5. Malatya Uluslararası Film Festivali Güncesi – 1

5. Malatya Uluslararası Film Festivali Güncesi – 1

Share Button

5. Malatya Uluslararası Film Festivali, düzenlendiği ilk yıldan itibaren Altın Koza ve Altın Portakal Film Festivallerinde öne çıkan filmlerin bir arada yarıştığı festival olması ile adından söz ettirirken, yeni yapımların keşfi ve uluslararası seçkisi ile Ankara’nın doğusunda gerçekleşen önemli bir sanatsal etkinlik olarak rüştünü ispat etti. Her yıl uluslararası seçkisi ile takipçilerini mest eden festivalin bu yıl oluşturulan seçkisinin bir önceki yıllara nazaran daha zayıf kaldığını söylemeliyim. Bunun en büyük sebebi ise her yıl dünya çapında önem arz eden bağımsız yapımların festival programında yer almasıydı.

Festivalin ilk günü gösterilen ulusal yarışma filmlerinden Beni Seni Anlat, ülkemizde pek çok örneği bulunan 80 darbesini ve dönemin psikolojik boyutlarını hakkı ile işleyemeyen filmlerden biri. Bir gecekondu mahallesinde yaşayan ve güzel sanatlar resim bölümünde okumak isteyen Bahar’ın, babasının siyasi kimliği nedeni ile aranması üzerine yaşadıkları evden apar topar ve gizlice ayrılmaları ile başlayan film, hayal dünyası ile gerçeklerin birbiri ile örtüşmediğini anlatıyor. İşlediği tema açısından dikkat çekici gibi görünse de derinleşmeden yoksun yüzeysel anlatısı filmin beklentilerin altında kalmasına sebep oluyor.

Festivalin ulusal yarışma filmleri içerisinde en iddialı yapımlarından olan Toz Ruhu, oluşturduğu karakter ile yerli sinemadaki erkek algısının karşısında duran nefis bir eleştiri. Fantezi müzik seven bir erkek karakterin cinselliğe, toplumca benimsenmiş kadın-erkek işleri ayrımına bakışı sabit değildir ve olmamalı diyen Toz Ruhu, batı-doğu yaklaşımlarını Tanpınar’dan, Pamuk’tan alarak devam ettiriyor. Mahmut Fazıl Coşkun’un Yozgat Blues filmi ile paralellik gösteren filmi Onur Ünlü’nün desteğinin bulunması yüzünden Ünlü filmleri ile benzeştirmek, her iki yönetmenin erkek karakterleri arasındaki farktan ve filmlerindeki erkek dünyası ideolojisi yüzünden mümkün değildir. Karakterin geleneksel erkek algısından farklı bir erkek profili çizmesi aklınıza feminen bir karakter çizdiği yanılgısına düştüğünü getirmesin. Zira yönetmen Nesimi Yetik bu algıyı kıracak anlatıyı da filmin tümüne sirayet etmiş naiflik üzerinden naif bir dokunuş ile kırıyor.

Festivalin ikinci günü gösterilen ulusal yarışma filmlerinden Balık, insan ve doğa ilişkileri üzerine odaklanıyor. Bir balıkçı köyünde yaşayan ve konuşamayan kızlarının derdine çare arayan anne ve babanın geleneksel yöntemler ile tıbbi yöntemlere yönelmeleri Zaim sinemasından alışkın olduğumuz modern-geleneksel çatışması, hastalık-iyileşmek/iyileştirmek anlatısı ve en başta da insanı dert edinen hikâye zincirine yeni birini daha ekliyor. Anne ve babanın iyileştirmek adına farklı yollara yönelmeleri ikili arasındaki tek eksenli bir ayrışmaya değil kişilik ve hayata bakış açılarındaki farklılığı da gözler önüne seren bir olgu. Baba daha fazla kazanç elde etmek için geçim kaynağı olan doğayı tahribata yönelirken, anne doğa ile manevi bir ilişki kurmanın peşinde. Geleneksel Osmanlı sanatları ile sinema dilini harmanladığı üçlemesi ile hem sinematografik açıdan hem de içerik olarak yeniliğin peşinde olan yönetmenin Balık filmi ile sinematografik olarak başarılı bir sonuca ulaşamaması filmin en büyük eksikliklerinden. (Film ile ilgili ayrıntılı bir analiz için bakınız: Balık (2014): Derviş Zaim Sineması’nın Tekrar Eden Temaları)

Annemin Şarkısı / Klama Dayîka Min, doğuda köylerinin boşaltılması ile zorunlu göçe tabi tutulan Ali ve annesi Nigar’ın, yaşadıkları mahalleden de kentsel dönüşüm sebebi ile tekrar yerlerinden edilmesini konu ediniyor. İki nesil ve kent-kır / varoş-site yaşantıları ile modern-geleneksel çatışmasını kuran yönetmen Erol Mintaş, diğer örneklerinin aksine geleneksellik-modernlik arasındaki devinime öze dönerek ana topraklarından karşılık veriyor. Bu açıdan Mintaş için seleflerinin içinde bulunduğu enformasyon tarafından temellendirilen bir gerçeklik kıskacından kurtulduğu -dengbejlerin var olanı yalın bir biçimde anlatması gibi- söylenebilir. Günümüz Kürt anlatılarının ortak paydası olan çocukluğa, geleneğe, köklere dair aidiyetlerin arasında unutulan kültürel ve fikri bir bunalımın oluşturduğu bireyin kendisine de odaklanan yönetmenin başarısı ise, kendisinin ve birçoğumuzun içinde bulunduğu bu bunalımı başarılı bir biçimde gözlemlemesinde yatıyor.

Uluslararası yarışma filmlerinden İran yapımı Kızlar Bağırmaz / Hiss! Dokhtarha Faryad Nemizanand, kadın sorununu temel alan yapısını adalet olgusu ile harmanlamaya çalışması ile kötüleştikçe kötüleşiyor. Hollywood sinemasının gerilim motiflerini filmin her bir noktasında kullanma girişimleri filmi ucuz bir taklitten öteye taşımadığı gibi, savunuculuğuna soyunduğu tüm olguları işleyiş biçimi ile plastikleştirmesi asıl derdinin bir hikaye anlatmak değil rant devşirmek olduğunu düşündürtüyor.

İkinci günün ulusal yarışma filmlerinden sonuncusu olan Kırlangıçlar Susamışsa için söylenebilecek tek şey; tek başına Karadeniz doğa manzarası görüntülerinin bir filmi kurtarmaya nasıl yetmediğinin örneği olduğu. Yönetmenin Karadeniz’in HES yapımları ile katledilmemesi için savaşım veren yöre insanının mücadelesi ile ilgili elinde bulunan belgesel görüntüleri kurmacaya dönüştürme girişimlerinin diyalog ve oyunculuklar başta olmak üzere oldukça yapay bir temelde ilerlemesi, filmi oldukça kötü olarak nitelemek için yeterli sebepler.

twitter.com/teksinbegec

, , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir