Masumiyet (1997): Eğ Başını Yürü Şimdi

Masumiyet (1997): Eğ Başını Yürü Şimdi

Share Button

“Oğlum Bekir, bu senin kaderin, eğ başını yürü.”

“Öteki kadın”ı izlediğimiz filmler çoktur Türk sinemasında. Ruhundaki kusurları dışa vurduklarıyla örtmeye çalışan, yok sayılan ya da çok sevilen kadınlar sinemanın nimetleridir. Zeki Demirkubuz’un kült filmleri Masumiyet (1997) ve Kader‘de (2006) ise öteki olmayı kaderine yoran bir erkeğin, Bekir’in, bir kadına, Uğur’a olan tutkusuna tanıklık ederiz. Âşık olduğu doğuştan suçlu Zagor (Ozan Bilen) şehirden şehre sürgün yedikçe peşinden giden Uğur, Bekir’in de karısını, çocuğunu bir kenara bırakarak peşinden sürüklenmesine sebep olur. Bekir kendisini soluk alışlarını, kalbinin ritmini, sesinin tonunu değiştirerek bambaşka bir kimliğe bürüyecek olan, sancılı ve saplantılı bir kara sevdanın kucağında bulur.

İhanetin, şiddetin, tesadüflerin, kaderin, şansın ve şanssızlığın birlikte kullanıldığı Demirkubuz sinemasında erkekler de bu unsurlarla birlikte hareket eder. Kader ve Masumiyet’te karakterlerin hikayeleri sürekli gitme eyleminin zemini olan yollara aralansa da kör kütük sarhoş eden aşkın sebep olduğu hareketsizlik hali, eyleme geçmenin zıttını oluşturur. Bekir, uğruna kurşun da yediği, vurgun da yediği bu sevdanın kollarına uzanırken, Uğur’un peşinde gezdiği her şehir onun yeni geçici hapishanesi olur. Anlatının tam karşısında Masumiyet filminin Yusuf’u (Güven Kıraç), hapisten çıkmak istemeyişiyle durur. Gülengül Altıntaş’ın deyişiyle “Yusuf için için seziyordur, hapishane müdürünün odasında, kendiliğinden açılan kapı, dışarıya değil, bir başka içeriye, bir başka mahpusluğa açılıyordur” (2016, s. 387). Kaderlerini yaşamayı tercih ederek kendi mahpusluklarını da kendileri çizen bu erkekler, Uğur’a hep rastlantıların varlığıyla ulaşırlar; Yusuf bir gün bir otelde Uğur’la kesişir, Bekir bir gün dükkânında uyuklarken Uğur içeri giriverir. Onların aciz erkeklikleri Uğur ile tamamlanmak için yola çıkarken, tıpkı bir masal gibi belirsiz bir günle başlar.

Melodram Erkeği Mi?

Asumen Suner Hayalet Ev kitabında melodramı açıklarken kahramanların güçlü duygularından, acılarından, fedakârlıklarından, karşılaştıkları tesadüflerden ve bu tesadüflerin aşırılığından bahseder. Yenik ve eksik erkekleriyle ve onların güçlü duygularıyla Masumiyet ve Kader, bu anlamda melodrama yaklaşır. Peter Brooks’un The Melodramatic Imagination kitabında melodram sözcüğünün yan anlamları arasında “iyiye karşı kötülük, açık kötülük” olduğunu da belirten Akbulut (2012, s.13) ise Türk sinemasında melodram imgelerinden bahsederken erkeksizliğin kadın için eksik olduğunu, kadınların hayatlarına giren erkekle kadın olmayı öğrendiklerini, âşıkların birleşmesiyle kurulan ailenin yüceltildiğini (s. 16) söyler.

Bir diğer nokta müziğin, duyguların ve durumların bir anlatım aracı olarak filmlere dahil edilmesidir. Bu perspektiften baktığımızda, Bekir için bir melodram erkeği demenin önü açılır. Diğer yandan Masumiyet’te hayatı boyunca orospuluk yapacağını söyleyerek kötü olanı seçen Uğur (Derya Alabora) vardır; karakterler acı, tesadüf ve fedakârlıklarla şekillenir, bir tarafı tamamlamaya çalışırken öteki tarafı yıkarlar, acı katlanarak çoğalır. Öyle ki sağır ve dilsiz Çilem bile doğuştan bir melodram karakteridir. Ya da hastalıklı sevgileri, acıklı hayatlarıyla Yusuf ve Bekir, acılarını da sevdalarını da abartarak yaşarlar. Ancak öte yandan bu filmler, melodramla özdeşleşmeyecek unsurların altını daha güçlü çizerler; aile yüceltilmez çünkü imkânsız aşk gerçeği vardır; kadın, erkek olmaksızın da kadınlığını haykırır; erkekler ve güçlü kadın Uğur sözleriyle yaralamayı da duygularını ifade etmeyi de müzikten daha iyi becerir. Belki de en önemlisi, Yeşilçam melodramlarında yer verilen Batılı ve modern değerlere, bunların taklit edilirken yarattığı gülünçlüğe karşın yerli, bizden, bugünden, minibüsten taşan, gerçek, acılarla dolu, sokağın tozuna pisliğine bulanmış bir aşk hikayesi izleriz. Arzu nesnesi hâline getirdiği Uğur, ağzında sakızı, dar bluzu, sarı saçlarıyla, asi ve çekici adımlarıyla Bekir’in dükkânına girdiği ilk gün Bekir bile bile lades olur. İçinde yoğrulduğu muhafazakâr kesimden ilk defa sıyrılarak ait olmadığı bir yerde hayat bulmayı ister. İstanbul’un kenar mahallesinde minibüs müziklerine, yaldızlı cd’lere karışan tek taraflı sevda böyle başlar.

Kader Kurbanları

Kader’de Zagor, Uğur’un (Vildan Atasever) annesinin sevgilisi Cevat’ı bir kavga sırasında bıçaklayınca Uğur’la birlikte ortadan kaybolur. O zamana kadar Cevat’ın desteğiyle ayakta duran aileyi Bekir (Ufuk Bayraktar) sahiplenmeye başlar. Kendisini sürekli birilerinin yerine koyarak, kâh Zagor gibi serseri olmayı deneyip kâh pavyonlarda patron numaraları taslayarak Uğur’un hayatında bulduğu en ufak boşluğu doldurmaya çalışır. Uğur, Zagor’a avukat tutmak için Bekir’den para istemek üzere çıkıp İstanbul’a gelir. Bekir, Uğur’un Zagor’a bu kadar vurgun oluşunu kabullenmeye uğraşırken Uğur’un parayı geri ödemek için “Gerekirse orospuluk yaparım. Metresin olurum.” demesiyle bu ânı yirmi yıl sonrasının hikayesi Masumiyet‘te bile anlatmak üzere hatırına kazır. Filmin devamında gazinoda şarkıcılığa başlamış Uğur ve onun hayatında ikinci erkek olmayı kabul eden Bekir vardır. Uğur’un isteği sonucu İstanbul’a giden Bekir, eski hayatına eski kılığıyla döner. Bedeni İstanbul’da taksicilik yaparken ruhu İzmir’de kalır. Nitekim tekrar İzmir’e döner. Bu sevda, Bekir’i her şehir değiştirişinde bir parça daha eksiltir. Kurşun da yemek, dayak da yemek, hapis de yatmak bu arabesk sevdanın özünü oluşturur; geride kalan hasta bir çocuk ve onu bırakıp Kars’a, Uğur’un bir bardak çayını içmeye giden baba figürüyle birlikte. Bekir’i hasta çocuğunu geride bırakıp Kars’a sürükleyen bu sevda, çok sevmekten değil karakterin yaşamakla yükümlü olduğu kaderinden kaynaklanır.

Kars yolunun devamı algısı uyandıran puslu yollarla başlayan Masumiyet‘te Bekir (Haluk Bilginer) ve Uğur pavyonlarda, otel odalarında, Uğur’un dilsiz ve sağır kızı Çilem ile birlikte dolaşmaya devam ederler. Onların hikayesinin masum yanını oluşturan Çilem dışında bir de Kader‘de bahsini duyduğumuz, Zagor’un koğuştan arkadaşı Yusuf eklenir hayatlarına. Otelin lobisinde uyuyan Çilem’in başını okşayarak Bekir’in kaderini kendisine bulaştıran Yusuf, Kader‘deki Bekir’e temas eden detaylarıyla, deri ceketi, Uğur’a günden güne ziyadeleşen sarhoşluğu, güçlü bir kadın karşısında büktüğü boynuyla birlikte büyür, büyüdükçe ayrıntılarından yola çıkıp Bekir’i özümsememize yardımcı olur.

Yusuf küçük yaşta katil olmuştur, Zagor zaten bir katildir; Çilem anne karnındayken babasından dayak yemiş ve dilsiz kalmış, Yusuf’un ablasının ise kardeşinden yediği kurşunla dili parçalanmıştır. Kadını ve sesini parçalayan Masumiyet’te veya Uğur’un annesini bir erkeğin korumasına teslim eden Kader’de konuşan, yine bedeller ödeyen ama karşılığında erkeğe karşı gelecek güce sahip olan bir tek Uğur’dur. Bu güçlü kadının eteklerine tutunanlarsa hep aciz, suçlu erkekler olur.

Belki De En Masumlar Kader Kurbanlarıdır

Hapis cezası sona erdiği halde içeriden çıkmak istemeyen Yusuf, son çare ablasının yanına İzmir’e gidince yerleştiği otelde Uğur ve Bekir ile karşılaşır. Karşılaşma yine “bir gün” gerçekleşir. Zagor hapishanelere sürülmeye, Uğur onun, Bekir de Uğur’un peşinde sürüklenmeye devam eder.

Bekir’in Masumiyet‘te, Kader filminin hikayesini, Uğur’un kanına girdiği, dükkâna kokusunu ve adını sakıncasızca bıraktığı o ilk günü anlattığı monolog, Türk sinemasının unutulmaz sahnelerinden birisidir; “İşte o gün bir inandım orospuya, tam yirmi yıl geçti.” Önce dükkânı ve taksileri, ardından tüm hayatını, karısını, ailesini kaybeden Bekir, Yunus gibi bir aşk yoluna düşmüş, yana yana yürümüş, yirmi senesini verdiği Uğur’u tek nefeste anlatıvermiştir. Artık dayanamayıp bu sevda uğruna otel odasında kendini vurunca, bu defa Yusuf kendisini Uğur’un koruması ilan eder. Sonunda yine geride muhtaç bir çocuk kalır; Uğur kaçınca Çilem’e Yusuf sahip çıkar. Bekir ile Uğur’dan Yusuf’a sıçrayan kıskançlık ve kapatılmışlık, Yusuf’un bir yere gidememesiyle sonuçlanır. Kader mahkûmu bu insanların sonu ya ölüm olur ya da hikayeleri bir sona varmaz, yollarda sürüklenmeye devam ederler.

Kader ve Masumiyet‘in Bekir’i, başına gelenlere çaresiz boyun eğerek kaderinin peşinden gidiyor gibi okunur ama farkı bir perspektifte, her kımıldanışıyla birlikte edilgen olmaktan çıkarak kadere karşı gelmeye de tekabül eder. Çilem’in kırmızı montu, Bekir’in duvarda asılı kalan ceketi, elinden atamadığı sigarasının varlığına kazıdığı iz masumiyetin görünen yüzünü belli ederken, kendi kendine açılmaya devam eden bozuk kapılar, yüreği yangın yerine, Yunus’un bile suyunu bir türlü ısıtamadığı kavuşulmaz aşklara döndüren kader ise görünmeyen yanını oluşturur.

Kaynaklar:
Akbulut, H. (2012). Yeşilçamdan Yeni Türk Sinemasına Melodramatik İmgelem. Hayalperest.
Acar, B. (2016). B. Acar (Ed.), Türk Sinemasında 100 Unutulmaz Karakter. Edebi Şeyler.
Suner, A. (2006). Hayalet Ev: Yeni Türk Sinemasında Aidiyet, Kimlik ve Bellek. Metis.
Erdal, K. P. (2015). Zeki Demirkubuz Sinemasında Şiddet: Masumiyet ve Kader. Mardin Artuklu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ilef dergisi, 2(2), 155-178.

Not: Bu yazı, Türk Sinemasında 100 Unutulmaz Karakter kitabında yayımlanan “Vurgun Gibi, Hançer Gibi” başlıklı yazının yeniden düzenlenmiş ve genişletilmiş halidir.

Dilan Salkaya

1994 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema bölümü mezunu. Fil’m Hafızası, Sinema Terspektif, Berfin Bahar, Hayal Perdesi gibi farklı sosyal mecralarda ve dergilerde sinema üzerine yazıları yayınlandı, çeşitli kısa film ve yönetmenlik deneyimleri oldu. Senarist olarak kariyerini inşa ederken, art-his.com’da sanat üzerine karalamayı sürdürüyor.

, , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.