The Tale (2018): İstismarın Bastırdığı Şimdi

The Tale (2018): İstismarın Bastırdığı Şimdi

Share Button

Jennifer Fox’un The Tale (Öykü) filmi iki ön anlatı ile başlatıyor: İlki ismindeki “tale”in içerdiği kurgusallık, gerçekdışılık ithamı ile seyircisini tıpkı film boyunca bahsedilen kağıtların varlığı gibi bir tür çözülüşe götürürken ilk adımı şüphe ile yaratması; ikincisi ise film boyunca filmin tüm biçemini parçalayan bir yapıda ortaya dökülen röportaj sekansları, bu sekanslarda Jennifer geçmişinin hayaletleri ile bire bir konuşarak zamanın içine sıkışmış gerçeği ortaya çıkartmaya çalışıyor. Fox’un öyküsündeki tüm dönüşüm de bu iki noktanın birbirlerini sürekli örerek var ettikleri çatlaklar ile belirebiliyor. Daha önce Handmaiden yazımda, seyircinin bir trajedi şaşkını olarak nasıl konumlanabileceğinden bahsetmiştim; bu, filmin filmdeki gerçekleri saklayarak bu gerçeklerin ortaya çıkışını biricik bir şaşkınlığa dönüştürmesinde saklı olan bir büyü gibiydi ve bir soğanın halklarının açılması gibi filmin gerçekleri açılarak seyirciyi güvenli konumundan alaşağı eden bir yapı kurulmuş oluyordu. Fox’un “The Tale”i de seyircisini yanına alıp bir istismarın nasıl gerçekleştiğini ve bir istismarın tüm karmaşıklığını olabilecek en nadide yöntemlerden biri ile yapıyor: olmamışlığına inanarak, olmuşluğuna çözülerek.

Film iki gerçekliği içeriyor: Biri Jenny’nin bedeninin kusarak, yazdığı öykününse bağırarak anlattığı istismar; diğeri Jennifer’ın bir boşluğa gömdüğü yılları ve bulanıklaştırdığı ilişki inancının yarattığı döngüsel geçmiş. Döngüsel geçmişten kastettiğim şey yaşamın belirli deneyimlerinin, anlarının ve sürecinin geçmiş-şimdi-gelecek akışından kopması ve geçmişin içine sıkıştırılarak bir karartma ile bastırılmasıdır; psikoz hallerinin karaltma yaptığı yoğun bunalım, baskılanma ve değişim anları birer örnek bu döngülere. Bu iki gerçekliğin ilişkisi nasıl peki? Bunların bir araya geldiği anda bu ilişki çözülmüş oluyor; Jenny ile Jennifer’ın yine bir röportaj gibi “reddediş”i konuştukları bu söz konusu an Jennifer’ın kendine şimdisine kadar susturmuş olduğu korkularını sorduğu dönüşümü var ediyor. Jenny’nin istismarını bir öyküye dönüştürerek araçsallaştırdığı anın yine Jennifer’ın bu öyküyü bir filme dönüştererek amaçsallaştırdığı ana karıştığı bu an bir istismarın tüm çelişkileri, sömürüleri, yok edişleri ile döküldüğü anıda tekabül ediyor. Film, böylece ismindeki The Tale’i parçalıyor ve anın gelişimine film boyunca gösterdiği açığa çıkmalar, bastırmalar, yok saymalar, konuşmalar ile varıyor.

Fox, gündelik hayatında Hindistan’daki kadınların cinselliği, özneliği ve mücadelesi üzerine (ki ataerkilliğinin dışlayıcı zorbalığında belki de kadınlık bunların dışlanması ve içlenmesi ile ortaya çıkar) bir belgesel çekerken o belgeselde bir dışarı öznesidir. Fox, yaşamında cinsel olarak hiç baskılanmamış bir kadın olarak Hindistanlı ya da Pakistanlı kadınları kaydederken sorduğu sorularda bir alter karakter olarak Jennifer vardır ve Jennifer’ın soruları bastırmış olduğu geçmişini hem akseden hem de neşreden bir soru yığınını ortaya çıkartır. Soruları, Jennifer’ın sıkışmış benliğinin sürekli bir şekilde dışa vurduğu benlik merakı gibidir. Jennifer, geçmişini bastırdığı yokluğa soramadığı sorularını belgeselleri, hayatı ve dersleri boyunca diğer her insana sorar gibidir. Bir tür gerçeklik içinde istismarın bastırdığı, yeniden yarattığı ve değiştirdiği bir cinselliği normallik içinde kabul etmiş tüm benliği birer çatlağı bulup da aşar gibi sorular sormaya, merak etmeye, dönüşmeye çabaladıkça Jennifer da kendi geçmişinin uzak bir ruhu olarak var olur. Annesinin bulduğu öykü ile çatlaklar açılırken geçmişin Jenny’sinin hem susturmak hem de konuşturmak istediği çelişkiler yığınının karşısında Jennifer korumacı, dışlayıcı bir halden yıkıcı, içleyici bir hale dönüştükçe ilişki de istismara dönüşür ve böylece geçmiş döngüselliğinden arınıp bir gerçeklik taşıyıcısı gibi şimdiye akmaya başlar. Jennifer, geçmişsiz bir hayalet gibi döngüsel bir yabancılıktan ancak istismarın tüm illüzyonunu aşarak kurtulur ve film, bu dönüşümü Jennifer’ın belgesellerinin sorusunu yukarıda söylediğim yöntemle takip ederek yapar. Jennifer, Jenny’yi keşfederken geçmişini röportajın sorularına alarak bir bağlantı inşa etmeye başlar. İstismar, iki ayrı evrendeki sorular ile açılmaya başlar; bir yandan Jennifer çocukluğunun insanlarını şimdiki zamanda bulup sorular soruyordur bir yandan da çocukluğundaki özneleri çocukluğunun dünyasında bir koltuğa, arabaya ve eninde sonunda bir hatıraya oturtup cevaplar buluyordur. Böylece, bu röportajların sonunda Jennifer ile Jenny arasındaki bağlantısızlık kopar ve bedeninin bir öz gibi sürekli aktarmaya uğraştığı gerçeklikte her iki Jennifer/Jenny de buluşur: bir tuvaletin duvarına yaslanıp az önce tanık oldukları şeyin iğrençliğine kusarak.

The Tale bir istismarın tüm öznelerinin ne kadar sorunsal, çelişkisel ve derin gerçekliklere, baskılara, sömürülere ait olduğunu anlatan ve bir kadın ile bir çocuğun özne oluşunun, bireyselliğini askıya alındığı zamanların tüm yaşamlarını nasıl döngüselleştirdiğini aktaran bir film. Geçmiş, bir öyküye dönüştüğünde eksilir; istismar, bir reddedişe karıştığında farklılaşır; insan, bir illüzyona kandığı sürece rahatlar…

Haktan Kalır

Hacettepe Üniversitesinde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi almakta; kendi blogunda amatör olarak başladığı film incelemelerini yine bir amatör olarak Cineritüel’de sürdürmekte.

, , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.