Bohemian Rhapsody (2018): Gerçek Hayat Mı Yoksa Sadece Düş Mü?

Bohemian Rhapsody (2018): Gerçek Hayat Mı Yoksa Sadece Düş Mü?

Yazar Puanı3.5
  • Efsaneleşen ve yıllar sonra bile coşkuyla dinlenen parçaların ortaya çıkış hikayeleri ise oldukça etkili. Ama genel olarak Bohemian Rhapsody’nin genel izleyici kitlesini hedefleyen, riskten uzak bir film olduğu söylenebilir. Bu durum Freddie’nin özel hayatındaki olayların yüzeysel anlamında da saklı. Gruba hakim olanlarca ve grubu sevenlerce Queen ruhuna özgü, daha sert bir film beklenirken yapımcılar azınlık yerine çoğunluğu tercih etmiş ve genele anlatabilecek bir hikaye anlatımını kullanmış -yani gişe her şeydir-. Böylece daha klasik bir yapım ortaya çıkmış.
Share Button

Is This the Real Life? Is This Just Fantasy?

Tabuları önemsizleştirerek kültürel açıdan insanları aynı alanda toplayabildi Queen. Özellikle farklılaşmanın, cinselliğin, çıplaklığın, aşırılıkların üzerine gidip tabu ilan edilen kavramları delerek insanlara kendini kabul ettirdi.

Freddie Mercury özelinde Queen’i de anlatan Bohemian Rhapsody (2018), izleyenleri Queen şarkılarının evreninde Freddie’nin eşsiz sesiyle buluşturuyor. Bu anlamda muhteşem Queen ekibini başta Rami Malek olmak üzere Gwilym Lee, Ben Hardy, Joseph Mazzello ile yeniden perdede görüyoruz. Bu deneyime ek olarak dillere pelesenk olan şarkıların çıkış hikayelerine tanık olmak, Queen’in çekişmelerini yakından izlemek ve en önemlisi Live Aid’e yetişememiş nesle bunu izletmek duyguların perçinlenmesi için yapılmış güzel hamlelerden.

Farrokh Bulsara, doğumunu, adını, ailesini kendi seçmemiştir. Ama tüm bunları düzeltebileceğine ve kendini baştan yaratabileceğine inanmıştır. İstediği işi yapmak, istediği ada sahip olmak, istediği kimliğe bürünmek ve bu kimlik ile var olup kendini milyonlara sevdirebilmek… Farrokh’tan Freddie’ye evrilen yolda kendini olduğu gibi yaşatmak isteyen biri olmuştur Freddie. Utangaçlıkları, sahnedeki özgüveni, aşkları ve şarkılarıyla. Babalar ve anneler çocuklarının karakterler oluşumunda ve hayata bakışlarında önemli yer tutarlar. Freddie’nin hayatında da babasının yarattığı izlerin olduğu söylenebilir. Babanın erdem üzerine nasihatlerini yoğunlaştırması, bir süre sonra kavramı alt kültüre indirgeyerek aşılması gereken bir olgu olarak gösterir. Zira erdeme bakış açısı da önemlidir. İşini layıkıyla yapmanın da bir erdem olması gibi.

Filmde özel showları, eşsiz performansı ve ses ahengiyle grupta öne çıkan Freddie’nin özel hayatına değinilse de yaşamı boyunca üzerinde durduğu noktalardan biri olan mahremiyet konularına -belki de saygı amacıyla tüm detaylara girilmeden- yüzeysel değiniliyor, daha çok Mary’e olan aşkı ve tutkusu üzerinde duruluyor. Bu değinmeler de Freddie’nin hayatına etki eden noktalar olduğu için veriliyor. Biyografi filmlerinde yaşanan bir paradoks da aslında her şeyi olduğu gibi vermekle hayranların görmek istediği gibi vermek meselesinden doğar, tam da burada olduğu gibi.

Başarılı olabilmeleri tahmin dışı olanlar (Bohemian Rhapsody’nin çıkışında olduğu gibi), kitleleri peşinden sürükleyen deve dönüşme hikayeleriyle daha da sevilerek diğer bireylere ilham olurlar. Zaten ikonların oluşması da bu mantık dahilinde ortaya çıkar.

Filmde şarkıların yapım süreçlerine dahil olmak, seyirciyi adeta filmin içine alır. Efsaneleşen ve yıllar sonra bile coşkuyla dinlenen parçaların ortaya çıkış hikayeleri ise oldukça etkili. Ama genel olarak Bohemian Rhapsody’nin genel izleyici kitlesini hedefleyen, riskten uzak bir film olduğu söylenebilir. Bu durum Freddie’nin özel hayatındaki olayların yüzeysel anlamında da saklı. Gruba hakim olanlarca ve grubu sevenlerce Queen ruhuna özgü, daha sert bir film beklenirken yapımcılar azınlık yerine çoğunluğu tercih etmiş ve genele anlatabilecek bir hikaye anlatımını kullanmış -yani gişe her şeydir-. Böylece daha klasik bir yapım ortaya çıkmış. Halbuki rockın felsefesini barındıran bir grubun hikayesi, başlı başına kendi doneleriyle yoğrulabilirdi.

Rock’n Roll: Bir Yaşam Biçimi

Rock’n Roll, 50’li yıllarla birlikte Batı’da kendini gösteren ve özellikle 60’lardaki gençlik hareketleri ve toplumsal olaylarla varlığını sürdüren, genel olarak toplumun en küçük biriminden kitlelere kadar sahip olunan geleneksel kalıplara karşı bir duruş sergileyen ve kimi zaman devrimci kimi zaman isyankar öğeler barındıran bir müzik biçimi ve yaşam tarzı olarak değerlendirilebilir. Temelindeki karşı duruş, karşı çıktığı unsurlar müzik endüstrisi içerisinde bir tehdit gibi görünse de var olduğu ve çıkış yaptığı çevrelerce bir yaşam biçimi olarak kabul edilir. Film de aslında rockın tüm karşı çıkışlarını ve varoluş serüvenini bilinçli ve bilinçsiz olarak ele almıştır. Queen Bohemian Rhapsody gibi bir yapıtı ortaya çıkarıp yapımcıya sunduğunda yapımcının tepkisi “mevcut düzen ne istiyorsa onu verin, fazla yaratıcılığa gerek yok” şeklindedir. Bunlar bir rock grubunun yapısına aykırı unsurlardır. Nitekim yapımcı ile yapılan görüşmeler neticesinde de bu felsefeden şaşılmamaktadır.

Frankfurt Okulu’na göre toplumda mevcut olan bütün kültürel ürünler, kültür endüstrileri tarafından üretilen ve asli karakterini yitirmiş, atomlaşmıs bir tüketici kitlesine sunulan metalar olarak kabul edilir. Egemen kültür karşısında anti kapital duruş sergileyen rock, kendi içerisinde de paradokslarını barındırır. Kapitalizm sonucu üretimi gerçekleşen bir müzik türü ile kendini ifade etme biçiminin yanı sıra cinsiyetçi bir yapısı da vardır. Genele bakıldığında erkek egemen bir alan olan rock müzik, kadın kimliğini birtakım girişimler ya da şarkı sözleriyle çıkarmıştır. Queen gibi farklı gruplar, sahne kıyafetleri ve klipleriyle de olsa mevcut yapıyı yıkmak adına kadın kıyafetleri giyip makyaj yapma yoluna gitmişlerdir ancak bu durum da var olanı yeniden üretmiştir.

“My make-up may be flaking but my smile still stays on”

Tüm olumsuzluklar yakanızı bırakmayabilir, hayat kötü olabilir ama illa bir çıkış vardır ve show devam etmelidir. Freddie için de bu böyleydi. O yaşamı, yaşamayı sevmişti. Bir gün sevdiği şeylere veda etme düşüncesi onu hüzne boğan, aynı zamanda farkındalığını sağlayan şeydi. O sahnede bir devdi, herkes onu seviyordu ama sahne bittiğinde makyajı dökülür ve yalnızlığını gidermek için derman arardı. Ne olursa olsun kendi bildiğinden şaşmaz ve yoluna devam ederdi. Onu farklı kılan da buydu. Ne herkesti ne de hiç kimse.

Film kronolonojik bir düzlem üzerinde birtakım ufak sapmalarla ilerler. Bunlardan birinin Freddie’nin AIDS haberini verdiği zaman ya da Münih zamanları olduğu söylenebilir.

Açlık, savaş karşıtlığı gibi konularda müziğin evrensel ritmine uyarak mevcut statüko sorgulanmadan yürütülen nice kampanyalar olmuştur. Live Aid gibi kampanyaların önemi, toplumsal sorunlara dikkat çekerek eyleme geçmektir. Bu anlamla gerçekleştirilen ve tarihe geçen bu kampanya büyük önem arz eder, katılımcıları da yıllar boyu efsane performansları ile hatırlanır. Filmde de özellikle bu kampanyanın önemine açılışta ve kapanışta yer verilir. Live Aid sahnelerini izlerken gerçekten Freddie’yi görürüz. Birebir canlandırmalarla verilen bu sahnenin sona konması ve filmin konser ile bitirilmesi, izleyenlere olağanüstü bir müzik ziyafeti sunar; hem filme hem de Freddie’ye veda duruşu sergiler.

Demet Öztürk

Lise eğitimine başladığından beri Gazetecilik ve Radyo-Televizyon ve Sinema okumaktadır. Doktora eğitimini de bu alanda yapmaya devam etmeyi planlıyor. Çalışma hayatına gazetecilikle başlayıp sinemayı da beraberinde devam ettirmiştir. 8 yıl Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde ve sinema filmlerinde reji asistanı olarak çalıştı. Çektiği kısa metraj filmler pek çok festivalin yarışma bölümünde yer alıp gösterimleri gerçekleştirildi. Bu festivallerden ödülleri de bulunmaktadır. Kendi blogunda yazdığı yazıların ardından kurulduğundan beri Cineritüel’de sinema üzerine yazmaya devam etmektedir. Uzmanlık alanı Türkiye Sineması olup, absürtlük ve komedi favori dallarıdır.

, , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.