The Hateful Eight (2015): Kendi Şehvetinin Esiri Olan Tarantino

The Hateful Eight (2015): Kendi Şehvetinin Esiri Olan Tarantino

Yazar Puanı3.5
  • Kendi sevdiği sinema diline odaklanmış; arzu ve şiddetin yanı sıra, ırkçılıkla birleşen nefret diliyle eski Tarantino atmosferinin ve filmlerinin dönüşü olmuş. The Hateful Eight tam anlamıyla, çevresinde dolandığı şehvet ve şiddete bir an önce ulaşabilmek üzere dizayn edilmiş bir western olarak karşımıza çıkıyor.
Share Button

Konuk Yazar: Burç Karabulut

Post-modern çağımızın en ilginç özelliği, eski sinema filmlerinin orijinalinden uzak olarak yeniden resmedilmesine olanak sağlamasıdır. Bu olanak bazen sübjektif bir kutsiyet atfedilecek nitelikte, bazen de sübjektif bir rezillik atfedilecek nitelikte olarak çağımızın sinema ürünlerinin kalitesini etkiler. Quentin Tarantino, bu iki durum arasında gidip gelebilecek bir yönetmen olduğunu her yeni filmiyle gösterir. Bunu kanıtlamak istercesine de köleliği içeren iki western filmi peş peşe seyircilere sundu. Django Unchained (Zincirsiz) de bir Afro-Amerikalının gözünden Amerika’nın gözden çıkarılmış Afro-Amerikan tarihini ya da Amerika’nın kölelikle ilişkisini intikam derecesine taşıyarak, tüm ulus adına bir katharsis yarattı. Django Unchained öyle bir filmdi ki; hem bir remake, hem de yeni bir film olarak tanımlanabilir. Tarantino son filmi The Hateful Eight’de ise Django’yu ve bu yaptıklarını yok sayarak kendi özüne ulaşmanın derdine düşmüş. Kendi sevdiği sinema diline odaklanmış; arzu ve şiddetin yanı sıra, ırkçılıkla birleşen nefret diliyle eski Tarantino atmosferinin ve filmlerinin dönüşü olmuş. The Hateful Eight tam anlamıyla, çevresinde dolandığı şehvet ve şiddete bir an önce ulaşabilmek üzere dizayn edilmiş bir western olarak karşımıza çıkıyor.

Keyfi Nefreti Cinsel Hazda Görselleştirmek…

Tarantino hikayeyi görselleştirmekten uzak bir şekilde, önce cinsel hazzı görselleştirmeyi planlar. Kameranın bakışına yerleştirdiği kurban ve zalim ikilemi cinsel hazzı yaşamaya meydan verir. Bu cinsel haz, kadın-erkek ikilisinde olduğu gibi arzu nesnesine bakan ve bakılan arasında yer almaz. Kurban ile zalim ikilisinde hazzı meydana getiren, zalimin kurbana yapacağı cinsel gerilim teşkil edecek eylemdir. Tarantino hikayeyi bir süre sonra örtbas edecek kadar seyircinin bu cinsel gerilimin odağında olmasını ister. Mesela filmin yükseldiği sahnelerde yapılan bazı eylemler, cinsel gerilimi inşa edecek bir öge olmaktan ileri gitmez.

Her zaman bakışın odağı olan “kadın”ın röntgenlenen olarak tasvir edildiği bakma eyleminden farklı olarak Tarantino’da zalim, kurbanı dikizlemez; onu tabiri caizse keyfine göre cezalandırmak ister. Marquis Warren’ın (Samuel L. Jackson) terörize ettiği General Sandy Smithers (Bruce Dern), Warren’ın doğruluğu tam olarak bilinmeyen hikayesini dinlerken, kendi oğluna yapılan (seyirciye gösterilen ama Generale hissettirilen) mazo-sadizm karşısında adeta donakalır. Warren karakteri, General’in sahip olduğu tek oğluna yaptığı işkenceyi anlatırken oldukça keyifli durumdadır; uyguladığı cinsel şiddeti ve o an yaşadığı hazzı anlatır. Kurulan bu gerilim, Warren’a General’i öldürmesi için gerekli olan intikam şansını verir.

Tarantino’nun burada kurduğu iki gerilim vardır: General’in, Warren’ın siyah olması sebebiyle yarattığı nefret gerilimi ve Warren’ın hor görülmesi sebebiyle kendisinin yarattığı gerilim. Tarantino, bu iki gerilimi yine cinsel bir hazzı görselleştirmek için bir sekans olarak kullanır. Cinsel hazzın doruklarını giden sahneyi görselleştirirken sadist bir terör biçimine başvurur ve ırkçılıkta gizlenen öfkeyi, cinsel hazzın içine gömmeyi başarır. Siyah ve beyaz arasındaki gerilim, cinsel hazla görselleştirilerek hissizleştirilir.

Cinsel hazzın, keyfi nefretle ilişkilendirildiği diğer bir ikili olarak John Ruth (Kurt Russell) ve Daisy Domergue (Jennifer Jason Leigh) gösterilebilir. Biri ödül avcısı, diğeri mahkum olan bu ikilinin ilişkisi daha çok şiddet aracılığıyla seyirciye iletilir. Daisy, John Ruth tarafından sürekli şiddetle terbiye edilir. Bu terbiye etme süreci her defasında daha büyük bir zevkle sunulur. Şerif Chris Mannix (Walton Goggins) ve Marquis Warren’ın da bu zevk sürecine hiç müdahale etmediği görülür. Hatta Warren da bu durumdan etkilenerek, Lincoln mektubuna tükürüldüğü an Daisy’e şiddet uygular. İkili arasında kontrollü bir zevk süreci vardır; şiddeti uygulayan da uygulanan da her defasında daha büyük bir zevkle cinsel hazzı yakalar. Tarantino’nun bir an önce şiddet ve şehvete ulaşma isteğini filmin başında görülen Lincoln mektubunda da görmek mümkün.

“Kayıp Mektup”un Nefreti

Filmdeki siyah – beyaz gerilimini, en güçlü gösterenlerden biri de Başkan Lincoln’ın mektubudur. Mektubun filmde çok bir önemi yoktur ama gerilimi yüksekte tutan önemli bir simgedir. Lacan, Edgar Allan Poe’nun “Kayıp Mektup”unu yorumladığı seminerinde, mektubun varlığından ya da yokluğundan farklı olarak her zaman ve hiçbir zaman var olacağını anlatır. Mektubun saf gösteren konumunu vurgularken karakterlerin konumlarını mektuba göre değiştirdiklerini söyler. The Hateful Eight’de de Warren karakteri, hayatta kalmasını aslında bu mektuba borçludur; çünkü Tarantino’nun filmlerinde siyahi olmak belki de cehennemde olmak gibidir. Bir siyahi karakterin Tarantino filminde hayatta kalması ancak bir westernde ve Lincoln mektubuyla olabilirdi.

Siyah – beyaz gerilimini de şekillendiren bu mektup, beyazların Warren’a bakışlarını dizayn eder. Warren bu sayede bir ölümsüzlük elde eder. Onu karda donmaktan kurtarıp arabasına alan John Ruth ve bir siyahla aynı masada yemek yemekte bile zorlanan Şerif Mannix, konumlarını mektuba göre alırlar. Endirekt siyah düşmanı General Smithers da bu durumdan haberdar edilir. Özellikle Şerif karakterinin Lincoln mektubunu reddetmesi, hatta onu yalancılığa kadar çıkartması Şerif’in zoraki gülmesiyle sonuçlanır. Bu sadece bir gülmenin işareti değildir, daha çok reddin, aşağılamanın ifadesidir; çünkü Şerif’in de kendine itiraf etmekten korktuğu o mektup Warren’a bir kimlik kazandırmaktadır. Şerif, bu mektubun bir fantezi örneği olduğuna kendini inandırmak ister; çünkü o, açıkça bu mektubun varlığından nefret etmektedir.

Lacan, gönderilmemiş mektuplar için şöyle bir açıklama getirir: Gönderilmemiş mektup, düşüncenin gerçek muhatabına gönderilmemiştir. Gerçek bir kişi yerine fantezi bir kişiliğe yollanmıştır. Şerif, bu mektubun varlığını yok sayarak aslında böyle bir mektubun var olmadığını, Warren’ın yalan söylediğini göstermek amacındadır. Tarantino da, bu noktada adeta kendini çürüterek mektubun yalan olduğunu söyler. İleride başka bir sürpriz yapacak, gerçeklikten uzaklaşıp kendini şehvet ve şiddet sarmalına kaptıracaktır.

Siyah – beyaz gerilimini kimlik politikalarının ötesine çekip filmini şehvete teslim eder. General Smithers ile siyahi çavuş Warren’ın gerilimi kimlik düzeyinden cinsel haz düzeyine çekilir. Mazo-sadizmin sesinin yükseldiği bu sahnelerde, gerilim cinsel haz aracılığıyla sonlanır.

Sonuçta Tarantino, iç savaş sonrası Amerikası’nda yaşanan bir dönemdeki siyah – beyaz gerilimini, kendi sevdiği şekilde çokça zevk, cinsel haz ve nefret karışımı bir dünyayla seyircisine sunar. Western’i kendi film diline malzeme ederek western’in uygarlık fikrinden çok uzağa bakan bir apolitik adaletin yerine, intikamı öne çıkaran bir western filmi yapmayı becerir.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir