Halef (2018): Ya Sadece Karanlık Yoksa?

Halef (2018): Ya Sadece Karanlık Yoksa?

Yazar Puanı3
  • Düzgünoğlu köyün bu mistik yapısını sarsmaya gelen Mahir’in dönüşümü üzerinden inanmanın ne kadar güçlü bir duygu olduğunu vurguluyor. Söylentilerin zamanla nasıl inanca dönüştüğünü -hepimiz dönüyoruz, Halef gibiler hatırlar-, ve kendi yalanına inanmanın bu tip durumlarda çok sık rastlanan bir durum olduğunun altını çiziyor.
Share Button

İnanç çok güçlü ancak netameli bir duygudur; insan, peşine kapıldığında gerçeklikle bağını yitirebilir; bir konuya içtenlikle inandığı zaman ise vazgeçmesi oldukça zordur. Bir de tutunacak dal arıyorsa, inanmaya dünden razıysa kafasının karışması, batıl inançlara kayması ya da kendini kandırması kolaylıkla gerçekleşir. Murat Düzgünoğlu’nun son filmi Halef (2018), portakal hasadı için Adana’ya, annesinin yanına gelen Mahir’in hikayesini, inanç ve inançsızlık arasında gidip gelmesi üzerinden anlatıyor.

Mahir köyüne döndüğünde hiç ummadığı bir misafir ile karşılaşır: Halef. Yıllar önce bir kaza sonucu ölen abisinin reenkarnasyonu olduğunu iddia eden, abisiyle aynı ismi taşıyan bu genç adama tüm köy, hatta kendi annesi bile inanmaktadır. Halef, Mahir’e çocukluk günlerinde, kimsenin bilmediği detaylar anlatarak iddiasını ispatlamaya çabalar. Mahir’in her ne kadar başlarda inanmasa da kafası karışmıştır. İşte bu karışıklık hali filmin merkezinde yer alır. Hayvanların yeniden doğan insanların reenkarnasyonu olduğuna inanılan, dergâhta şifalı taşları yüzlerine süren, muskalarla korunan bir köyde akılcı düşünmek ya da bunu koruyabilmek mümkün müdür?

“Gittin ve döndün. Bir kedi, köpek, kuş olarak da dönebilirdin ama Adem olarak döndün.”

Düzgünoğlu köyün bu mistik yapısını sarsmaya gelen Mahir’in dönüşümü üzerinden inanmanın ne kadar güçlü bir duygu olduğunu vurguluyor. Söylentilerin zamanla nasıl inanca dönüştüğünü -hepimiz dönüyoruz, Halef gibiler hatırlar-, ve kendi yalanına inanmanın bu tip durumlarda çok sık rastlanan bir durum olduğunun altını çiziyor. Ancak asıl sorgu Mahir’in şüphe ve endişe ile donatıldığından doğru yolu bulamadığı fikrine kendini inandırması oluyor. Geçmişin günahlarının peşinden ayrılmadığı -içinde açılmamış bir düğüm var- ve zayıf düştüğü anında, tıpkı bir hastalık gibi sinsice onu sarmalıyor. Böylece ilk geldiğinde “Ya sadece karanlık varsa, öldüğünde kimse geri dönmüyorsa?” söyleminin yerini aldatıcı bir umuda bırakıyor.

Akıl ve İnanç

Aklın, inanç ve mistisizm ile girdiği çatışma çağlardan beri insanlığın gündeminde. Modern çağda insanlar aklın ve bilimin önemini vurgulasalar da tüm dünyada sadece din değil, dini öğretileri de çarpıtan, batıla kayan birçok olgu insanları derinden etkilemeye devam ediyor. İnanç tartışmalarından bağımsız, din öğretilerinde de tehlikeli bulunan bu düşüncelere bağlanmak, itikatlı olmak adına hurafelere sıkı sıkı sarılmak ve kulaktan kulağa bunlarla büyüyen nesiller yetiştirmek günümüzde yaygın bir şekilde devam ediyor. Günümüz popüler kültür alanına baktığımızda, insanların gizemli ve mistik öğelere fazlasıyla inandığı ve bu durumları bir umut beklentisine dönüştürdüğünü görebiliyoruz. Filmde de söylendiği gibi “Kimse tek hayatla yetinmek istemiyor”. Çünkü yaşadığı anı, yaşam mücadelesini sevmiyor; daha fazlasını daha güzelini içten içe istiyor.

Mahir’in geçmişte bırakamadığı, üzerinden bir türlü atamadığı travmatik olayın (küçükken abisi Halef’in kuyuya düşerek ölmesi) üzerine bir de beyin tümörü dolayısıyla yakında öleceği gerçeğiyle yüzleşmesi yani ölüm korkusu, bir süre sonra akılcı düşüncesini yitirmesine sebep oluyor. Karşı çıktığı ne varsa -türbe, taşlar vs.- hepsini bir bir yapmaya başlıyor. Yaşamının elinin altından kayıyor olmasının karşılığında sarıldığı reenkarnasyon umudu filmin psikolojik gerilim atmosferini bir parça sekteye uğratsa da finalde yarattığı muğlaklık ile gücünü belirsizlikten alan bütünlüklü bir yapıya tekrar ulaşıyor.

Murat Düzgünoğlu, minimalist sinemanın tekrar etmekten sıkılmadığı kuyu imgesi gibi metaforları kullanmaktan çekinmediği Halef’te tertemiz bir işçilik -özellikle filminin görüntü çalışması çok başarılı- ve parlak bir fikirden yola çıkmasına rağmen Halef’in itirafa sürükleyen değişimini ve Mahir’in içindeki şiddeti izleyiciye geçirmekte bir parça eksik, yüzeysel kalıyor. Yine de Neden Tarkovski Olamıyorum (2015) filmindeki dağınıklığı Halef’de görmüyoruz.

Gökhan Gök

İşletme ve Finans lisans mezunu, Sosyoloji öğrencisi. Kendi blogu ve DVD+ dergisi forumundan sonra sinema yazılarını yayınlamaya Sinemaximum sitesi ile başladı. Daha sonra yaklaşık 2 yıl Türkiye’nin ilk online sinema dergisi Sinemalife’da Düş Perdesi ve Ev Sineması bölümlerini yürüttü. Kanal D Home Video DVD dergisinde yazdı. Temmuz 2013’de Cineritüel ekibine katıldı. Philip Morris Ezd kanalında Planlama ve Analiz bölümünde çalışmaktadır.

, , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.