34. İstanbul Film Festivali Günlükleri – 1

34. İstanbul Film Festivali Günlükleri – 1

Share Button

İntikam / The Salvation

“Western mitolojisi hakkında bir Western yaptım” diyen yönetmen Kristian Levring, janrın tüm arketiplerini barındıran The Salvation ile kurduğu cümlenin pek de yabana atılır olmadığını gözler önüne seriyor. Ulus devlet inşası, karakter tipolojisi, güç, ceza ve adalet gibi türün tüm klişelerini intikam teması altında buluşturan yönetmen; çok bildiğimiz “güç istenci” içgüdüsünden hareketle tarihsel bir kuruluş (talan) hikâyesinin kirli ilişkilerini (baskı ve sindirme politikaları) tekrarlıyor. Türün ilkel adalet anlayışının salt güç temelli işleyişi, bireysel eylem ilkesi türetemeyen zayıflar ile her şeye maddi değer biçebilen güçlüler arasındaki sinme ve baskı temalarının kısır döngüsü içerisinde. Filmin ilk sahnesiyle beraber süregelen güçlü-zayıf arasındaki dengede eksik olan korkaklık duygusunun diğer tüm karakterlerde hissedilmesiyle, hikâyenin intikam odaklı bir kahramanlık anlatısına dönüşeceğini ilk elden tahmin etmek pek de zor olmasa gerek. İlkel adalet anlayışındaki ceza veya cezalandırma eylemlerinin bir tür intikam olduğu tezinden uzak, salt kahraman karakter mitine odaklanmış The Salvation, türün müdavimlerini tatmin edecek, türün konvansiyonlarını kırma konusunda eli korkak bir tekrar örneği olmanın ötesinde değil.

Filmin Notu: 3/5

The Salvation Cinerituel

‘71

Bilindiği gibi başkaldırı, hâkim toplum yapısını ve devlet düzenini eleştiriden geçiren bir karşı çıkış hareketidir. Diğer yandan bu toplum yapısını ve devlet düzenini değiştirme girişimlerinin homojen bir karşı çıkış bloğu haline gelmesinin rasyonel şartlarda pek de mümkün olmadığı da ortada. Dolayısı ile homojenleşemeyen bu karşı çıkış hareketlerinin statükocu yönetimler tarafından kendi hesaplarına yarayacak ve karşı taraftanmış izlenimi verecek bir şekilde kullanılması ve yeniden kurgulanması, günümüzde bile geçerliliğini sürdüren bir direniş bastırma yöntemidir. Yönetmenliğini Yann Demange’un yaptığı bir ilk film olan ’71, hem direnişçilerin hem de devlete ait kolluk güçlerinin yukarıda bahsetmiş olduğum durumdan nasıl çeşitli senaryolar üretilebileceğinin bir örneğini sunuyor. Genç bir İngiliz askerin Belfast sokaklarındaki silah araması sırasında patlak veren ayaklanma sonrası birliğinden koparak geride kalması üzerinden ilerleyen hikâyede Yönetmen Yann Demange, İrlanda’nın Britanya’ya karşı bağımsızlık mücadelesine politik olarak dengeli bir bakış açısı sunuyor. Yönetmenin bu müphem sularda gezmesinin slogan seven izleyici tatmin edip etmeyeceğini ilerleyen zamanlarda göreceğiz fakat filmin temposuna uygun hareketli kovalamaca sahneleri ve yerinde gerilim düzeyi ile iyi bir ilk film olarak konuşulacağı aşikâr.

Filmin Notu: 4/5

'71 Cinerituel

Bataklık / La isla mínima

Süreç, biçim ve temsil üçgeninde değerlendirilebileceğimiz La isla mínima, toplumsal sistem dinamiklerinin tümündeki iç tutarlılık ve bütünü oluşturan parçaların işlevselliği açısından dönem temsiliyetini iki polis üzerinden sürdüren bir kara film. Franco sonrası İspanya dönemini kırsaldaki kaos üzerinden betimleyen yönetmen Alberto Rodríguez, temsil süreci ilerledikçe ortaya çıkan soru ve sorunlara cevap verebilecek bir senaryo matematiği kurma konusunda sendeliyor. İki dönem arasındaki farklılığı yansıtacak olan tezat karakterlerden Franco gestaposunu temsil eden polisin toplumsal sistem bütünlüğü açısından tutarlık göstermek yerine, süreç içerisinde nostaljik bir dönüşüm yaşamasının bunun en büyük sebebi olduğunu söyleyebilirim. Biçimsel olarak gerilim, suç filmlerinin devinimlerini yansıtma da başarı çıtasını yükseklerde tutan La isla mínima, her ne kadar siyasi göndermelerinin ağır aksaklığı altında kalsa da dönem kaosunu ve kırsal çaresizliği yerinde yansıtması ile öne çıkıyor.

Filmin Notu: 3.5/5

La isla minima Cinerituel

twitter.com/teksinbegec

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir