikte göreceğiz ama şu durumda, eskiden yapılanların harman bir tekrarından ibaret olmasından dolayı 2. sezon merak bile uyandırmıyor.
Share Button

Konuk Yazar: Engin Onuk

Pilot bölümünü M. Night Shyamalan’ın çektiği, reytinglere ve genel eleştirilere bakılırsa 2015 yılının en çok ses getiren yeni dizilerinden birisi diyebiliriz Wayward Pines için. Konusunun M. Night Shyamalan tarzını yansıttığı daha ilk bölümden anlaşılıyor. Doğaüstü olaylar serisinin oluşturduğu bir senaryo üzerine kurgulanan Wayward Pines’ın, yayınlanmış 6 bölümü göz önüne alındığında, anlatacak çok fazla orijinal bir şeyi yok gibi duruyor. Beklentilerin üstünde reytinge ulaşması ve olumlu eleştiri almış olması yanıltıcı olmasın. Daha önce birçok dizide, filmde ve M. Night Shyamalan yapımlarının neredeyse tamamında gördüğümüz ögelerin harmanlandığı aksiyon, bilimkurgu kategorileri arasında gidip gelen bir dizi çıkmış ortaya.

Matt Dillon’ın başrolde olduğu Wayward Pines, Gizli Serviste özel ajan olarak çalışan Ethan Burke’ün iki kayıp iş arkadaşının dosyasını soruşturmak üzere Idaho eyaletinin Wayward Pines şehrine gitmesiyle başlıyor. Ama tabii ki Wayward Pines, öyle sıradan bir şehir değildir. Doğaüstü olayların cereyan ettiği, anlamsız tesadüflerin gerçekleştiği, alışılmadık bir şehirle karşı karşıyayız. Bu alışılmamışlığın fazla tanıdık olması başka bir mesele tabii. Aynı Shyamalan imzalı The Village’in normal bir köy olmaması, J.J. Abrams imzalı Lost’un normal bir ada olmaması gibi, mekânın bütün senaryonun merkezine oturup hikâyeyi yönlendirdiğine son 20 sene içerisinde defalarca olduğu gibi bir yapımda daha tanıklık ediyoruz.

Dizinin en başında insanların Idaho eyaleti sınırları içinde ancak araba kazasıyla geçiş yapabildikleri bir paralel evren gibi tanıtılıyor Wayward Pines şehri. Bütün sakinlerinin planlanmış bir kaza sonucunda bu şehirde yaşamak üzere seçildiği bu kentin kendine özgü, katı kanunları var. Bu kanunlara uyulduğunu doğrulamak için her yer (evlerden iş yerlerine kadar) mikrofonlarla dinlenip kameralarla izleniyor. Herkes sorgulamadan bu kurallara uymak zorunda; uymayanlar ölüme mahkûm ediliyor. Ya halkın önünde infaz ediliyorlar ya da şehrin yaratıcıları bir yolunu bulup o insanları öldürüyor. Bu yapay şehirde gerçekleşen her olayın, orada yaşayan her kişinin orda olması için bir sebebi olduğu dizinin başından beri izleyiciye hissettiriliyor. Bu garip yerde tanık olunan her şey bir tasarımın ürünü; tabii ki dizi, bu tasarımı açıklamak, Wayward Pines’ın arkasındaki gizli gerçeği açığa çıkarmak için 5 bölüm beklemiş. Dizinin devamlılığını sağlamak adına izleyicideki merak unsurunu canlı tutmanın artık klasikleşmiş, hatta klişeleşmiş stratejileri birebir uygulanıyor.

5. bölüme kadar sıradan bir bilimkurgu görüntüsü veren Wayward Pines, 5. bölümle birlikte iddiasını bir seviye daha yükseğe taşıyıp bütün olan biteni post-apokaliptik bir dünyanın sonucu olarak açıklamaya kalkıyor. Bu noktada izleyiciyi ters köşeye yatırma taktiğinin dizinin hikâyesine yön veren temel etken olduğunu unutmamak gerek.

İnsanlığın doğaya verdiği zararların kaçınılmaz bir sonucu olarak zamanla vahşi, zombiye benzeyen, I am Legend kitabı ve uyarlaması olan filmden aşina olduğumuz bir türe doğru ters evrim geçirdiği söyleniyor. İnsanlıktan geriye kalan şey, Orwell’in 1984’te anlattığı dünyayı andıran Wayward Pines, bilim adamı David Pilcher tarafından tasarlanıp uygulamaya konmuş yapay bir medeniyetin deneme sürümü. İnsanlığı kurtarmak için yaklaşık 2 bin yıl boyunca Matrix’teki insan tarlalarına benzeyen büyük kapsüller içinde uyutulan insanlar, 4028 yılında uyanıp hiçbir şeyin farkında olmadan, çıkışı olmayan Wayward Pines şehrinde yaşamaya ve yeni düzene ayak uydurmaya zorlanmışlar. Wayward Pines sakinlerinin ezici çoğunluğu gerçeği, insanlığın yok olduğunu bilmiyorlar ve artık sorgulamamayı öğrenmişler. Gerçeğin tüm çıplaklığıyla anlatıldığı tek grup, Pilcher ve etrafındakilerin birinci kuşak olarak adlandırdığı genç kuşak; bir de tabii Wayward Pines’ta şerifliğe getirilen başkarakter, Ethan Burke.

Diziyi belki de en çok yüzeysel kılan etkenlerden biri de karakter gelişimi denebilir. Karakterlerin motivasyonlarına, davranışlarına hiçbir özen gösterilmediği, karakterlerin bazen abartılı, bazen anlamsız tepkilerinden apaçık bir şekilde anlaşılıyor. Karakterlerin hangi karara ne sebep ile vardıkları anlaşılmıyor, kişisel dünyalarına dâhil ipucu bile verilmiyor. Hikâye o kadar ön planda ki karakterleri körü körüne hikâyeyi takip eden piyonlar olarak izliyoruz. Ethan Burke’ün nasıl bir evliliği var, eşini neden aldatmış, aile yaşantısı nasıl, işine neden bu kadar bağlı, bunlara dair hiçbir cevap alamıyoruz.  Ethan’ın karısı Theresa’ya gelirsek durum iyice vahimleşiyor. Başına gelen hiçbir şeye, olaya tepki göstermeyen, kocası ve çevresindeki insanlar ne derse onu harfiyen uygulayan, iradesiz bir karakter olarak izliyoruz Theresa’yı. Ethan’ın karısı ve Ben’in annesi olmaktan başka Theresa’nın senaryoda ne gibi bir işlevi var, diziye katkısı nedir, bilmiyoruz. Daima suskun, alttan alan, donuk, evcimen bir kadın karakter olmaktan öteye geçemiyor.

Sonuç olarak, distopya, kıyamet, zombi gibi kurgu türlerinin tek bir potada eritilmeye çalışıldığı, bütün kategorilerin birbiriyle melezleştirildiği bir Fox dizisi olarak Wayward Pines, sürükleyici olduğu kadar yavan ve vasat bir diziden fazlası değil. Açıkçası, var olan sürükleyiciliğini bile bir dizi olarak ayakta tutması çok kolay gözükmüyor. Yayınlanan 6 bölümden sonra 23 Temmuz itibarıyla 10 bölümle 1. sezon tamamlanacak. Sezon finalinde ne olacağını hep birlikte göreceğiz ama şu durumda, eskiden yapılanların harman bir tekrarından ibaret olmasından dolayı 2. sezon merak bile uyandırmıyor. Başta bomba etkisi yaratıp sonra iptal edilen diziler kervanına katılma ihtimali düşük değil, aksi takdirde sezondan sezona savrulan, acı verici bir diziye de dönüşebilir. Zaman gösterecek.

twitter.com/OnukEngin

, , , , , , , , , , ,

1 comment

  1. Orhun Yakın

    Sayın Konuk, yazınızı oldukça geç okudum -Twiter hesabımda bugün göründü- o yüzden belki de pek anlamı kalmamıştır bu satırların ama fikir paylaşımı iyidir diyerek devam etmek istiyorum. Yazınızda dizinin çıkış noktasını oluşturan üç kitaptan ve yazarı Blake Crouch’un dizi henüz hazırlanma aşamasındayken bile öyküsünü yazmaya devam ettiğinden bahsetmemişsiniz. Yani ortada salt bu dizi için hazırlanmış bir senaryo yok. Sonuçta -kitaplar okunduğunda görüldüğü gibi-ortada özellikle uzun soluklu bir diziye kaynaklık etsin diye yazılmamış, bittiğinde hemen her noktanın (Lost’un tersine) kendi içinde anlam kazandığı-ve de oldukça açık uçlu-bir öykü var. Zaten malum, bir roman ya da kısa öykü dizi ya da sinema filmine dönüştürüldüğünde (en azından Hollywood düzeni içinde) ya ciddi ölçüde uzar ya da kısalır, oyunun kuralları böyledir. O yüzden,
    dizinin/öykünün bütününü izlemeden/okumadan-hatta belki söz konusu üç kitabı da okumadan- öyküde bilim kurgu/distopik/kıyamet sonrası türlerinin bana göre oldukça yaratıcı ve “yeni” bir yaklaşım ve fikirle harmanlandığı düşüncesindeyim- bu diziyi/öyküyü tümden kestirip atmanın pek de hakkaniyetli olmadığını düşünüyorum..Ama yazınızın yayımlanışından bu yana geçen süre içinde dizi biti sanılırken ikinci sezonu sipariş edildi ve geçen ay sonu gibi de son bölümü yayımlandı.. İkinci sezonu henüz görmedim ama üç kitabı geçen yıl okumuştum.. Büyük olasılıkla yine bazı değişiklikler olmuştur: duyduğum kadarıyla 1.sezon oyuncuları olduğu gibi değişmiş.. Belki arada sizin de görüşlerinizde değişiklikler olmuştur.. Neyse, demek istediğim, bu tür malzeme-Flash Forward’da olduğu gibi-fazla çıkmıyor, hemen gömmeyelim diyorum, bakarsınız belki de diriliverir…
    Saygılarımla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir