Una Giornata Particolare (1977): Faşizm Karşıtı Bir Sinema Destanı

Una Giornata Particolare (1977): Faşizm Karşıtı Bir Sinema Destanı

Yazar Puanı5
  • Kutsal aileye ve erkeğin doğal üstünlüğüne düşünmeksizin inanan Antonietta, faşizmin kendine biçtiği bu role ilk kez başkaldırır. İtirafı çarpıcıdır: ‘Hiç böyle olmamıştı’. Bir daha birlikte olmalarının imkânsız olduğunu bilerek; artık hiç dokunmayacak olsa da Gabriella’nın varlığını sadece görmenin bile ona yeteceğini söyler. Bu, kapitalist sistemin kendine ve topluma ‘yabancılaştırdığı’ insanın o büyük yalnızlığının acı itirafıdır.
Share Button

“Alman faşizminin tutunduğu ana menteşe ırk kuramıdır”
Wilhelm Reich (1897-1957)
Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı

8 Mayıs 1938 günü Hitler, Roma’ya Musollini’yi ziyarete gelir. Özel bir gündür bu buluşma insanlık tarihinde. Bireyin tarihi ise, yaşadığı günün tarihsel gerçeğine sıkı sıkıya bağlıdır.

Tiberi Ailesi’nin özel yaşamının içine girdiğimizde, faşizmin akıldışı varlığını, orta sınıf insanının kişilik yapısında nasıl geliştiğini izlemeye başlarız: Altı çocuklu Tiberi ailesinin annesi Antonietta, herkesten önce kalkarak sabah kahvaltısını, kocasının ve çocuklarının faşist üniformalarını hazırlar. Bayraklar ve flamalarla bütün apartman sakinleri Özel Gün’e katılmak için binayı boşaltınca,  günlük işlerini yapacak bir hizmetçisi olmadığı için çok sevdiği kuşu ile birlikte U biçimi avlulu apartmanın o küçücük dairesinde tek başına kalır. Radyoda yükselen marşlar, kitlelerin haykırışı ve Hitler’in emreden sesi film boyunca fon müziği olarak bizi hiç terk etmez. Faşizmin, mitralyöz soğukluğundaki öldürücü komutlarıdır Özel Bir Gün’ün tarihine sesini bırakan.

O bildiğimiz ev kadınlarındandır Antonietta; kocasının sadakatsizliğine ve kabalığına karşın, ihaneti hiç denememiş, aşksız bir girdabın içinde yaşadığı ve hizmetçiliğini yaptığı evini doğal yaşamı olarak kanıksamış, kabullenmiş; yedinci çocuğunu doğurduğunda devlet yardımı alacağını bilmenin gururu içinde, hastalıklı bir tutkuyla Musollini’ye hayran, sıradan bir annedir. Bu özel günde, kapağını açtığı kafesten çok sevdiği kuşunun özgürlüğe uçuşuyla başlar her şey. Sanki kafesteki ev kuşunun bile içgüdüsel ve çok derinde bir özgürlük tutkusu vardır. Karşı dairenin penceresine konan kuşunu yakalamak için kendisinden ve kapıcıdan başka apartmanda kalan tek insanın; Gabriele’nin kapısını çalar…

Faşizme sadık Antonietta ile faşizmin erkek modeline uymadığı için işine son verilerek sınır dışı edilecek olan homoseksüel Gabriele arasında özel bir ilişkinin başlangıcıdır bu.

Meydandaki toplantıyı radyodan bomboş apartmana yüksek sesle duyuran kapıcı, hedef kitlesi az eğitimli, emperyalizmin kıskacında bunalmış emekçiler ve halk kitleleri olan faşizmin, bu insanları nasıl ‘öteki’ne düşman bir canavar haline dönüştürdüğünün çarpıcı bir örneğidir. Kapıcının devlet düşmanı olduğunun altını ısrarla çizdiği bu yakışıklı ve yalnız adama ilgisi giderek artan Antonietta, hayatında ilk kez bir erkeği gerçek anlamda arzular. Ve belki de hayatında bir kadınla sevişmeyi hiç düşünmeyen ve arzulamayan Gabriella ile sevişir.

İmkânsızlığı neredeyse baştan belli bu ilişki, o gün, o kentte yaşanan ve kendi imkânını doğal olarak yaratan tek gerçek ilişkidir. Çünkü faşizmin giremediği tek yer, insanın doğasında onurla başkaldırmayı bekleyen uykuya yatmış insan sevgisi, sevmeye ve sevilmeye duyduğu derin açlıktır…

Kutsal aileye ve erkeğin doğal üstünlüğüne düşünmeksizin inanan Antonietta, faşizmin kendine biçtiği bu role ilk kez başkaldırır. İtirafı çarpıcıdır: ‘Hiç böyle olmamıştı’. Bir daha birlikte olmalarının imkânsız olduğunu bilerek; artık hiç dokunmayacak olsa da Gabriella’nın varlığını sadece görmenin bile ona yeteceğini söyler. Bu, kapitalist sistemin kendine ve topluma  ‘yabancılaştırdığı’ insanın o büyük yalnızlığının acı itirafıdır.

Gece yarısı tutuklanan Gabriella, sınır dışı edilmek üzere görevliler arasında avludan dışarı çıkarılırken Antonietta, onun armağan ettiği ‘Üç Silahşörler’i okumaya başlar. Hayatında ilk kez, resimsiz bir kitabın sayfalarını çevirirken, yaşamından ebediyen uzaklaşan en değerli insanının ardından, kocasının yatağa çağıran sesine doğru kitabı kapatarak yürür…

Ve biz biliriz ki kadınla erkek arasındaki ilişkide kaba güce dayalı eril iktidar devam ettiği sürece faşizm tehlikesi bitmeyecektir. Ya da bu kaba gücü besleyen kapitalizm sürdükçe iki insan arasında FAŞİZM’in var olabilme gücü son bulmayacaktır.

Konuk Yazar: Yelda KARATAŞ

, , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir