Pokot (2017):  Yasaların Kötücülüğü, Kaçış İmkanı Ve İzler

Pokot (2017): Yasaların Kötücülüğü, Kaçış İmkanı Ve İzler

Yazar Puanı4
  • Film, ne kilisenin vaazlarının yanında ne de hiçbir canlının ruhuna saygı duymayan ataerkil yasaların yanındadır. Hatta her ikisine de açık bir şekilde savaş açmıştır. Ayrıca ekolojist-vegan duruşu feminist bir söylemle çok doğal bir şekilde birleştirmesi de filmi oldukça başarılı kılıyor.
Share Button

36. İstanbul Film Festivali’nin bu sene seyretmekten en fazla haz duyulabilecek seçkilerinden biri olan Pokot (İz, Spoor) filmi, yönetmeni Agniezska Holland’a göre feminist ve anarşist bir film. Aslında bir nevi toplumun yasalar karşısında güçsüz kalma durumunda kendi adaletini sağlamanın meşruluğuna inanan bir anarşist kadının hikayesi.

Duszejko, hem bir öğretmen olarak öğrencileriyle kurduğu ilişkide toplumun sinir uçlarını zorlayan hem de bölgede kaçak avcılığa savaş açarak hayvanların bedenlerinin ve ruhlarının insan tarafından katledilmesine karşı duran biri olarak sınırlarda yaşamanın duygusal ve sosyal baskısı altındadır. Çok sevdiği iki köpeği kaybolunca, yaşadığı yalnızlığı ve kırılmayı rahibe anlatmaya çalıştığında ya da öldürülen hayvanlar için çare aradığında ise, boşuna çırpınmaktadır. Rahibe göre; “hayvanların ruhu yoktur” ama Duszejko yıldızların, ağaçların ve hayvanların ruhlarının olduğuna inanır ve film boyunca bütün canlılarla sürekli iletişim halindedir. Rahip, Tanrı’nın insanlara “Dünyayı hizaya getirmelerini” salık verdiğini söyler, ona göre, ölen bir köpeğin ardından ağlayıp onu gömmek insanın kibrini gösterir. Diğer taraftan da, insani kibri, insanın sadece kendisinde olduğuna inandığı ruhundan dolayı başka canlıları katlederken yaşadığını gönül rahatlığıyla açıklayan insanlar da vardır.  Hatta filmin bir yerinde, Duszejko’nun arkadaşı böcek bilimci ağaçların kesilmesini ve onlar üzerinde yaşayan canlıların yok edilmesini “Holokost” olarak ifade ederek filmin bu konudaki keskin iddiasını ortaya koymuştur.  “Canlı olan her şeyin bir ruhu vardır ve bu ruhlar arasında bir hiyerarşi yoktur.” Yola ancak bu insanlarla devam edecek olan Duszejko, kiliseden umduğunu bulamaz ve yasalar da avcılardan ve kasabada hayvanları kafesleyip onlara işkence yapanlardan yanadır.

Giderek yüzlerinde hayvan toynakları izleriyle ölen avcılar belirmeye başladığında, izleyici için de bir ikilem başlar. Hayvanların kendilerine zulmedenlerden intikamlarını alma fikri, izleyici için doğanın insandan ve onun kibrinden intikam alma yasasına göndermede bulunduğu için bir yanıyla tanıdık, bir yanıyla da ürkütücü bir deneyim sunar. Ancak bu intikamın arkasında başka türlü bir cinayet bulunduğu fikri filmi birçok açıdan tartışmalı bir duruma sokar. Montesque, yozlaşmış insan davranışının bir nedenini yasalar yüzünden suça itilmiş insan davranışı olarak tanımlar. Filmin esas sorunsalı da bu minvalde ortaya çıkabilir. Kötülük yasalardan kaynaklı mıdır, bu kötülüğü yıkmak için yasalar ihlal edilmeli midir?  Yasanın insanı yozlaştırdığı düşünüldüğünde insan nasıl özgürleşebilir? İnsanın bilimsel sınıflandırmada piramidin en üstündeki konumu ve dinsel hiyerarşideki “eşrefi mahlukat” olma durumu sorgulandığında, geriye kalan insanlık durumunun daha “doğal” bir durum olacağı söylenebilir mi? İzleyiciyi buna benzer sorularla kışkırtabilecek filmin duruşunun net ve anarşistçe olduğu söylenebilir.  Filmin en keskin iddialarından biri, ağaçların kesilmesini ve onlar üzerinde yaşayan canlıların yok edilmesini “Holokost” olarak tanımlamasıdır. (Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’daki insani açmazına film keskin bir bakış açısı sunmaktadır.)

Film, ne kilisenin vaazlarının yanında ne de hiçbir canlının ruhuna saygı duymayan ataerkil yasaların yanındadır. Hatta her ikisine de açık bir şekilde savaş açmıştır. Ayrıca ekolojist-vegan duruşu feminist bir söylemle çok doğal bir şekilde birleştirmesi de filmi oldukça başarılı kılıyor. Bir dağ evinde tek başına yaşamaya çalışan, kapitalist dünyanın bireyci değerlerini reddeden ve savunduğu canlı-yaşam ve doğa için erkek dünyasına karşı mücadele eden, toplum tarafından “deli” diye damgalanan Duszejko karakteri ile filmin deneysel görselliği ve büyüleyici sesleri izleyiciye bir yandan farklı bir ritim vaat ederken bir yandan da insanlık durumu, doğa, vicdan, suç ve ceza gibi kavramlar hakkında da düşünmeye davet ediyor.

, , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir