Sibel (2018): Ormanın Ruhundan Ateşi Çalan Kadın

Sibel (2018): Ormanın Ruhundan Ateşi Çalan Kadın

Yazar Puanı3.5
  • Sibel, Türk mitolojisindeki dişi kurt Asena’yı, öte yandan kırmızı başörtüsü, köyün uzağında bir evde yaşayan, sürekli ziyaret ettiği Narin adlı ninesi ve kurt ile olan ilişkisiyle Kırmızı Başlıklı Kız’ı da anımsatır. Bu anlamda filmin hem yerel hem de evrensel bir hikâye yakalama derdinde olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Share Button

Karadeniz’de unutulmaya yüz tutmuş kuşdilinin konuşulduğu Kuşdil Köyü’nde geçen Sibel (2018), yalnızca ıslıkla konuşan genç bir kadının, kadınların kendi içine de sirayet eden heteronormatif düzene karşı gelişini mitoloji ve masallara öykünen detaylarla anlatıyor. Guillaume Giovanetti ve Çağla Zencirci’nin yönetmenliğini üstlendiği film, yönetmenlerinin deyimiyle “kökeni gerçeklikten gelen kurmaca bir film”. Hem kuşdiline yer vermesi hem de Giresun’un meşhur Gelin Kayası efsanesini hikâyesine yedirerek Sibel üzerinden işlemesi, filmi geleneklere sırtını dayayan ancak geleneksel ve taraflı tutumlara da karşı gelen melez bir forma bürüyor.

Gelin Kayası Efsanesi

Giresun’un merkezine yakın bir bölgede bulunan ve görüntüsü itibariyle sırtında bebeğini taşıyan bir kadını andıran Gelin Kayası efsanesine göre istemediği bir adamla evlendirilmek üzere at üzerinde köye giden bir gelin, kötü kalpli biriyle evlenmek yerine taş olmayı diler ve dileği kabul olur. Gelin Kayası efsanesi farklı şekillerde anlatılır ancak her biçiminde ortak olan genç, evli ya da evlenmek üzere olan bir kadın ve onun doğayla kurduğu ilişkidir. Bu efsaneden ilham alarak Sibel’i ormanın ruhundan ateşi çalıp bütün kadınların yolunu aydınlatacak özgür, cesur bir kadın olarak kurgular film. Damla Sönmez’in kuşdilini öğrenerek film boyunca yalnızca ıslıklarla hayata geçirdiği duygu aktarımları oldukça başarılı. Hatta öyle başarılı ki Sibel, köyün “insan” diliyle konuşan kadınlarından daha gerçek, daha inandırıcı.

Filmi kazıp argümanlarına ulaşmaya çalışmadan önce Sibel’in Karadeniz kültüründen ziyade Karadeniz “ruhunu” ince detaylarla yansıttığını söylemek gerek. Bu nedenle karakterlerin neden Karadeniz ağzıyla konuşmadıkları meselesi, filmin esas meselesi değil.

Dişi Kurt Asena ve Kırmızı Başlıklı Kız

Godot misali hiçbir zaman gelmeyecek olan, ormanda yaşadığına yalnızca inanılan bir kurdu arayan ve onu öldürme hayaliyle her gün ormana giden Sibel, kurdu öldürdüğünde kendisini topluma kabul ettirecektir. Konuşamadığı için dışlanan ve uğursuz kabul edilen, çocuklarının da ona benzeyeceğinden korktukları için genç kızların yaklaşmaktan imtina ettikleri Sibel, bıkmadan usanmadan kurt düşsün diye kazdığı çukuru her gün kırmızı çizmeleriyle onarır. Bir gün çukura düşen bir yabancıysa hayatının seyrini değiştirir. Asker kaçağı olduğunu söyleyen Ali (Erkan Kolçak Köstendil), Sibel’le boğuşması esnasında yaralanır. Ardından bu vahşi ilk buluşma, Sibel’in dişiliğini keşfedeceği bir sürece evrilir.

Sibel, Türk mitolojisindeki dişi kurt Asena’yı, öte yandan kırmızı başörtüsü, köyün uzağında bir evde yaşayan, sürekli ziyaret ettiği Narin adlı ninesi ve kurt ile olan ilişkisiyle Kırmızı Başlıklı Kız’ı da anımsatır. Bu anlamda filmin hem yerel hem de evrensel bir hikâye yakalama derdinde olduğunu söylemek yanlış olmaz. Asena misali kendi gücünü ve iç enerjisini kendisi yaratan Sibel, ormanda aradığı kurdun yerine ansızın gelen bir yabancıyı bulur. Terörist olduğu söylentileri ilerleyen süreçte köye yayılacak olan Ali ile Sibel’in aralarında gelişen sıra dışı iletişim/iletişimsizlik, zaman geçtikçe birbirlerini anlamaya başlamalarıyla sonuçlanır. Ali bir gün ortadan kaybolduğunda -tıpkı dışlanmış olması nedeniyle Sibel’e benzeyen Narin’in seneler evvel ortadan kaybolan sevdiği adam Fuat gibi- , Sibel de Ali’nin yolunu beklemeye başlar.

Daha filmin başında çayı bile tarlada diğer kadınlardan ayrı köşede toplayan, verdiği bir bardak su dahi içilmeyecek derecede nefret edilen Sibel, babasının ise biricik “kızıdır”. Boynunda taşıdığı tüfeğiyle, erkek gibi güçlü, sert oluşuyla, tek başına kurdu yenmek üzere “tehlikeli” ormana gözü kapalı dalmasıyla, genç kızlar hava kararmadan eve dönerken o, Karadeniz gibi bir yerde eve gece yarısı dönebilmesiyle erkek evladı aratmaz. Evi çekip çeviren de odur tarlada işe koşup babasıyla keklik avlayan da. Buna karşın evin küçük kızı Fatma (Elit İşcan), daha lisede evlenme hayalleri kuran, makyaj yapan, giyinmeyi seven genç bir kızdır. Bu kadar el üstünde tutulan Sibel’in, ormanda bir teröristle görüştüğü söylentileri Fatma tarafından köye yayılınca, Sibel için zor günler de başlar. Baba, başta inanmak istemese de süreç ilerledikçe Sibel’e ormana gitmeyi yasaklar. Fatma ise ablasının kötü namı nedeniyle evlenemez; başlangıçta sadece Sibel toplumun dışına itilirken bu kez bütün aile ona eşlik eder.

Kemikleri Toplayarak Kurda Ulaşmak

Köylünün deli olarak etiketlediği Narin’le uzun vakitler geçiren, onun fikirlerine önem veren Sibel’in sosyalleşme anları da toplumdan uzaklaştığı bu anlar olur. Kalabalıklar içinde yalnız, kına eğlencesine bile ait olamayan bir kadın olan Sibel, ormanda tek başına kaldığında sosyalleşir, tüfeğini omuzuna astığında ondan aldığı güçle insanlara katlanabileceğinin farkına varır. Elbet yakalayacağına, kemiklerini toplaya toplaya ulaşacağına inandığı kurt da onun bir gün topluma karışabilme ihtimalidir aslında. Babanın ilk kez Sibel gibi kuşdiliyle konuşmaya başladığı an, Sibel’in de aradığı gücü ve enerjiyi bulduğu an olur.

Köyün kadınlarının Sibel’i tekme tokat dövecek kadar ondan nefret etmelerinin motivasyonu konusunda, filmin hızlı ve ezberci davrandığı yönünde bir eleştiri geliştirilebilir. Sibel, ritim olarak kendisini tekrar eden bir anlatıma düşme tehlikesi taşısa da finalinde açık bıraktığı kapıdan girmek isteyen seyircisinin yüzünde kocaman bir tebessüm bırakır. Ormanın ruhundan ateşi çalan ve köye getiren Sibel, ataerkil düzene, yerleşik normlara, bilinmeyene duyulan korkuya, kendine benzemeyene beslenen öfkeye, kısacası bir toplumun bütün korku, çelişki ve arzularına karşı gelir; bütün kadınları da ışığıyla aydınlatır.

Dilan Salkaya

1994 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema bölümü mezunu. Fil’m Hafızası, Sinema Terspektif, Berfin Bahar, Hayal Perdesi gibi farklı sosyal mecralarda ve dergilerde sinema üzerine yazıları yayınlandı, çeşitli kısa film ve yönetmenlik deneyimleri oldu. Senarist olarak kariyerini inşa ederken, art-his.com’da sanat üzerine karalamayı sürdürüyor.

, , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.