Blake Snyder’in Nevi Şahsına Münhasır Kategorizasyonuyla 10 Film Türü

Blake Snyder’in Nevi Şahsına Münhasır Kategorizasyonuyla 10 Film Türü

Share Button

Senaryo yazarken ihtiyaç duyacağınız o kitap “O Kediyi Kurtar” Hep Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı. Blake Snyder’in yıllarca sektördeki deneyimlerini, yazarken kendi senaryoları için kullandığı yöntemleri derlediği ve bir kişisel gelişim kitabı kolaylığında tıpkı bir Hollywood filmi gibi kaleme aldığı kitabında senarist adayları ve hali hazırda senaryo yazanlar için birçok kestirme yol ve yöntem anlatılıyor. Birçok konuda ufuk açan modeller geliştiren Snyder’e göre senaryo yazmak için janr bilmek olmazsa olmaz bir kural. “Klişeye yaklaşabilirsiniz, etrafında dolanabilirsiniz, üstüne koşturabilirsiniz ve neredeyse kucaklayabilirsiniz ama son saniyede dönüp gitmeniz gerek. O klişeyi eğip bükmeniz gerek.” diyor Snyder ve bunu yapmanız için janr bilmeniz gerektiğini de ekliyor. Bir stüdyo yöneticisinin kendisine söylediği; “Aynısından ver bana… ama farklı olsun.” mottosundan yola çıkarak janr bilmenin değerini anlıyor: “Birçok nedenden bir senaryo yazarken işin ortasında kaybolup gideriz. Ancak bu en çok janr belirlemediğimiz için başımıza gelir. Ben de yazsam Steven Spielberg de yazsa başka filmlere atıfta bulunmak o janr içinde olay örgüsü ve karakterler için ipuçları aramak olağan bir şey.” Bu ipuçlarını bulmak için de elbette janrları bilmeniz gerekir. Değişik, alternatif, farklı, “anti-“ hikayeler anlatmak isteyip biçimi yapı-bozuma uğratmak isteseniz bile bu türleri ve bunların hikaye örgüsündeki, yapısındaki işlevlerini bilmeniz gerekir. Janr konusunda çok kitap yok Türkçe’de ama tartışmalı bir konu olduğunu ve filmlerin sınıflandırılmasının zor olduğunu söyleyeyim. İşte Blake Snyder, yazarları bu zorluktan çekip çıkarmak isteyerek bir kategorizasyona girişmiş ve tamamen kendine özgü 10 film türü belirlemiş. İzlediğiniz her filmi az ya da çok bu türlerin içine dahil etmeniz olası. Bu da yazara müthiş imkanlar sunan ve yazarken işini kolaylaştıran bir anahtar işlevi görüyor. Sizin için bu türleri ve bu türlerin örneklerini Blake Snyder kitabından özetledim:

  1. EVDEKİ CANAVAR

Ev, sınırlı bir alan olmalı: Sahil kasabası, uzay gemisi, dinozorlu ama fütüristik bir Disneyland, bir aile. İşlenen bir günah var, çoğunlukla da (parasal veya cinsel) açgözlülük olur. Bu günah, doğaüstü bir canavarın yaratılmasına sebep olur, canavar da bir intikam meleği gibi günahı işleyenleri öldürmek, günahın ne olduğunu sonunda anlayanların da canını bağışlamak için gelir. Janr soyağacının bu pek meşhur dalına katkıda bulunmak isteyen senaryo yazarının görevi; canavara da canavarın sahip olduğu güçlere de canavarın ‘’böö!’’ deyişine de yenilikler getirmek.

Jaws (1975). Yön. Steven Spielberg
Tremors (1990). Yön. Ron Underwood
Alien (1979). Yön. Ridley Scott
The Exorcist (1973). Yön. William Friedkin
Fatal Attraction (1987). Yön. Adrian Lyne
Panic Room (2002). Yön. David Fincher
Jurassic Park (1993). Yön. Steven Spielberg
The Nightmare On Elm Street (1984). Yön. Wes Craven
Friday The 13th (1980). Yön. Sean S. Cunningham
Çığlık (Scream) Serisi

  1. ALTIN POST

Eğer senaryonuz bir biçimde ‘’Yol Filmi’’ olarak kategorize edilebiliyorsa, benim altın post olarak adlandırdığım bu janrın kurallarını bilmeniz şart: Bir kahraman bir şeyin peşinden yola çıkar ve aradığı şeyden başka bir şeyi keşfeder: Kendisini. Her “altın post” filminin teması içsel bir olgunlaşmadır. Önemli olan yolculuğu boyunca kahramanın nasıl değiştiğidir. Hikayeyi işleten şey olaylar değil, kahramanın o olaylar sonucunda kendisi hakkında öğrendikleridir.

Yıldız Savaşları (Star Wars) Serisi
The Wizard of Oz (1939). Yön. Victor Fleming, George Cukor
Planes, Trains and Automobiles (1987). Yön. John Hughes
Back to the Future (1985). Yön. Robert Zemeckis
Road Trip (2000). Yön. Todd Phillips
Gulliver’s Travels (1939). Yön. Dave Fleischer
Ocean’s Eleven (2001). Yön. Steven Soderbergh
The Dirty Dozen (1967). Yön. Robert Aldrich
The Magnificent Seven (1960). Yön. John Sturges

  1. SİHİRLİ LAMBA

‘’Keşke…… olsaydı’’ herhalde Adem’den bu yana en çok edilen duadır ve bu gerçekleşen dilek fantezilerini sonuna kadar kullanan, iyi bir ‘’farz edelim ki’’ masalı anlatan hikayeler de iyidir, köklüdür. Eğer gerçekleşen dilek hikayesi olacaksa kahramanın etrafındaki insanların baskısı altında olan, ezilen bir Sindirella olması gerekiyor ki ona biraz mutluluk verecek herhangi birini ya da bir şeyi biz de gönülden destekleyelim. Fakat yine de kuralların bize gösterdiği ve insan doğasının dayattığı üzere, kimsenin, en mazlum karakterin bile çok uzun süre başarılı kaldığını görmek istemeyiz. Sonunda da kahramanın sihrin her şey demek olmadığını bizim gibi –seyirci koltuğunda oturanlar gibi- olmanın daha iyi olduğunu öğrenmesi gerekir. Çünkü nihayetinde bu olanların bizim başımıza hiçbir zaman gelmeyeceğini biliriz. O yüzden çıkaracağımız bir dersin hep eli kulağında olmalı, filmin sonunda da iyi bir kıssadan hisse verilmelidir. Sihirli lambanın ettiğini bulma hikayesi versiyonu tercih edilecekse, aynı hikaye kuruluşunun tam zıddı geçerlidir. Bu sefer elimizde kıçına bir tekme isteyen bir adam ya da bir kadın vardır. Ancak yine de kendilerini affettirecek bir taraflarının da olması gerekir. Bunu kıvırmak biraz daha alengirli bir iş. Filmin başında mutlaka bir O Kediyi Kurtar sahnesi olmalı. O sahnede bu adamın ya da kadının pisliğin teki olduunu bilsek de içlerinde kurtarmaya değer bir şey olduğunu bilmeliyiz. Böylece hikayenin akışı içinde, sihirden (lanet bile olsa) faydalansınlar, sonunda da kazansınlar.

The Mask (1994). Yön. Chuck Russell
Practical Magic (1998). Yön. Griffin Dunne
Hall Pass (2006). Yön. Eric Frodsham, Chris Eck
Liar Liar (1997). Yön. Tom Shadyac
Freaky Friday (1976). Yön. Gary Nelson
All Of Me (1984). Yön. Carl Reiner
Groundhhog Day (1993). Yön. Harold Ramis
Bruce Almighty (2003). Yön. Tom Shadyac
Love Potion #9 (1992). Yön. Dale Launer
Flubber (1997). Yön. Les Mayfield
Blank Check (1994). Yön. Rupert Wainwright

  1. DERTLİ ADAM

Bu janrı tarif eden bir cümle var: ‘’Sıradan biri kendini sıra dışı durumlarda bulur.’’ Dertler büyük ve köklü… Siz, sıradan biri olarak bu dertlerle nasıl başa çıkacaksınız? Evdeki Canavar’da olduğu gibi, bu janrda da oldukça basit iki dişli var: Biri, tıpkı bizim gibi ortalama bir erkek ya da kadın biri de dert: Derinine inip karakterin üstesinden gelmesi gereken bir şey. Bu basit öğeleri alıp sonsuz kere karıştırıp eşleştirerek toprağa yeni durumlar ekip büyütebilirsiniz. Kahramanınız ne kadar ortalama olursa görevi o denli zorlaşır. Kahramanınızın yetenekli olup olmamasından bağımsız olarak bu hikayelerin işlemesini sağlayan şey, görevlerinin büyüklüğündeki oran. Bir genelgeçer kural da şu: kötü adam ne kadar kötüyse kahramanlık da o kadar büyük olur; o yüzden kötü adamı mümkün olduğu kadar kötü yapın. Dert ne kadar büyükse bizim adamımızın aşması gereken engeller de zorlaşır ve kötü adam kim olursa olsun, kahramanımız kendisine karşı dizi dizi sıralanmıs, ondan çok daha güçlü düşmanlarını zekası ve kendi kişiliği ile yener.

Die Hard (1988). Yön. John McTiernan
Schindler’s List (1993). Yön. Steven Spielberg
The Terminator (1984). Yön. James Cameron
Titanic (1997). Yön. James Cameron
Breakdown (1997). Yön. Jonathan Mostow

  1. GEÇİŞ DÖNEMLERİ

Bu hikayeler acı ve eziyet hikayeleridir ama bunlar genellikle bir dış kuvvetten gelir: Hayat. İyi bir geçiş dçönemi hikayesinde olayları bizzat yaşayan kişi dışında herkes ‘’olayı’’ çözmüştür. Ona da sadece tecrübe bir çözüm sunabilir. Bu janrda temelde –ister komik ister dramatik yorumlanmış olsun- canavar, sorunlu kahramana sinsice yaklaşır; hikaye de kahramanın o canavarın kim ve ne olduğunun yavaş yavaş farkına varmasıdır. Neticede boyun eğmekle ilgili bu hikayelerde zafer kendimizi bizden güçlü olan kuvvetlere bıraktığımızda kazanılır. Hikayenin son noktası kendi insanlığımıızı kabul edişimizdir. Kıssadan hissesi de hep aynıdır: Hayat Böyle Bir Şey!

10 (1979). Yön. Blake Edwards
The Lost Weekend (1945). Yön. Billy Wilder
Days of Wine and Roses (1962). Yön. Blake Edwards
28 Days (2000). Yön. Betty Thomas
When a Man Loves a Women (1994). Yön. Luis Mandoki
That’s Life (1986). Yön. Blake Edwards
Ordinary People (1980). Yön. Robert Redford

  1. ARKADAŞ AŞKI

Klasik ‘’arkadaş hikayesi’’ türünü Sinema Çağı’nın bir yaratımı olarak görüyorum. Sinema Çağı’ndan önce bir iki muhteşem arkadaşlık hikayesi vardıysa da (ör. Don Quijote), bu kategori sinemanın doğuşuna kadar bir hikaye biçimi olarak yolculuğuna tam olarak başlamamıştı. Benim teorim arkadaş filmi janrını kahramanının tepki vereceği kimsesi olmadığını farkeden bir senaryo yazarının keşfettiği yönünde. Edebiyat eserlerinde iç monologların ve tasvirlerin doldurduğu yer, filmlerde büyük bir boş alan oluyordu. Senaryo yazarı da büyük ihtimalle birden ‘’kahramanımın hikayemin önemli meselelerini tartışabileceği birisi olsa ne olurdu?’’ diye sordu. Böylece klasik ‘’arkadaş filmi’’ doğdu. İyi bir arkadaş filminin sırrı aslında kılık değiştirmiş bir aşk filmi olmasında yatıyor. Aynı şekilde tüm aşk hikayeleri de sadece içinde seks ihtimali olan arkadaş filmleridir. İster dram ister komedi olsun  içinde seks olsun ya da olmasın bu filmlerin kuralları aynı: Önce ‘’arkadaşlar’’ birbirlerinden nefret ederler. Ama ortak maceraları birbirlerine ihtiyaçları olduğunu, özünde bir elmanın iki yarısı gibi olduklarını ortaya çıkarır, bunu farketmek daha da fazla çatışmaya yol açar. Çoğu kez arkadaşlardan biri hikayenin kahramanıdır, bütün değişimi ya da değişimin çoğunu o geçirir. Bu sırada diğer arkadaş onun değişiminde katalizör görevi görür. Kendisi ya çok az değişir ya da hiç değişmez.

Dumb and Dumber (1994). Yön. Peter Farrelly, Bobby Farrelly
Rain Man (1988). Yön. Barry Levinson
Butch Cassidy and the Sundance Kid (1969). Yön. George Roy Hill
Wayne’s World (1992). Yön. Penelope Spheeris
48 Hours (1982). Yön. Walter Hill
Thelma and Louise (1991). Yön. Ridley Scott
Finding Nemo (2003). Yön. Andrew Stanton, Lee Unkrich
Bringing Up Baby (1938). Yön. Howard Hawks
Pat and Mike (1952). Yön. George Cukor
Woman of the Year (1942). Yön. George Stevens
Two Weeks Notice (2002). Yön. Marc Lawrence
Lethal Weapon (1987). Yön. Richard Donner
E.T. (1982). Yön. Steven Spielberg

  1. NEDEN YAPMIŞ?

İnsanların kalbinde kötülüğün gizlendiğini hepimiz biliyoruz. Açgözlülük yapılır. Cinayetler işlenir. Tüm bunlardan da göze görünmeyen kötü insanlar sorumludur. Ama ‘’kim’’ sorusu hiçbir zaman  ‘’neden’’ kadar ilgi çekici değildir. Altın Post’un aksine, iyi bir ‘’Neden Yapmış?’’ hikayesi değişim geçiren bir kahramanla ilgilenmez. ‘’Neden Yapmış?’’ hikayelerinde seyirci, filmde işlenen ‘’suç’’un ‘’davası’’ görülmeye başlayınca önceden insan doğasında varolmasının imkansız olduğunu düşündüğü bir şeyin varlığını keşfeder. Hikayenin amacı, insan ruhunun en dipte gizli saklı odalarını aramak, umulmadık bir şey keşfetmek, karanlık ve çoğu zaman hoşumuza gitmeyecek bir şeyi ve ‘’neden?’’ sorusuna bir yanıt bulmaktır. Biz, yani seyirciler, sonunda dedektif oluruz. Her ne kadar ekranda işimizi bizim yerimize yapan temsilimiz veya temsillerimiz olsa da nihayetinde tüm bilgileri derinlemesine inceleyecek olan da sonunda bulduğumuz şeye şoke olacak olan da biziz.

ChinaTown (1974). Yön. Roman Polanski
The China Syndrome (1979). Yön. James Bridges
JFK (1991). Yön. Oliver Stone
The Insider (1999). Yön. Michael Mann
All the President’s Men (1976). Yön. Alan J. Pakula
Mystic River (2003). Yön. Clint Eastwood

  1. SOYTARININ ZAFERİ

Soytarı mit ve efsanelerin önemli bir karakteridir ve her zaman da varolmuştur. Dışarıdan bakılınca köyün delisi gibi görünür ama biraz detaylı bir inceleme onun aramızdaki en bilge kişi olduğunu ortaya çıkarır. Ayrıca herkesin onun yeteneklerini küçümsemesi soytarının sonunda parlamasına olanak tanır. Küçük adamlar, salak adamlar, görmezden gelinen adamlar… Hepsi de zaferlerini şanslarıyla, cesaretleriyle ve tüm engellere rağmen hiç vazgeçmeyişleriyle kazanırlar. Bu da onları benzersiz kılar. Bu janrın çalışma prensibi, ezilmiş soytarıyı kendisinden daha büyük, daha güçlü ve çoğunlukla da ‘’kurumsal’’ bir yapının parçası olan bir kötü adamın karşısına yerleştirmektir. Güya aptal olan birinin toplumun kazananlar olarak addettiklerini kızdırması, günlük hayatımızda fazla ciddiye aldığımız yapılarla alay etmesi hepimize umut verir.

Being There (1979). Yön. Hal Ashbylo
Forrest Gump (1994). Yön. Robert Zemeckis
Dave (1993). Yön. Ivan Reitman
The Jerk (1979). Yön. Carl Reiner
Amadeus (1984). Yön. Milos Forman
Awakenings (1990). Yön. Penny Marshall
Charlie Chaplin, Buster Keaton ve Lloyd’un bazı filmleri
Steve Martin, Bill Murray ve Ben Stiller’in çoğu filmi

  1. GRUPLAR, KURUMLAR

Ortak bir neden etrafında toplanıp bir grup oluşturduğumuzda, azınlığın amaçlarından çoğunluğun çıkarları için feragat edilmesinin artıları ve eksileri ortaya çıkar. O yüzden de bu janr, grupların, kurumların ve ailelerin hikayelerini anlatır. Bu hikayeler bir yandan kurumu onurlandırdığı gibi bir yandan da insanın kendi kimliğini o kurumun içinde kaybetmesinin yarattığı sorunları gösterdiğinden özel hikayelerdir. Hepsinde çıkıntı bir karakter vardır; bu karakterin rolü, grubun ortak amacının foyasını ortaya çıkarmaktır. Bir gruba duyduğumuz sadakat bazen sağduyuyu hatta hayatta kalma dürtülerimizi bile hiçe saymamıza neden olur ama yine de o sadakatten vazgeçemeyiz. Bu janrdaki filmler çoğunlukla gruba yeni katılan birinin bakış açısından anlatılır. O karakter biziz. Kendisinden daha tecrübeli biri tarafından dahil edildiği grubun yenisi ve acemisi… Teknolojisi, dili veya kuralları bakımından ortalama seyircinin aşina olmadığı herhangi bir dünyayı filmin girişinde seyircilere tanıttığı için bu karakterler çok değerli olabiliyorlar. Filmde ciddi ciddi ‘’Bu nasıl oluyor şimdi?’’ diye sorabilirler, böylece size o şeyin filmdeki önemini herkese açıklayabilmeniz biçin bir fırsat vermiş olurlar. Bu bizim gibi sivillere ‘’çılgın’’ bir dünyanın genellikle nasıl bir yer olduğunu göstermenin bir yoludur.

Animal House (1978). Yön. John Landis
M*A*S*H (1972). Yön. Larry Gelbart
One Flew Over the Cuckoo’s Nest (1975). Yön. Milos Forman
American Beauty (1999). Yön. Sam Mendes
The Goodfather (1972). Yön. Francis Ford Coppola
9 to 5 (1980). Yön. Colin Higgins

  1. SÜPER KAHRAMAN

‘’Süper Kahraman’’ janrı Dertli Adam’ın tam zıddıdır. En iyi şekilde tanımlamak da Dertli Adam’ın cümlesini tersine çevirerek mümkün: sıra dışı biri kendini sıradan bir dünyanın içinde bulur. Tüm süper kahraman hikayeleri ‘’farklı’’ olmak ile ilgili hikayelerdir. Kendi yaratmadığı bir dünyaya doğmuş olan süper kahraman onun kendine özgü bakış açısını ve üstün zekasını kıskananlarla mücadele etmek zorunda kalır. Aslında süper kahramanı hiçbir zaman tam manasıyla anlayamayız. Onunla kuracağımız özdeşlik gerçekten de yanlış anlaşılmanın yarattığı zorluğu anlayabilmemizden kaynaklanmalı. Kendi potansiyelimize dair en acayip hayallarimizi tetikler ama aynı hayalleri bir tutam gerçeklikle de yumuşatır.

Superman ve Batman serileri
Dracula ve Frankenstein filmleri
Gladiator (2000). Yön. Colin Higgins
A Beautiful Mind (2001). Yön. Ron Howard

Bu on janr ve janra örnek filmler, size orijinal bir senaryo yazarken yardımcı olabilir. Snyder’e kulak verin ve O Kediyi Kurtar kitabını edinip bu janrlar hakkında daha etraflıca bilgi edinin derim: “Hikaye anlatıcılığını yöneten fizik kuralları her zaman her şart altında işler. Sizin işiniz bu kuralların niye işlediğini ve bu hikaye çarklarının nasıl yerli yerine oturduğunu öğrenmek. Eğer çalıyormuşsunuz gibi geliyorsa çalmayın. Klişeymiş gibi geliyorsa eğip bükün. Tanıdık geliyorsa büyük ihtimalle tanıdıktır, o zaman da başka bir yol bulmak zorundasınız. Hiçbir şey olmasa bile neden klişeleri ve tanıdık hikayeleri kullanmanın sizi cezbettiğini anlayın. Kuralların varolmasının bir nedeni var. Bu kuralların sizi sınırlandırdığı hissini bir kez üstünüzden attınız mı ne kadar özgürleştirici olduklarını görüp şaşıracaksınız. Gerçek özgünlük neden kaçtığınızı bilmediğiniz sürece mümkün olamaz.”

, ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.