Parviz Shahbazi: “Filmlerime Karakteri Yazarak Başlarım”

Parviz Shahbazi: “Filmlerime Karakteri Yazarak Başlarım”

Share Button

Son filmi Malaria (2016) ile geçtiğimiz yıl Boğaziçi Film Festivali’nde En İyi Film dahil birçok ödül kazanan İranlı yönetmen Parviz Shahbazi, odak noktasına İran gençliğini ve gençlerin sorunlarını yerleştirmesiyle biliniyor. Traveller from the South (1996), Whispers (2000), Deep Breath (2002), Trapped (2013) gibi filmleriyle dünya festivallerinden ödüller kazanan yönetmen, 6. Boğaziçi Film Festivali’nin de jüri başkanlığını üstlenmişti. Parviz Shahbazi ile İran ve dünya sinemasına, İranlı gençlerin ve sinemanın güncel sorunlarına ilişkin sohbet ettik.

Batılı seyircinin kafasında kimi zaman pasif, sosyal hayattan uzak bir İranlı kadın imajı olabiliyor. Oysa İran sinemasına baktığımızda kadınların özne olarak varlığını hissediyoruz. Kadınlar filmlerinizde ve İran sinemasında nasıl konumlanıyor?

İran’da aktris, yönetmen ve yapımcı olarak çalışan birçok kadın var. Spesifik olarak kısa filmlerde de erkeklerden daha etkinler. Tahran’da kadınlar bu günlerde aktifler, sosyalleşiyor ve haklarını savunuyorlar. İran filmlerinde de kadınların olması önemli çünkü onları desteklememiz gerektiğini düşünüyoruz. Haklarını kazanmaları için onlara alan ve destek sağlamalıyız. Mesela spor maçlarını izlemeye erkeklerle gidebilmeliler. Ben bu konuda optimistim, durum gelecekte daha da iyiye gidecek.

Malaria İran gençliğine odaklandığınız üçüncü filminiz. İranlı gençlerin gerçeklikleri ve yaşadıkları güncel sorunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gençlik hakkında üç film yaptım; Deep Breath ile başladı sonra Trapped ve Malaria geldi. Malaria geçen sene Boğaziçi Film Festivali’ndeydi. Yeni filmim henüz tamamlanmadı ama yine gençlerle alakalı olacak. Gençleri tanıyorum, bazen onlarla vakit geçiyorum. Onların nasıl düşündüklerini, neyi arzuladıklarını merak ediyorum. Bugün İran’da eğitim görmüş gençlerin bir kısmı çalışamıyor, iş bulamıyor. Ekonomik durumları kötü, amaçsızlar ve ne yaptıklarını bilmiyorlar. Üniversiteye gidiyorlar ama sonrasında iş bulamıyorlar ve bunu sorgulamıyorlar. İranlı gençlik hakkında bir film yaptığımda o film her yerdeki gençlerin sorunlarıyla örtüşebiliyor. Bu yaygın problemleri filmlerde birlikte paylaşıyoruz. Bu şekilde sonuca varabileceğimizi düşünüyorum.

Yeni nesil İranlı sinemacılar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şu anki gençlik iyi çalışıyor ve bence mükemmel filmler yapıyorlar. Yeni jenerasyon yeni kan gibi. İran sineması için çok önemliler, her ülke sineması için olduğu gibi.

Bir filmin senaryosunu yazmaya başlarken kafanızda finali net bir şekilde belirliyor musunuz?

Bir filme başlarken bir sayfaya sığacak kadar olay örgüsüne ihtiyacım oluyor. Genelde olay örgüsünü tek bir kâğıda yazıp onun üzerinden ilerliyorum. Önce karakterleri, ardından genel yapıyı, olayları ve karakterlerin bunlarla ilişkisini bilmem gerekiyor. Filmin başını, ortasını ve sonunu bilsem de perdeye uyarlarken birçok şey değişebiliyor. Hikayeyi geliştiriyorsun ama bazen atmosfer bazen başlangıç ya da son değişebiliyor. Bu sosyal hayatının gidişatıyla ve dışarıdan nasıl ilham aldığınla da ilgili.

Yapıdan çok özne önemli benim filmlerimde. Ben filmlerime karakteri yazarak başlarım. İlk önce karakteri düşünür, sonra temaya ve hikayeye geçerim. Bazen bazı şeyler gerçeklikten önce gelir, bazense hikaye tamamen gerçek bir olaya dayanabilir.

Türk sinemasındaki senaryolar hakkında fikriniz var mı? Güçlü karakter yaratımı konusunda eksik olduğumuzu düşünüyorum.

Türkiye’deki senaristleri ve senaryolarını tam olarak bilmiyorum ama bu her yerde olan bir problem. Sinema endüstrisinin güçlü senaristlere ihtiyacı var. Ana karakterin güçlü olmaması sadece Türkiye sinemasına özgü bir durum değil. Festivallerde de bir çeşit kısıtlama yaratıyor bu, ödül verirken güçlü bir film bulmak zor oluyor. Hollywood’da “Eğer sayfada yoksa sahnede de olamaz,” derler. Yani her şey senaryoyla başlar. Eğer senaryom tam değilse asla filmi çekmeye başlamam. Bence bu çok tehlikeli.

Ana Lily Amirpour’un Girl Walks Home Alone at Night (2014) filmi yılın en özgün işlerinden görülmüştü. Kaliforniya’da çekildi ama karakterler Farsça konuşuyor. Filmi izlemiş miydiniz?  

Filmi duydum ama izlemedim. Popüler olduğunu biliyorum. Kendisi İranlı değil aslında Amerika’da yaşıyor. Sadece ailesi İranlı.

Bugün İran’da film yapmak ne kadar kolay?

İran’da film yapmanın iki yolu var. Eğer filmini halk sinemalarında göstermek istiyorsan Kültür Bakanlığından izin alman gerekli. Underground bir film yapacaksan izne ihtiyacın yok. Ama bu filmi halk sinemalarında gösteremezsin, diğer şehirlerdeki festivallere gönderebilirsin. Ben film yaptığımda izin alıyorum. Çünkü filme yatırım yapıyoruz ve para kazanmak da istiyoruz. Bu yüzden de İran marketine ihtiyacımız var. Eğer iznin varsa her şey daha kolay ama kurallara da uyman gerekiyor öte yandan. Aksi halde filmin sansür engeline takılabilir.

Sıradaki projenizden bahseder misiniz?

Yeni filmim üç arkadaş hakkında. Bir restoran açmak istiyorlar ve bu fikirlerinin peşinden gidiyorlar. Film boyunca geçtikleri zorlu süreçleri görüyoruz. Ama sonunda ne olduğunu merak ediyorsanız bilet almalısınız. Film aralık ayının sonunda bitmiş olacak.

Dilan Salkaya

1994 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema bölümü mezunu. Fil’m Hafızası, Sinema Terspektif, Berfin Bahar, Hayal Perdesi gibi farklı sosyal mecralarda ve dergilerde sinema üzerine yazıları yayınlandı, çeşitli kısa film ve yönetmenlik deneyimleri oldu. Senarist olarak kariyerini inşa ederken, art-his.com’da sanat üzerine karalamayı sürdürüyor.

, , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.