Ogün Şanlıer: “Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin Seyici İle Kurduğu Bağ Güçleniyor”

Ogün Şanlıer: “Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin Seyici İle Kurduğu Bağ Güçleniyor”

Share Button

6.yılındaki Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin önceki yıllardan farklılıkları neler? Bu yıl festival seyircilerini neler bekliyor?

Hızlı bir şekilde ilerliyor, büyüyerek devam ediyoruz. İzleyicimizi dünyanın her bölgesinden ve ülkesinden en iyi filmlerle buluşturmayı hedefleyen bir festivaliz. Bunu bugüne kadarki seçkilerimizle başardık. Bu yıl da kırk bir ülkeden seksen sekiz film göstereceğiz. Filmlerin hepsi hikayesiyle, içeriğiyle ve sinematografik açıdan izlenmeye değer filmler. Basın toplantımızda filmlerden küçük sahneler gösterdik ve herkes hepsini izlemek istediğini söyledi. Şimdiden bu ilgiyi görmek, yıl boyu verdiğimiz emeğin karşılığını alacağımızın göstergesi. Yine dopdolu içeriğimizle seyircimizin karşısına çıkacağız. Umarım herkes memnun kalır.

Açılış filmi olarak seçtiğiniz The Old Man & The Gun (İhtiyar Adam ve Silah, 2018) filmi festival ile nasıl bağdaşıyor?

Bu filmi seçmemizin nedeni Robert Redford’un sinemaya veda edeceğini söylemesiydi. Biz de bu oyuncunun veda filmini açılış filmimiz yapmayı, onu bu topraklarda onurlandırmayı istedik. Dünya çapında sinema sektörüne emek vermiş ünlü kişileri konuk etmeye çalışıyoruz. Geçmişte Robert McKee’yi, Bela Tarr’ı ağırlamış, onları festival takipçilerimizle buluşturmanın onurunu yaşamıştık. Bu yıl da devam ediyoruz.

Boğaziçi Film Festivali’nin seyirci ile kurduğu ilişkiden de bahseder misiniz?

Pozitif yönde geri dönüşler her geçen gün artıyor. Şu anda festivali sabırsızlıkla beklediğini ileten sinemaseverler var. Hatta festivallerin yoğun olduğu böyle bir dönemde bazı sinema yazarları seçkilerimizi görünce bizim festivalimize katılmayı tercih ettiklerini ifade ediyorlar. Bir yandan da biletlerimiz satışa çıktı. Önceki yıllara göre fazla talep var. Bu da bizi çok mutlu ediyor. Seyirciyle bağımızı güçlendiriyoruz.

Festivalin bu yılki Onur Ödülü iki usta yönetmene veriliyor: Sergei Loznitsa ve Bent Hamer. Bu iki isimle birlikte Paulo Branco da masterclass gerçekleştirecek. Masterclasslar hakkında neler söylemek istersiniz?

Festivalimizde film gösterimlerinin yanı sıra etkinliklerle de bir iklim oluşturuyoruz. Bir sinema okulu gibi olmanın içini böyle dolduruyoruz. Davet ettiğimiz Ukraynalı auteur Sergei Loznitsa, Cannes Film Festivalinde ödül almış bir yönetmen. Filmlerini hem gösteriyoruz hem de masterclass yaparak onu, yakından takip eden yapımcı ve yönetmenlerle buluşturuyoruz. Tecrübelerini aktarmasına mecra oluşturuyoruz. Bent Hamer da İskandinav sinemasının önemli temsilcilerinden biri. Onu da filmleriyle ağırlayacağız. Bilgi ve tecrübe paylaşımı bence çok değerli. Bunu burada yapıyor olmak da. Her sene dünya sinemasında öne çıkmış isimleri sinemasever, yapımcı ve yönetmenlerle buluşturmak bizim için önemli. Onlarla buluşsunlar ki kendileri de dünya çapında başarılı olabilsinler. Paulo Branco da iki yüzden fazla film yapmış önemli bir yapımcı. Onun tecrübelerini aktaracağı bir masterclass da yapacağız. Akreditasyon başvuruları başladı. Sinemayla, yönetmenlik ve yapımcılıkla ilgili kişilerin katılmasını önemsiyoruz ama kontenjan kalırsa sektör dışından izleyicileri de misafir edebiliriz.

Bent Hamer

Geçen yıl mülteci sorununa değinen filmlerden oluşan bir seçki vardı. Bu yıl da devam ettiğini görüyoruz. Bu konuda diğer festivallerden farkınız olduğunu düşünüyor musunuz?

Bence farkımız var. Bizim kadar bu konuya bölüm açan ve seçki yapan başka bir festival olduğunu görmedim. Geçen yıl Aida Begic’i misafir etmiştik. Aynı şekilde Misafir (2017) filmi de bu konuyu ele alıyordu ve ödül kazanmıştı. Çağırdığımız konuklarla, gösterdiğimiz filmlerle, panel ve etkinliklerle bu konuyu gündemimize alıyoruz. Bu yıl da aynı şekilde devam ediyoruz. Bizi farklılaştıran konulardan biri de bu diye düşünüyorum.

Uzun Yürüyüş bölümü dünya üzerindeki mülteci sorunu hallolursa değişir ama şu an için devam ediyor. Seçkimiz yine çok anlamlı ve ses getiren yapımlardan oluşuyor. Tavsiye ediyorum izleyicilere.

Bosphorus Film Lab kapsamında bu yıl ilk kez Türkiye dışından da bir proje destekleniyor. Bunun uluslararası alandaki sinemacılara açılmaya yönelik güzel bir başlangıç olduğunu söyleyebilir miyiz?

İki yıl önce başlattığımız Bosphorus Film Lab’le Türk sinemasını desteklemeyi hedefliyoruz. Senaryo ve yapım aşamasındaki filmleri yarışma altında topluyoruz. Yaratıcılara projelerini nasıl ekili sunacaklarını gösteren bir ön hazırlık aşamamız da var. Bu aşama sonrasında yarışmacılarımız jüri önüne çıkıp projelerini sunuyorlar. İki yıl önce Pitching kategorisinde ödül alan filmlerin bu yıl Work in Progress kategorisine geldiklerini görüyoruz. Ya da filmin yapılıp Berlin’de, Cannes’da, Venedik’te yarışmacı olduğunu. Küçük de olsa bir katkımız olduğunu görmek bizi çok mutlu ediyor.

Biz her yıl üzerine ekleyen bir festival olduğumuz için bir sonraki gelişmenin de Bosphorus Film Lab’in uluslararası yarışma bölümünü açmak olduğunu söyleyebilirim. Bu destek de bunun bir denemesi diyelim. Ortaklıklar kurulması için de bir ortam sağlıyoruz aslında. Bizim uluslararası yarışma bölümünü açmamız, bizim sektörümüzü de güçlendirecek. Filmin burada çekildiğini düşünün; bizim mekânlarımız, yapımcı ve yönetmenlerimiz de görünür olacak. Hem finansal hem teknik hem de insan kaynakları açısından bir sinerji yaratacağına ve bunun da sektörümüze ivme kazandıracağına, bir köprü kuracağına inanıyoruz. Ülke olarak uluslararası projeleri destekliyor olmamız yine ülkemizi geliştirecek.

6.Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nde bu yıl ilk kez verilecek olan ödüllerden bahseder misiniz?

Digiflame VFX Post Prodüksiyon Hizmet Ödülü, CGV Mars Film Dağıtım Ödülü bu yıl ilk kez verilecek olan önemli ödüllerden. Dağıtım ödülü koyarak yapımcının maliyetine destek olmayı hedefledik. Ama asıl önemli olan bu ödüllerin manevi değerleri. Bir festivalin sektörel yarışma bölümünde ödül alan bir yönetmen ya da yapımcı, daha sonra filmine farklı kaynaklar sağlayabilir kazandığı ödülle.

Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin dünyadaki tanınırlığı medya ve konuklarımızın olumlu geri dönüşleri yoluyla arttığı için güçleniyoruz. Bu festivalden ödül almış bir yapımcı, yönetmen dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir kaynaktan da faydalanabilir. FİYAB Yapımcı Ödülü de yine manevi yönü güçlü bir ödül. Buradaki ödülün anlamı genç bir yapıcıyı teşvik etmek. Ödülü verecek jüriden, yarışmacının ilk ya da ikinci filmini yapıyor olmasına, genç ve heyecanlı olmasına önem vermesini istedik. Anlamlı bir ödül olacak.

Geçen yıl Robert McKee’nin Story’sini basmıştınız. Bu sene de benzer bir proje var mı?

Bu yıl da yine McKee’nin Diyalog’unu basıyoruz. Bunun haberini ilk defa size veriyorum. Tercümesi bitti, basım aşamasına geldik. Onu da sinemaseverlerin ve senaristlerin başucu kitabı olarak Türk basın yayına hayatına sunacağız.

Dilan Salkaya

1994 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema bölümü mezunu. Fil’m Hafızası, Sinema Terspektif, Berfin Bahar, Hayal Perdesi gibi farklı sosyal mecralarda ve dergilerde sinema üzerine yazıları yayınlandı, çeşitli kısa film ve yönetmenlik deneyimleri oldu. Senarist olarak kariyerini inşa ederken, art-his.com’da sanat üzerine karalamayı sürdürüyor.

, , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.