25. Gezici Festival Günlükleri – 1

25. Gezici Festival Günlükleri – 1

Share Button

Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenenen 25. Gezici Festival başladı. Yazarımız Haktan Kalır festivalin nabzını tutuyor.

Your Turn (Sıra Sende, Espero tua (re)volta, Eliza Capai, 2019)

Guha ve Spivak gibi düşünürlere sahip olan “subaltern” temel bir şekilde şu soruyu sorar: Tarih, egemenlerin sesinden nasıl arındırılabilir? Kolonyalizmin köylü isyanları neden küresel bellekten silinmiştir? [1]Marcela’yı saçlarıyla barıştıran bell hooks’un seslenişi, Koka’nın rap’i için onun zihnini dekolonize eden wa Thiong’o ve Nayara’da beliren Gramsci’nin kökü de egemenin sesini aşmaktır. Tarihin, ötekide ve ötekice kaydedilmesi gerekir. Eliza Capai’nin geleneksel belgesel yapısının dışına çıkan ve kaynağını doğrudan ötekilerden edinen Sıra Sende‘si de tarihin ötekice kaydını tutmayı başarmış. Belgeselin anlatıcılarını bu kadar içselleştirmesi ve uzun süredir biyografileri reddeden araştırmalara kişisel olanı dahil etmesi, faşizme, popülizme ve neoliberalizme karşı biricik bir tarihselleştirmeye dönüşmüş. Avrupalı, beyaz, heteroseksüel erkeğin tahakkümünü ileten televizyonlarından haberlerine, akademisinden sanatına kadar tüm mecralara alternatif bir varoluş ve tarihi aktarıyor Sıra Sende, mutenalaştırılamayanların[2] hikayesi kesinlikle izlenmeli.

 

Do the Right Thing (Doğruyu Seç, Spike Lee, 1989)

İnsanı, sokağı ve dünyayı kavuran sıcaklık tüm filmi öylesine dağlıyor ki şimdinin içine sıkışıp yapışmış bir sorunun oradalığı filmin kopuş anına kadar gösteriliyor. Öyle ki dünya ne geleceğe akabiliyor ne de şimdide durabiliyor; Lee’nin melodik sona kadar bir şeylerin olmasını beklediği Doğruyu Seç, onun şu anki sinemasında nelerin sorunsallaştığını ve 1980ler ve 1990’lardaki sinemasında neyin özel olduğunu gösteriyor. Olağan olanın, yinelenenin ve gündeliğin içerisindeki çelişkilerin kriz anına kadar biriktiğini anlatan Doğruyu Seç, Lee sinemasının köküne dönmek için yerinde bir tercih olacaktır.

Let There Be Light (Işık, Daha Fazla Işık, Nech je svetlo, Marko Škop, 2019)

Popülizmin, aşırı sağın ve faşizmin yükselişte olduğu tezine sinemanın yönelimi hayli güçlü oldu ve bu bağlam kendisine bir hayli temsil bulmaya başladı. Škop’ın filmi, yabancı düşmanlığının paranoyaklık boyutunda düşmanlık yarattığı Avrupa’nın temsiline benzer şekilde bir köydeki militanları, militanlaşmayı ve bunun yarattıklarını anlatıyor. Škop’ın bunu yaparken bir hayli tökezlediği söylenebilir. Film karakter öykülerinin gelişimine yahut birbirleri ile olan ilişkilerin izleğine yönelmiyor, köye ve köyün örgütlerine istikrarlı bir bakış atmıyor. Milan’ı ana odağı olarak seçip Zuzka’nın ve hatta Adam’ın bakışını reddederek önemli bir daralmaya uğruyor. Bu daralmanın sonucundaysa izleyiciye kendi deneyimleri ve duygulanımlarıyla iştirak etmesi gereken, oldukça sıradan iki baba-oğul öyküsü kalıyor.

They Say Nothing Stays The Same (Zaman Her Şeyi Siler, Joe Odagiri, 2019)

Odagiri, köprü inşa edilen bir nehrin kayıkçısı olan Toichi’nin öyküsünü anlatırken aynı zamanda yolda olan ve nehri aşmak zorunda olanların öyküsünü de anlatıyor. Yaşamı boyunca yalnızca bu işi yapan Toichi’nin yaşamı film boyunca genişliyor, onun yaşamına dahil olacak olan izleyici de yanında getirdikleri ve götürdükleriyle değişen zaman üzerine bir anlatı kuruyor. Yönetmen Odagiri’nin doğaüstü unsurlar ve bilinçaltı öğelerle neredeyse mitleştirerek sona ulaştırdığı bu öykünün, kendisini yinelemekten vazgeçmesi gerekiyor. Bir dönüşümü anlatması gereken film kendisini dönüştürmeden bir tekrara ve imgesinin tüketimine karışmış oluyor. Odagiri’nin Zaman Her Şeyi Siler‘i arada kalmış bir yapım, her şeye rağmen Akira Emoto’nun oyunculuğu için izlenebilir.

[1] https://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/00856401.2014.987338?src=recsys&journalCode=csas20
[2] https://www.e-skop.com/skopbulten/mutenalastirma-sanati/2649

, , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir