Borç (2018): Bir Olumluluk Sistemi Övgüsü

Borç (2018): Bir Olumluluk Sistemi Övgüsü

Yazar Puanı2.5
  • Borç filmi, küçük bir matbaada çalışan Tufan’ın, yaşlı komşusu, ailesi, patronu ve arkadaşları ile kurduğu ilişkiden yola çıkarak az önce bahsettiğim O’Connor’ın “iyi insan bulmak zor” cümlesinin aksine herkesin “ne iyi insan” diyeceği bir karakter anlatısı üzerine temelleniyor. Fakat bu karakter anlatısındaki temellenme ne Dostoyevski’nin ne Melville’in ne de Camus’nün edilgen karakterlerinin kayıtsızlığı ve toplumsal dünya ile yaşadıkları çatışmadan nasibini almayan bir varoluş hali.
Share Button

Flannery O’Connor’ın zevk için yapılan kötülüğün dünyası ile okuyucuyu buluşturduğu İyi İnsan Bulmak Zor öyküsünün en çarpıcı yanı, kötülüğün en zevkli şey olduğunu düşünen bir karakterin yaşlı biri tarafından aslında iyi bir insan olduğuna inandırılmaya çalışılmasıdır. Vuslat Saraçoğlu imzalı Borç filminde de buna benzer bir yan var. Film, garip bir şekilde iyi biri olmanın temelini iktidara gösterilen rıza ve Bourdieu’nün “simgesel şiddet”ini bir habitus (içselleştirilmiş eğilim) haline getirmiş bireyler üzerinden kuruyor. Yani, ehlileştirilmiş bir karakteri izleyiciye inatla iyi biriymiş gibi empoze etmeye çalışıyor. Fakat O’Connor’ın metinde vaz ettiği anlatı ironi üzerinden ilerlerken Saraçoğlu’nun filmi bakışın çifte doğasını anımsatır; her bakışın kötü bir bakış olabileceğini hissettirir.

Borç filmi, küçük bir matbaada çalışan Tufan’ın, yaşlı komşusu, ailesi, patronu ve arkadaşları ile kurduğu ilişkiden yola çıkarak az önce bahsettiğim O’Connor’ın “iyi insan bulmak zor” cümlesinin aksine herkesin “ne iyi insan” diyeceği bir karakter anlatısı üzerine temelleniyor. Fakat bu karakter anlatısındaki temellenme ne Dostoyevski’nin ne Melville’in ne de Camus’nün edilgen karakterlerinin kayıtsızlığı ve toplumsal dünya ile yaşadıkları çatışmadan nasibini almayan bir varoluş hali. Filmin edilgen karakteri Tufan öncüllerinin aksine sistemin dayattığı şartları onaylayan ve bunu bir alışkanlık halinde yapılması gerekeni yaparak içkin hale getirir. Bourdieu’nün “simgesel şiddet”inin “yaşanana anlayış ile hükmedene rızayı” birleştirmesi gibi. Yani Tufan’ın gündelik yaşantısı bile bireyin sistem ile kurduğu yerleşik ilişkiyi sürdürür. Oysaki Dostoyevski’nin yeraltı insanı yeraltında neler oluyor sorgulamasını, Melville’in Katip Bartleby’i yapmamayı tercih ederek bir direniş simgesini, Camus’nün Meursault’u anlamın boşunalığı üzerinden bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışmayı akla getiriyordu. Borç filminin Tufan ekseninde dikkat çekmeye çalıştığı abartılı iyilik ya da olumluluk hali ise, toplumun üzerine inşa edileceği bir empati ya da sorgulama sürecini değil, bilakis biat kültürünü teşvik ediyor. Karşımızda implosif bir şiddet var. Tufan’ın filmin sonuna kadar yaşadığı durum tam olarak budur. İmplosif şiddette, yani içe patlayan şiddette basınç dışa boşalamadığı için içe yönelir. İçeride çeşitli tahribatlara neden olur. Tufan’ın yaşadığı sistem entegrasyonu ya da iktidarsızlığı da bundan kaynaklıdır. Çevresindeki tüm haksızlıklar karşısında iyilik meleği rolünü üstlenmesi, tüm şiddetini ve öfkesini içinde yaşamasından kaynaklıdır. Dikkat edin perdede izlediği film hakkında bile kendi görüşünü dile getiremeyen bir karakter yer alıyor.

Nitekim Borç filminin Tufan ekseninde oluşturduğu olumluluk hali hakkında Bourdieu şöyle der: “Olumluğun kesintisiz üretimi korkunç sonuçlara neden oldu. Olumsuzluk kriz ve kritik yaratırdı, abartılı olumluluk felaket yaratıyor.” Konunun daha iyi anlaşılması açısından olumsuzluk sistemi için din örneği verilebilir. Yapılması gerekenleri, yasaklananları ve ritüelleri ile din toplumsal sistemin entropisini çok düşük bir düzeyde tutar.1 Bu düzensizlik hali de olumluluğun aksine düşüncenin iktidarsızlığını değil düşüncenin iktidarını teşvik eden estetik bir tavır geliştirir. Olumluluk sisteminde ise her şey törpülenmiş, birbirinin aynı bireyler yaratılmıştır. Saraçoğlu’nun filmi hakkında verdiği bir röportajda dile getirdiğinin aksine ben filmin bu nedenlerle eleştirel bir tavır takındığını düşünmüyorum. Saraçoğlu, “Tufan gibi kişiler genellikle orta yolu kolladıkları ve kimseyle zıt düşmemek gibi bir kaygıyı yaşamlarının asli unsuru haline getirdiklerinden hayat içinde kaynayıp gidebiliyorlar,”2 diyor. Oysaki tam tersine günümüzde bu kişiler hayatın içinde kaynayıp giden kimseler değil, sitemin devamlılığını sağlayan en büyük devinimi oluştururlar.

İşte daha en başta dile getirdiğim filmin bakışın çifte doğasını anımsattığı, yani her bakışın kendi içinde kötü bir bakış oluşturabileceği durum bu. Borç filminin edilgen karakteri Tufan, yönetmenin amaç edindiği şekilde bir sistem eleştirisi oluşturabilecek yapıda değil, aksine bu eleştirinin önünü tıkayan bir olumluluk sisteminin nüvesidir.

1) Daha fazla bilgi için bakınız, Han, Byung-Chul, Şiddetin Topolojisi, Metis Yayınları.
2) http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/borc-iyilik-yapmak-her-zaman-iyi-bir-sey-mi-236051

Teksin Begeç

Kimya Mühendisliği mezunu. İnovasyon, Girişimcilik ve Yönetim bölümünde başladığı yüksek lisans eğitimini bırakarak Marmara Üniversitesi’nde sinema yüksek lisansına başladı. Çeşitli film festivallerinde görev almasının yanı sıra İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivali’nin yürütmesini yaptı. Cineritüel sitesinin kurucusu ve yazarı.

, , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.