The Homesman (2014): Başka Bir Yol

The Homesman (2014): Başka Bir Yol

Yazar Puanı3
  • Tommy Lee Jones’un ifadesiyle "kendi ailesindeki kadınların tarihini" anlattığı yeni filmi aslında Amerika ve dünya tarihinde kadınların çıkış bulamamaları üzerine kurulmalıydı. Filmin en büyük eksikliği Mary’nin duygu ve düşüncelerine yoğunlaşmayıp, ana erkek karakter ve onun sözde bağımsızlık ve serseriliğinin, elzem önem taşıyan kadının başka şansı olmama konusunun önüne geçmesi.
Share Button

Konuk Yazar: Besna Ağın

– “Bu çok iyi bir peynir Bob. Öyleyse neden evlenmiyoruz?”

Mary Bee Cuddy’nin başka bir şansı olsaydı, bezin üzerine işlediği piyanosunda çaldığı parçayı dinlerken uyuyakalan, onu suratsız ve dominant bulan bu kaba saba ve sığ adama evlenme teklif etmezdi elbet. Fakat 1850’ler Nebraska’sının uçsuz bucaksız topraklarında ufak bir evi, hatırı sayılır hayvanı ve arazisi olan Mary’nin “alışılmışın dışında yalnızlığını” bir an önce gidermesi gerekiyordu.

Kasabadaki 3 kadın, kocalarının, iklimin ve fakirliğin yarattığı şartların ağırlığı altında ezilip akıl sağlıklarını yitirirler; bu da onların geldikleri yere, doğudaki evlerine dönmeleri gerektiği anlamına gelir. Jones’un deyişiyle “Batı’yı keşfe değil, Doğu’ya hayatta kalmaya giderler”. Yolculuk ortalama 6 hafta sürecektir; yol tehlikeli, hava soğuktur. Kasabadaki her erkek kadar iyi olan (dönem için övgü sayılan) Mary, erkekler kadar iyi at sürebileceğini, hatta o kadınlara daha iyi bakabileceğini söyler. Atlı arabasına biner ve kendi dışında hiçbir şeye bağlı olmayan -en azından çoğu zaman- George Briggs ile karşılaşır; bir ağaca asılı, ölmek üzere olan bu yaşlı adam ile.

Mary, “deli” kadınlara en anaç ve iyi duygularıyla yaklaşır; çünkü kendi de aynı acıları çekmiştir. Bu kadınların acıları ilk bakışta birbirilerinden farklı gözükse de hepsinin birleştiği ortak nokta bir başka çıkışlarının olmamasıdır. Çocuklarını yitiren, tecavüze uğrayan, sevgi ve değer görmeyen kadınlar… Toplumda var olabilmek için çocuk doğurmak, aile kurmak zorunda kalan kadınlar… 1865 Amerika’sında gidecek hiçbir yeri olmayan, başka şansları olmayan kadınlar.

Tommy Lee Jones’un ifadesiyle “kendi ailesindeki kadınların tarihini” anlattığı yeni filmi aslında Amerika ve dünya tarihinde kadınların çıkış bulamamaları üzerine kurulmalıydı. Filmin en büyük eksikliği Mary’nin duygu ve düşüncelerine yoğunlaşmayıp, ana erkek karakter ve onun sözde bağımsızlık ve serseriliğinin, elzem önem taşıyan kadının başka şansı olmama konusunun önüne geçmesi. Hollywood sinemasından bu denli gerçekçi ve derinlikli işler çıktığını pek görmeyiz, bu yüzden fazlaca potansiyeli olan ama onu yanlış yönde kullanan bir film görünce ister istemez hayıflanıyor insan.

Mary, evlenme teklifi George tarafından da reddedilince, anlık bir kararla George’u onunla birlikte olmaya ikna eder. Fakat bu genç kadın yaşadığının ne cinsel ne de bir başka özgürlük kategorisine girmediğinin farkındadır. Bir başka seçeneği olmadığı için kendini asar; George onu Mary’nin kendisini kurtarabildiği gibi hayata döndüremeyecektir. Çünkü katili bizzat kendisi ve kendisi gibi erkeklerdir; Mary’nin bütünlüklü gücünü, akılcı sentezini ve varlığının kuvvetini kabul edemeyen erkekler…

George’un, Mary’nin ölümünden sonra onun için yaptırdığı mezar taşı ve her gittiği yerde Mary’i anlatma çabası ise kadını överek öldürmekten başka bir şey değil. George, Mary’e hayranlığını dile getirirken bile kendi rolünü ve kişiliğini ön plana çıkarıyor, Mary’den rol çalıyor. Jones, George karakteri ile Mary’i öldürüp, onun yerine geçiyor.

Mary’e at arabasını yapan yaşlı adam şöyle der filmin başında: “İnsanlar ölüm ve vergiler hakkında konuşmayı severler ancak iş deliliğe gelince üzerini örterler.” Bazı erkek yönetmenler de kadınların tarihini ve sorunlarını anlattıklarını ve onların dünyalarına odaklandıklarını söylerler. Nitekim herkes bir şeyler söyler, erk de çoğu şeyin üzerini örter.

twitter.com/Bsngn

, , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir