Twarz (2018): Tanrım, Tanrım Beni Neden Terk Ettin?

Twarz (2018): Tanrım, Tanrım Beni Neden Terk Ettin?

Yazar Puanı3.5
  • Jacek, yeni yüzüyle toplumun gerek fiziksel gerek manevi anlamda en fazla acı çeken kişisi haline dönüşerek acı çekme misyonunu İsa’nın omuzlarından geçici süreliğine alıyor. Tam da heykelin kafası yerleştirilecekken kaza geçirmesi, yüzünü hangi yana döneceğini de bir sorun haline getiriyor. Çevresindeki herkes ona teker teker yüz çeviriyor (Tanrım, Tanrım beni neden terk ettin?*). Yeni yüzüyle topluma karıştığında, kendisini yeniden konumlandırması gerekiyor. Başarılı olabilmesinin, hayallerine ulaşabilmesinin, eski nişanlısına kavuşabilmesinin önündeyse daha çekmesi gereken tonlarca acı var.
Share Button

Dünyanın en uzun İsa heykeli 2010 yılında Polonya’nın batı yakasında, adını kimsenin duymadığı bir kasabada yükselirken, milliyetçiliği de sert bir zeminde yükseltiyordu. Swiebodzin kasabasına dikilen bu heykel, Avrupa’da Hristiyanlığın çok güçlü olduğu, din derslerinin zorunlu tutulduğu bir ülke olan Polonya’nın, ulusal duygularının yanına dini duyguları da ekleyerek inançlı ve milliyetçi “yüz”ünü temsil ediyor. Ülkede Katolik Hristiyanlığın fanatiklerinin nicel fazlalığı ortada. On iki yıl kadar önce İsa peygamberin Polonya Kralı ilan edilmesi için parlamentonun önerge sunduğunu da hatırlayalım.[1] Kasaba sakinlerinin topladıkları paralarla yapılan İsa heykeli gölgesiyle bütün kasabayı, daha geniş resimde ise Polonya’yı kucaklıyor. Polonyalı yönetmen Malgorzata Szumowska son filmi Yüz’de (Twarz, 2018) kimliğe, toplumun yiten değer yargılarına ve altı boşalan din olgusuna getirdiği eleştiriyi, kollarını iki yana açmış bu İsa heykeli üzerinde yükseltiyor.

Polonya’nın küçük bir kasabasında yaşayan Jacek’in geçirdiği yüz nakli ameliyatı sonrası yaşadığı bunalımlı dönemi anlatan Twarz, son yıllarda sık karşılaştığımız kimlik meselesine eleştirel bakan yapımlarından biri olarak dikkat çekiyor. 68. Berlin Uluslararası Film Festivali’nden Jüri Büyük Ödülü ile ayrılan yönetmen Malgorzata Szumowska’nın aykırı, “sert” karakteri Jacek, sürekli bu kasabadan gitmeyi düşünüyor. Bu düşüncesine tek ortak ise nişanlısı Dagmara. Metal müziğe olan hayranlığını tarzına da yansıtan ve kendisini Dagmara’yla tam hisseden Jacek, dünyanın en büyük İsa heykeli inşaatında çalışırken heykelin kafasının yerleştirileceği gün kaza geçiriyor. Başarılı kabul edilen bir yüz nakli ameliyatı sonrasında yakınları ve kız arkadaşı başta olmak üzere herkesin kendisine karşı tavırları değişiyor. Kimlik ve beden üzerinden çıkarsadığı toplumsal eleştirisini bu değişen tavırlara oturtan film, masalsı olduğu kadar gerçeklerle örtüşen, ironi ve mizahı da unutmayan bir atmosfer yaratıyor ancak olguların büyüklüğü ve fazlalığı, bir şeyleri eksik bırakıyor.

Polonya’nın Hangi Yüzü?

Kara mizahı kiliseyi ve ebeveynleri tiye almak için kullanan yönetmen, bu yolla iki yüzlü insan ve kurumları açığa çıkarıyor. Jacek’in yeni yüzünün oğluna ait olduğuna inanmadığı için şeytan çıkarma ayini yapmak isteyen anne, Jacek’i hayalleriyle birlikte ardında bırakan Dagmara, kızıyla evlenirse doğacak çocuklarının yüzünün de böyle olacağından korkan Dagmara’nın annesi, herkesin olaylara kendi açısından yaklaştığını gösteriyor. Dini kurumlardan medyaya varıncaya dek iki yüzlü insanlar filme kalırsa her yerdeler ancak oldukça yüzeysel, etrafa serpiştirilmiş bir biçimde.

Yaşadığı kasabada insanların karşılaşmaktan imtina ettiği, çocukların alay konusu olan, ailesinin bile kabullenmekte zorlandığı bir insana dönüşen Jacek’in dramı, yönetmenin tavrı sonucu komediye yaklaşıyor. Gerçi Jacek’in yakınları, kaza öncesinde de onun dağınık görüntüsünden pek hoşnut değiller. Değiştirmediği kıyafetlerinden ve dövmelerinden, aykırılığından rahatsızlar. Yani Jacek, yüzü değişmeden evvel de toplumla çatışma halinde; ancak yeni yüzüyle birlikte bu çatışma boyut değiştiriyor. Yeni kimliğin beraberinde getirdiği eksiler artılardan fazla olunca karakterin mutsuzluğunu mizahla telafi etme çabası da peşi sıra geliyor. Jacek, birtakım sorularla başbaşa kalıyor: Kişinin dışa dönük kimliği olan yüzün yitirilişi beraberinde ne gibi krizleri doğurur? Yüz değişince altındaki kişi de mi değişir?

Kasaba sakinlerinin gündemini meşgul eden konulardan birisi de tüketim çılgınlığı. Öyle ki İsa heykeli bile bir süpermarketin karşısına inşa ediliyor. Tüketimin, karakterler için ön planda olduğunun farkına varmamız daha filmin açılışında sağlanıyor. Satışa sunulan ürünler gibi din olgusu da tüketilen bir metaya dönüşmüş durumda.

Acı Çekme Misyonu

Filmde yeni yüz, İsa’nın Jacek’e verdiği ikinci bir şans olarak görülüyor. Başına bu kazanın gelmesinin sebebi ise çok açık: Metal müzik dinlemesi ve ayinlere katılmaması. Jacek’in iyileşmesi için yardım toplamaya çalışan kilise de artık ayinlere katılmasını ve kaza öncesindeki savruk yaşam tarzından kurtulmasını şart koşuyor. İsa’nın kanatları altındaki bir kasabanın/Polonya’nın mutlu mesut insanları, daha küçük bir gruba indirgediğimizde tüm iki yüzlülükleriyle karşımızda duruyorlar. Bir insanı sorgusuz sevemiyorlar, saygı duyamıyorlar, bencil ve çıkarcılar. Önyargı, batıl inançlar, tüketim kültürünün cazibesi derken elimizde İsa’nın kucaklayacağı pek de insan kalmıyor. Oysa Polonya, Hristiyanlığın çok güçlü olduğu bir ülkeydi.

Jacek, yeni yüzüyle toplumun gerek fiziksel gerek manevi anlamda en fazla acı çeken kişisi haline dönüşerek acı çekme misyonunu İsa’nın omuzlarından geçici süreliğine alıyor. Tam da heykelin kafası yerleştirilecekken kaza geçirmesi, yüzünü hangi yana döneceğini de bir sorun haline getiriyor. Çevresindeki herkes ona teker teker yüz çeviriyor (Tanrım, Tanrım beni neden terk ettin?*). Yeni yüzüyle topluma karıştığında, kendisini yeniden konumlandırması gerekiyor. Başarılı olabilmesinin, hayallerine ulaşabilmesinin, eski nişanlısına kavuşabilmesinin önündeyse daha çekmesi gereken tonlarca acı var.

Ruh halleri ve güç ilişkilerinin değişmesinin Polonya toplumunu adeta bu küçük kasabaya indirgediği Yüz’de, aynı başarı medya, kilise, tüketim gibi büyük olguları -tıpkı heykel gibi- hikâyeye yedirerek işlemede sürmüyor. Dolayısıyla eleştiri, yer yer mizahın ve ironinin altında ezilme, izlenimden öteye geçememe tehlikesi taşıyor. Aynı ironiyi, Gigi D’Agostino’nun filme eşlik eden sert notalarında bulmak da mümkün; zira heykele “ilahi” sıfatını yakıştırmamızı bir hayli zorlaştırıyorlar. O yalnızca taştan, anıtsal bir heykel. Polonya’nın kralı değil.

[1] Demirkan, T. (15 Nisan 2011). Dev heykel: Polonya’da İsa aşkı. BBC News. https://www.bbc.com/turkce/haberler/2011/04/110415_fooc_poland

*“Elohi, Elohi, lema şevaktani.” (Markos 15:34).

NOT: Bu yazı ilk olarak Rabarba Sinema Dergisi’nin Eylül 2018 sayısında yayımlanmıştır.

Dilan Salkaya

1994 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema bölümü mezunu. Fil’m Hafızası, Sinema Terspektif, Berfin Bahar, Hayal Perdesi gibi farklı sosyal mecralarda ve dergilerde sinema üzerine yazıları yayınlandı, çeşitli kısa film ve yönetmenlik deneyimleri oldu. Senarist olarak kariyerini inşa ederken, art-his.com’da sanat üzerine karalamayı sürdürüyor.

, , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.