The Broken Circle Breakdown (2012): Acılı Bir Hikâye

The Broken Circle Breakdown (2012): Acılı Bir Hikâye

Share Button

“Alabama & Monroe”

Belçikalı yönetmen Felix Van Groeningen, derinden sarsan bir film ile izleyicisinin karşısına çıkmayı istemiş. “The Broken Circle Breakdown” için içinizdeki bam telini sızlatan son vuruş demek uygun düşer.

Groeningen, Elise ve Didier’in aşklarına ve yaşadıkları trajediye her açıdan bakmamızı istemiş ve bizleri bu hüzünlü hikâyenin içine bırakmış. Ayrıca yönetmen, küçücük kızları kansere yakalanmış bir ailenin trajedisini elinden geldiğince akıcı, farklı bir kurgu ve sade bir biçimde anlatmayı başarmış. Elise ve Didier birbirlerine inançları noktasında birebir zıt karakterlerdir fakat hikâye bu ya âşıktırlar birbirlerine hem de deli gibi. Severler birbirlerini tüm çılgınlıklarıyla, severler birbirlerini tüm incelikleriyle ve severler birbirlerini en güzel-çirkin halleriyle.

Elise ve Dider beraber olmaya başladıktan sonra hayatlarında 3 önemli dönüm noktası olmuştur. Birincisi, aşklarının meyvesi olacağı haberini aldıklarındaki tepkileridir. Elise hamile olduğunu Didier’e söyler ve haberi Didier tarafından beklemediği bir şekilde karşılanır. Bu durum onların zıtlarından kaynaklıdır. Didier kendince haklıdır ama durum için elinden geleni yapar ve aşkı tabularından daha önde gelir.

Hayatlarının en önemli bir diğer dönüm noktası ise kızları Maybelle’in yakalandığı amansız hastalık ve sonrasında kızlarını kaybetmeleri ile geçen süreçtir. Kızlarının hastalığı onları çok sarssa da birbirlerinden kopmaz ve birbirlerine daha da sıkı bir şekilde sarılırlar. Fakat Maybelle’in ölümü onları çok sarsar. İlk zamanlarda Elise kendinde değildir, aslında Elise, Alabama olma sürecindeki yolculuğunda kendini hiç toparlayamamıştır. Diğer taraftan Didier ne kadar güçlü görünmeye çalışan taraf olsa da Didier’in hüznü Elise’ı kaybetme korkusuyla kendini gösterir. Didier, ateist ve Amerika hayranı biridir. Maybelle’nin ölümüyle dini konular gerekçesiyle sağlık konusunda aldıkları karardan dolayı Amerika ve tüm dindarlara öfke kusar, kızını kaybeden babanın acılı feryadıyla karşılaşır herkes. İçiniz parçalanır, sizde onunla lanet etmeye başlarsınız bütün evrene “değer miydi” diye.

Didier ve Elise’in hayatlarının üçüncü dönüm noktası vardır ve bu da filmde gizlidir. Filmin büyüsünü kaçırmamak adına bu dönüm noktası izleyenlere kalsın. Ayrıca film, klişelere düşmemek için sanılanın aksine bir gidişatta ilerlemekte.

Groeningen, filmde, müziği çok iyi kullanmış. Zaten Didier’in müzisyen olması ve Elise ile birlikte çalışmaya başlamalarıyla birlikte filmde güzel müzikli anlarda peşi sıra geliyor. Bu sebeple mutluluk ve acı anları müzikle de pekiştirilmiş oluyor.

Film, kurgusal anlamda da başarılıdır. Tek düze bir ilerleyiş sunulmamış, sürekli öncesi-sonrası yani kimi zaman flashbacklerle hatırlatmalara yer verilirken, hikâye bütünlüğü sağlanmış. Oyunculuklar ise Didier ve Elise’ı gerçekten hissettirecek kadar iyi performanslar.

twitter.com/demetozturk

, , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir