Alman Propaganda Sineması (1. Bölüm)

Alman Propaganda Sineması (1. Bölüm)

Share Button

Konuk Yazar: Evrim İnci

Özet

Bu makalede sinemanın ortaya çıkmasından sonra devletlerin sinemaya verdikleri önemi ve sonraki süreçte sinemanın gücünün fark edilmesiyle birlikte sinema-devlet ilişkisinin propagandaya nasıl dönüştüğü ele alınacaktır. Propagandanın tanımı ve uygulanış biçimleri ile birlikte sinemaya nasıl uyarlandığı ve devlet-sinema ilişkisinde hangi role sahip olduğu incelenecek ve sonuçları tartışılacaktır.

Bu incelemelerden sonra Alman Sineması ve propaganda ilişkisi, 1935 yılı Leni Riefenstahl yapımı olan Triumph des Willens (İradenin Zaferi) filmine odaklanılarak incelenecek ve siyasetin sinemayı hangi amaçlarla kullandığı ve Alman hükümetine olan olumlu ya da olumsuz sonuçları ele alınacaktır.

Ardından tarihsel süreçte hangi devletlerin sinemayı propaganda aracı olarak kullandıkları ve bunu nasıl yaptıkları incelenecek olup, propagandanın sinemanın gelişmesine olan yararı ve zararı gösterilecektir.

Giriş

Sinemanın ortaya çıkması ile birlikte dünya bu yeni icadı bir eğlence aracı olarak kabul etmesine karşın, sonraki süreçte devletlerin bu icadı nasıl kendi lehimize kullanabiliriz düşüncesi egemen olmuş ve bunun üzerine çalışmalar yapılmıştır. İnsanlığın ve uygarlıkların ilk oluşumu ile birlikte en önemli sorun iktidar kavramının varlığı ve bazı kişilerin kendi çevresini ya da yandaşlarını toplayarak belli bir topluluğu kontrol etme isteği olmuştur. Bu kişiler veya topluluklar kendi fiziksel üstünlüklerini kullanarak kendilerine yeni dostlar eklemeye çalışmışlar ve sonrasında başka metotlar yardımıyla belli kesimlere hitap ediyor hale gelmişlerdir. Bu tarihsel süreçte insanlığın bu egemenlik ve liderlik anlayışı artarak devam etmiştir. Fiziksel güç yerini zihinsel güce, bu güç ise kendini teknolojiye aktararak yoluna devam etmiştir. Sürecin sonunda artan dünya nüfusu ile birlikte insanlara ulaşabilmenin en önemli yolu bir şekilde insanlara seslerini duyurabilmek olduğu algılanmış ve kitle iletişim araçları bu konuda en önemli teknolojik gelişmeler kabul edilmiştir. Önceleri gazete ve radyo ile büyük bir kesim kontrol altına alınmış, ardından sinemanın doğuşu ve ülkelerin bunu kendi siyasi istekleri doğrultusunda kullanabileceklerini anlamaları sinemanın önemini arttırmıştır. Ardından televizyonun ortaya çıkması ve günümüzde internetin varlığı propagandanın kullanım alanlarını arttırmıştır.

Kitle iletişim araçlarının gelişmesi ile birlikte ülkeler halkın bu araçlarla nasıl etkilenebileceği üzerine çalışmalar yapmış ve bu çalışmalar sonucunda propaganda bilinçli kullanımı ile insanlar üzerinde bir algı kontrolü yapılabileceği varsayımına ulaşmışlardır. Bu çalışmalar propaganda üzerine yoğunlaştıkça kendini sürekli güncelleyen bir hal almış ve birçok şekilde propaganda yapılabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçla birlikte önce propagandanın bir tanım olarak algılanması gerektiği ortaya çıkmış ve ardından yöntemleri ve uygulamaları üzerinde çalışılmıştır. Geniş kitlelere nasıl ulaşılabilir ve propaganda yapılarak nasıl etkileyebiliriz düşüncesi ile sinemayı bu alana dahil etmede karar kılınmıştır. Sinemanın kitleler oluşturup o kitlelere yön verebildiği göz önüne alındığında, başta siyasi olmak üzere birçok alanda insanların düşüncelerine yön verme ve bu siyasi vb. isteklerin doğrultusunda hareket eden bir toplumun var olacağı düşüncesi, devletleri sinema üzerinde çalışmalar yapmaya ve her geçen gün daha fazla maddi kaynak ayırmaya itmiştir.

Triumph_des_Willensİradenin Zaferi

Propagandanın Tanımı

Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı ile birlikte bir tanım olarak propagandanın birçok bilim dalı tarafından incelendiği görülmektedir. Psikoloji ve sosyoloji ve siyaset başta olmak üzere insanı inceleyen her bilim dalı bir şekilde bu tanım ile ilgilenmiştir.

Tarihsel süreç içerisinde propaganda kelimesinin kökenini araştırdığımızda, Latince’de propago kelimesi ile karşılaşırız. Latince’de propago, hem dikilecek fidan hem de soy, mezhep, kuşak, ırk gibi anlamları içermektedir. Propagore; yaymak, dağıtmak, kalıtım yoluyla ya da kuşaklar yoluyla geçirmek anlamına sahiptir. Bu eylemi gerçekleştiren kişi ise propagator, yani çoğaltan, genişleten kimse demektir. Yapılan eylem ise propagaito’dur. Bu tanım, yayma, dağıtma, çoğaltma anlamına gelmektedir. (Kabaağaç, 1995: 483)

Bu tarihsel sürecin ardından birçok bilim dalı bu tanımın genişletilmesi ve daha açıklayıcı bir duruma gelmesi için çalışmalar yürütmüştür. Felsefe propagandayı kısaca herhangi bir düşünceyi yaymak için kullanılan çaba olarak tanımlar ve propagandayı bir etkileme yöntemi olarak kabul ederken, 20. yüzyıl ile birlikte daha etkin bir şekilde kullanıldığını söyler. (Hançerlioğlu, 1992: 267) Psikoloji sözlüğünde ise, başkalarının inançlarını ve davranışlarını etkilemeye çalışan ve kamuoyu oluşturmaya yönelik, gerçeklerden ve akıldan çok duyulara seslenen, olayları tek yanlı sunarak işin özünü gizleyen örgütlü ve sistemli her türlü çaba olarak tanımlanır. (Budak, 2002: 618) Sosyolojide ise, belli çıkarlara göre bazı zümrelerde, telkin ve fikir yardımıyla, bağlılaşma yaratmak için kullanılan teknik olarak tanımlanır. Propagandanın bütün bir toplum, millet için başka milletlere karşı yapılabileceği gibi; başka sınıflara karşı da yapılabileceğini belirtmektedir. (Ülken, 1969: 237)

1927 yılında o dönemki en büyük propaganda çalışmasını yürüten Harold Laswell, Propaganda Tecnique In The World adlı kitabında propaganda; anlamlı semboller ya da öyküler, söylentiler, haberler, resimler ve toplumsal iletişimin diğer biçimleriyle düşüncelerin denetimini ifade eder, tanımlamasını yapmıştır. (Akt.Bektaş, 2002: 20)

Türk Dil Kurumu’nın sözlüğünde ise propaganda; bir öğreti, düşünce ya da inancı başkalarına tanıtma, benimsetme ve yayma amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma olarak tanımlanmıştır. (TDK Sözlüğü, 1994: 614)

Yukarıda birçok alan tarafından tanımlanan propaganda, öz olarak bir düşünceyi başkalarına benimsetme olarak belirtilir. Genelde söz ve yazı ile aktarılan bu düşüncelerin kısa sürede yayılması için belli kitle iletişim araçlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının ardından silahın yerini alan propaganda, sinemayı kitle iletişim araçlarının en önemlisi olarak görmüş ve ona önem vermiştir.

Battleship-Potemkin-CinerituelPotemkin Zırhlısı

Propaganda Teknikleri

Propaganda teknikleri ilk defa 20. yüzyılın başında Walter Lippman ve Edward Bernays tarafından tanımlanmış ve uygulanmıştır. Özellikle Birinci Dünya Savaşı sırasında Amerika Birleşik Devletleri ile İngiltere arasındaki müttefiklik düşüncesiyle ilgili halkın desteğini almak için uygulanmış ve ardından yaptıkları anti-Alman propagandası ile çok başarılı olunmuştur. Propagandanın bu kadar önem kazanmasından sonra üzerinde yapılan çalışmalar kendi içinde çeşitli tekniklerin oluşmasını sağlamıştır. Propagandanın içerdiği mesajın hangi yolla, hangi strateji ile hangi kitleye sunulacağı önem kazanmıştır. Bu yüzden birden çok teknik ortaya çıkmıştır. Bunlar;

  • Korkuya Başvurma: Toplumun genelinde korku yaratarak bir konuya destek sağlamayı amaçlar.
  • Otoriteye Referans: Bir fikri, görüşü veya planı desteklemek için otorite ya da makam sahibini referans almak.
  • Tren Etkisi: Hedef görülen kitleye ‘’herkes bunu yapıyor ya da herkes bunu böyle yapıyor’’ sözlerini söyleyerek amaçlanan hareket tarzını kabul ettirmek.
  • Parıltılı Genellemeler: Bilgi veya akıl yürütme gerektirmeden kabulü sağlamak için inançları hedef alan ve toplumun geneline duygusal sözler söyleyerek etkileme amacı taşır.
  • Damgalama: Hedefi nefret edilen veya kötü görülen bir şeyle tanımlamak ve hakkında önyargı oluşmasını sağlamak.
  • Günah Keçisi: Suçu, suçlu olmayan bir kişi veya topluluğa atmak ve gerçek suçlunun göz ardı edilmesini sağlamak.

Sinema alanında genelde bu propaganda teknikleri kullanılırken bunlara ek olarak, direkt emir, rasyonalizasyon, kasıtlı muğlaklık, nedeni aşırı basitleştirmek, sokaktaki adam, sloganlar ve erdem sözleri gibi teknikler de propagandanın birer parçası kabul edilir. Kendilerine uygun durumlarda ortaya çıkan ve insanlar üzerinde etki yaratmayı amaçlayan bu teknikler, özellikle sinema ile birlikte toplumlar üzerindeki etkiyi arttırmış ve günümüzde diğer kitle iletişim araçlarıyla varlıklarını devam ettiren birer yapı olmuşlardır.

Der_verlorene_SohnKayıp Çocuk

Sinema ve Propaganda

Propaganda araçları olarak önce gazete kullanılmış, daha sonra radyo, sinema ve televizyona dönülmüştür. Günümüzde bunların tamamı hala var olurken internet dünyası da bu araçlara katılmıştır. 20. yüzyılın başında etkili olan gazete daha sonra bu yüzyılın başında kendini daha çok gösteren sinemaya bırakmıştır. Sinemanın o dönem için hayal edilemeyen bir durum olduğu varsayılmakta ve yeni bir gerçeklik algısı yarattığı görülmektedir. Sinemanın ortaya çıkışının hemen ardından yönetmenler, ulaşılabildikleri her yerde çekimler yapmaya başlamışlar ve belgeler toplayarak dünyanın küçülmesine ön ayak olmuşlardır. Savaş dönemlerinde kendini etkili bir şekilde ortaya koyan propaganda, Lenin’in sinemayı bir propaganda amacı olarak görmesiyle ve bunu kullanmaya başlamasıyla sinemadaki yerini almıştır. Sinemayı eğlence aracı olarak gören halka ülkenin kendi siyasi mesajlarını iletmek çok güç olsa da görüntünün etkili kullanımı ile halkın etkilenebileceği düşüncesi, sinemayı ve sinemacıları görüntüler üzerinde çalışmalar yapmaya itmiştir. Özellikle Sergei Eisenstein tarafından 1925 yılında çekilen Bronenosets Potyomkin (Potemkin Zırhlısı) filminin izleyiciler üzerinde yaptığı etkiyi fark eden diğer ülkeler sinemanın propaganda için önemini anlamışlar ve bunun üzerine çalışmalara başlamışlardır. Bu dönemde özellikle Sovyet montajının gelişmesi ile birlikte sinema hem bir sanat hem de bir propaganda aracı haline gelmiştir. Sovyetlerden sonra Almanların, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu konuda çalışmaları olmuştur. Propaganda her ülke için bir ihtiyaç olarak görülmüş ve hakkında “totaliter bir devlet için sopa neyse, demokrasi içinde propaganda odur,” denilmiştir ve totaliter devletlerin her zaman propagandayı daha iyi kullandıkları gözlemlenmiştir. (N.Chomsky, 1993: 36)

Alman Propaganda Sineması

Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında, en az silahlar kadar etkili olan kameranın gücü anlaşılmıştı. Özellikle Amerika ve İngiltere tarafından Almanları kötüleyen filmlerin yapılması ve izleyicilerde elde ettikleri başarılı dönüşler, hem savaşın hem de propaganda sinemasının tarihini değiştirdi. Nazilerin iktidarından önce savaştan büyük kayıplarla çıkan Almanya’nın en büyük problemi ekonomiydi. Bu kötü gidişat Almanya’da birçok film şirketinin kapanmasına ve yapımcıların istedikleri bütçeleri bulamamasına neden oldu. Hitler’in hızlıca yükselişe geçmesi ve Nazilerin iktidara gelmesi, önce Yahudi asıllı sinemacıların çalıştıkları kurumlardan atılmasına neden oldu. Bunların içinde Alman Dışavurumcu sinemacılar da vardı. Naziler iktidara geldikleri andan itibaren büyük bir propaganda mekanizması kurdular ve halkı etkileyecek en önemli aracın sinema olduğunun farkına vardılar. Hitler’in emri ile kurulan Propaganda Bakanlığı, başta sinema olmak üzere tüm sanat dallarını kontrol etmeye başladı. Hitler’in emri ile Propaganda Bakanlığı’nın başına Joseph Goebbels getirildi ve kendisine büyük yetkiler verildi. Ardından önce Amerikan filmlerine yasak konuldu ve Almanya sınırları içinde çekilen tüm filmler sansürle karşılaştı. Özellikle Nasyonal Sosyalist parti ve ideolojisini benimseyen filmler desteklendi ve film eleştirmenlerine eleştiri yasağı getirilerek kişisel fikirlerin söylenmesi engellendi. (D.Akbulut, 2012: 117)

KautschukKauçuk

Birinci Dünya Savaşı’nda kurulan ama daha sonra düşüşe geçen UFA, 1937 yılında Nazilerin kontrolüne geçerek Nazizm ideolojisi üreten filmler çeken bir şirket haline geldi. 1917’de Erich von Ludedorff tarafından Avrupa’nın en zengin insanlarının desteği ile kurulan ve amacının Amerikan propaganda filmlerine karşı kendi propaganda filmlerini çekmek olduğunu söyleyen bu şirket, halkın propaganda filmlerine karşı ilgisizliği nedeniyle çok başarılı olamadı. Alman askerlerin halkla ilgilendiği ve film yıldızlarıyla birlikte olduğu sahneler çekilirken amaç Alman ulusunu eğitmekti ancak bu durum istenilen sonuçları vermedi. Goebbels ile birlikte dramaturglar, filmlerin senaryolarına müdahale ederken, sadece çekim sonrası değil çekimler esnasında da denetimde bulundular. O dönemin ünlü yönetmenlerinden Fritz Lang’e Nasyonal Sosyalist propagandası filmleri çekmesi için davet gönderildi; fakat yönetmen bunu birçok bahane ile reddetti ve sonrasında ülkeyi terk eden yönetmenler arasına katıldı. Daha sonra Goebbels, bazı yapımcıları destekleme kararı aldı ve Franz Wenzler’in yönettiği birkaç film sinemalarda oynamaya başladı. Fakat filmlerin fazla siyasi olması dolayısıyla halkın ve izleyicinin ilgisini çekmedi. Bu durumun hemen farkına varan Goebbels önceliği halkın eğlendirilmesine, eğlendirirken yönlendirilmesine verdi. Ardından, Alman toplumunun Amerikalılara duyduğu antipati sinemada yerini aldı ve Luis Trenker 1934 yılında Der verlorene Sohn (Kayıp Çocuk) filmini çekti. Filmde New York şehrini bir tehdit olarak gösteren yönetmen, şehirde kaybolan Alman asıllı küçük bir çocuğun yaşadıklarıyla Amerika’nın kötülüklerini anlatmıştır. 1938 yılında Goebbels’in “siyasal ve sanatsal açıdan UFA’nın muhteşem başarısı” olarak adlandırdığı Eduard Borsody’nin yönettiği Kautschuk (Kauçuk) filmi çekildi. Filmde İngiliz karakterin Brezilya’ya gizlice girip oradaki kauçuk çekirdeklerini kendi ülkesine kaçırmasını anlatıyordu. Karakter sağlam duruşlu, özgüvenli ve vatansever biriydi. İngilizler üzerinden işlenen film aslında Alman vatandaşları için örnek bir tip sunuyordu. İnsanları eğlendirerek eğitmeye çalışan filmler genel olarak sıradan komediler, Amerikan western filmleriyle alay eden Alman western sineması ve erotik ya da seks filmlerinden oluşuyordu. Bu filmlerin hepsinin bir amaca uygun bir şekilde varlığını sürdürdüğünü göz önüne alsak da sinemasal ve sanatsal açıdan başarılı filmlerin var olmaması Almanya’nın yeni isim arayışlarına girmesine neden oldu. Hitler’le olan yakın dostluğu sayesinde 1902 yılı doğumlu Leni Riefenstahl UFA’nın her türlü desteğini alarak çektiği İradenin Zaferi filmi ile büyük başarılara imza attı. Film bir Alman propaganda filmi olmasına ve birçok sinema tarihçisinin yönetmenin sinematografik başarısını ‘’faşist estetik’’ olarak tanımlamasına rağmen sinemanın tüm kodlarını başarılı bir şekilde kullanan yönetmenin gücünü azaltamadı. (D.Akbulut, 2012: 120)

Yönetmen ardından 1938 yılında Berlin Yaz Olimpiyatlarını konu alan uzun metraj belgeselini yani Olympia’yı çekti. Olympia filmi, Hitler’in doğum gününde vizyona girerek bunun bile reklam malzemesi olarak kullanmış ve bir propaganda amacı taşımıştır. Kazdığı hendeklere giren kameramanları ve farklı açılardan çekim yapma isteği onu farklı bir yönetmen kategorisine soktu. Ardından gelen birçok yönetmen Leni Riefenstahl’in tekniğini kullandı ve ona benzer işler yapma çalıştı. Riefenstahl’in çektiği sanatsal olarak değer taşıyan bu filmlerin varlığı bir yandan da faşist bir yönetim altında çıkan filmlerin değersiz bulunması gerçeğinin artık doğru olmadığını da gösteriyordu. Filmlerinde çokça aynı şeyleri işleyen yönetmen, Goebbels’in “bir şeyi ne kadar tekrarlarsanız ona o kadar çok insan inanır. İncil’in önemi, 2000 yıldır aynı şeyi tekrarlıyor olmasıdır,” düşüncesini destekliyor niteliktedir. Bu amaçla hem filmlerde hem de gerçek yaşamda ülkenin önemli sayılacak her noktasına bayrak asılması ve bayrağın yüceltilmesi, bazı kişilerin fişlenmesi ve toplumdan yok edilmek istenmesi, Yahudi mağazalarının yağmalanması ve kendi görüşlerine uygun olmayan tüm kitapların toplanarak şehir meydanında yakılması gibi birçok olay gerçekleşmiştir. Kendi siyasal görüşlerine karşı bir film olan Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok filminin gösterimini Nazi gençleriyle iptal ettiren Goebbels, itiraz edenlerin darp edilmesini istedi ve amacına ulaşmak için her yolu deneyeceğinin mesajını vermiş oldu.

, , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir