25. Uluslararası Adana Film Festivali

25. Uluslararası Adana Film Festivali

Share Button

25. Uluslararası Adana Film Festivali iyisi ve kötüsüyle, yenilikleri ve değiş(e)meyen özellikleriyle sona erdi. Festival, bir hafta boyunca Adana halkına ve gelen konuklara adeta bir sinema şöleni yaşattı.

Festival, sinema salonlarının AVM’lere taşınmasıyla birlikte gişeye oynayan filmlerin salon bulabildiği günümüzde, Adanalıların hasretle beklediği bir dönemdir. Çünkü pek çok film sinema salonlarında gösterim şansı bulamadığı için ancak festival sayesinde bu filmler izlenir ve ardından derin bir “oh” çekilir. Tüm bu koşturmacanın içerisinde yine de filmlerle ilgili insanlar kadar filmlerden bi haber olup salonları dolduranlar –ki bunlar filmin ortasında salonlardan patır patır çıkarak izleyenlerin de dikkatini dağıtmakta- da yok değil. Kimi zaman festival sadece “ünlü” görmekten ibaretken kimi zaman da billboardları süsleyen konserlerden ibarette olabilmekte. (Bu konuya yazının sonunda değinelim)

Bu sene festival bir yeniliğe imza attı. Festivale özel bir uygulama hazırlanmış. Uygulamada Adana’ya gelen misafirler için bilgiler (taksi, gezilecek noktalar vs.), festivalden haberler ve en önemlisi izlenecek filmlerin salon rezervasyonunu yapma gibi seçenekler bulunmakta. Yıllardır (konuklar dışında) izleyicilerin yaşadığı bilet sıkıntısına harika bir çözüm bulunmuş. Bence bu konuda kanayan bir yarayı kapatarak alkışı hak etmekte festival ekibi. Geçtiğimiz yıllarda izleyiciler için yaşanan bilet satış sıkıntısı izdiham ve kimi zamanda içeride film oynarken diğer filmin biletinin o anda satışa çıkmasından dolayı film izlemede yaşanan güçlükler mevcuttu. Bu sene ise filmlere yoğun ilgi devam etmesiyle birlikte geçmiş yıllarda yaşanan bilet kaosu sona ermiş gibi görünüyor.

Film festivalinin amacı olan filmlere dönersek; hayran bırakan ve hüsrana uğratan filmlerin bulunduğu bir seçki oluşturulmuş. Öncelikle yarışma filmlerini değerlendirecek olursak; 15 yarışma filminin yer aldığı Ulusal Uzun Metraj yarışma kategorisinde filmlerin çoğunluğu Türkiye gösterimlerini ilk kez gerçekleştirdi. Bu sebeple yarışma filmlerine rağbet fazla oldu. Bu filmler içerisinde de Anons, Sibel ve Kelebekler’in ödülleri paylaşacağını düşünmekteyim.

  • Anons: Mahmut Fazıl Coşkun’un 3. Uzun metrajı olan Anons, 75. Venedik Film Festivali’nden aldığı “Jüri Özel Ödülü’nün ardından yurdum izleyicisinin karşısına çıktı. İzleyicilerden tam not alan film 1963 yılında gerçekleşmesi planlanan darbenin planlandığı gibi gitmemesi üzerine kurulu kara mizah örneği sunmuştur. Film, görüntüsünden yönetmenliğine kadar ilmek ilmek örülmüş ve izleyicilere “gülerim ağlanacak halime” konulu bir anlatım sunmuştur. Tahminimce en iyi film Anons’un olacaktır.
  • Arada: Yönetmen koltuğunda Ali Kemal Çınar’ın oturduğu film, “Anlıyorum ama konuşamıyorum” kısmında Kürt bir gencin yaşadıklarını trajikomik bir dille anlatmak. Festival’de adı gibi aslında arada kalmış bir film olduğunu söyleyebiliriz.
  • Aydede: Abdurrahman Öner’in ilk uzun metraj filmi olan Aydede, ataerkil bir bakış açısıyla bir kadın hikayesi anlatmaya çalışmakta ama bu erk bakış bir kadının erkeksiz yapamayacağını söylemekten öteye gidemeyerek erilliğiyle ön plana çıkmakta.
  • Babamın Kemikleri: Yönetmen Özkan Çelik, baba figürü üzerinden babalar ve oğulların çatışmasını ve geçmiş ile hesaplaşmayı anlatmakta. Zaman zaman güldüren zaman zaman da hesaplaşmalarla hüzünlendiren bir film olmuş.
  • Dört Köşeli Üçgen: Mehmet Güreli imzasını taşıyan film, bir biri ardına eklenen sahneler ve hikayede yaşanan kopukluklar öteye gidemiyor.
  • Güvercin: Yönetmenliğini Banu Sıvacı’nın yaptığı film, Babamın Kemikleri filminde olduğu gibi baba figürü üzerinden bir anlatım ve dış dünyayı reddediş söz konusu. Film, anlatım yönünden başarılı sayılabilir ve bu gece özellikle Adana’da çekilmiş ve sinemasal anlamda yakın bir film olarak Yılmaz Güney ödülünü alacağı düşüncesindeyim. (Güvercin almazsa bu ödülü Arada da alabilir.)
  • Güvercin Hırsızları: Osman Nail Doğan filmi olan Güvercin Hırsızları düşük bütçeli bir film olmasına rağmen samimi işlenmiş bir dokuya sahip. Umut vaat eden erkek oyuncu ödülünü alacağı düşüncesindeyim.
  • Halef: Murat Düzgünoğlu’nun yönetmen koltuğunda oturduğu film, yine bir erkek anlatısı barındırmakta. Babamın Kemikleri filminde olduğu gibi yıllar sonra köyüne dönen bir adamın hikayesi anlatılmakta.
  • İçerdekiler: Hüseyin Karabey’in yönettiği, Melih Cevdet Anday’ın aynı adlı romanından uyarlanan film buram buram olmamışlık kokmakta.
  • Kardeşler: Ömür Atay, insanları vicdanları ve namus kavramlarıyla yüzleşmeye davet ettiği filminde, katillerin yerine kendimizi koymamızı sağlıyor.
  • Kaos: Semir Aslanyürek’in yönettiği film, hikaye anlatımında oldukça vasat bir yapım sunuyor izleyicilere.
  • Kelebekler: Tolga Karaçelik’in de 3’te 3 yaptığı bir film Kelebekler. Kara Mizah örneği sunan film de yıllar son köylerine dönen kardeşlerin birbiriyle ve geçmişleriyle yüzleşmelerini konu alıyor.
  • Sibel: Guillaume Giovanetti, Çağla Zencirci’nin yönettiği film, 5 yaşında geçirdiği havale sonucu konuşmamaya başlayan ancak kuş dili (ıslık dili) ile derdini anlatabilen Sibel’in yaşadıklarını anlatmakta. Giovanetti ve Zencirci başarılı bir filme imza attığı gibi, kadını anlatmakta da başarı sağlamış. Damla Sönmez oyunculuğu ile en iyi kadın oyuncu ödülünü alabilir.
  • Tuzdan Kaide: Burak Çevik’in yönettiği film, ölümsüz olan genç bir kadının hamile olduğunu öğrenmesiyle birlikte gelişen olayları konu almakta.
  • Yuva: Emre Yeksan’ın yönettiği film belki de festivalin sürpriz filmleri arasında yer almakta. Ormanı kendine mesken edinen bir adamın öyküsünü anlatan filmin ödülle dönmesi muhtemel.

Yarışma filmleri dışında da güzel bir seçki sunan festival özellikle izleyenleri Gaspar Noe’nin Climax’i ile tabiri caizse derinden sarstı.

Tüm bunların dışında yıllardır yinelenen yurdum sinemasındaki eksikler göze çarptı. Yarışma kapsamındaki filmlere baktığımızda filmlerin elinde başarılı hikayeler bulunmakta. Gel gelelim iş anlatıma gelince çıkış noktalarında yaşadıkları heyecanı anlatımla pekiştirme sorunsalı. Genel olarak yarışma filmlerinin tatmin etmediğini söylemek gerekse de sanırım asıl endişe edilmesi gereken konu hangi filmler elendi de bu seçki oluşturuldu. Yani yurdum sineması ne halde? Evet, bazı filmlere ve film yapanlara kalitesizliklerinden kızılıyor ama kaliteli film yaptığını iddia edip önümüze hikayesini bile anlatamayan bir yapım sunanlara ne demeli. Yıllardır devam eden sorunlara çözüm bulamadan devam etmeye ne demeli? Ne için yapılıyor onca film? Ve kötü bir filmin aldığı destekler sorgulanmalı.

Bir de film festivalleri sinemayı destekler, şehre bir film gelir ve insanlar sevinir. Ama tüm reklam mecralarında bangır bangır konserlerin reklamı yapılırsa bu amaç kendi yolundan sapar. Cannes seçkisi gelmiş, yarışma filmleri çok iyiymiş bunlar da kimsenin umurunda olmaz. Peki o zaman festival neden yapılıyor? Kime hizmet ediyor?

Demet Öztürk

Lise eğitimine başladığından beri Gazetecilik ve Radyo-Televizyon ve Sinema okumaktadır. Doktora eğitimini de bu alanda yapmaya devam etmeyi planlıyor. Çalışma hayatına gazetecilikle başlayıp sinemayı da beraberinde devam ettirmiştir. 8 yıl Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde ve sinema filmlerinde reji asistanı olarak çalıştı. Çektiği kısa metraj filmler pek çok festivalin yarışma bölümünde yer alıp gösterimleri gerçekleştirildi. Bu festivallerden ödülleri de bulunmaktadır. Kendi blogunda yazdığı yazıların ardından kurulduğundan beri Cineritüel’de sinema üzerine yazmaya devam etmektedir. Uzmanlık alanı Türkiye Sineması olup, absürtlük ve komedi favori dallarıdır.

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.