Phantom Thread (2017): Anderson Sinemasında Yokluğun Varlığı

Phantom Thread (2017): Anderson Sinemasında Yokluğun Varlığı

Yazar Puanı4.5
  • Anderson sinemasında bir kadın neredeyse her zaman bir erkekten bahseder haldedir. Kadın karakterlerin birer hikâye örgüsü olması bence onun derinlikli, akışkan ve düşünülmüş sinemasının en zayıf noktası. Filmlerinin erkek karakterlerinin işlenmiş, derinleştirilmiş ve aslında etraflarındaki kozmozun çelişkileri ile bütünleştirilmiş halleri bu sorunsalın içerisinde var olur.
Share Button

Paul Thomas Anderson sineması ile ilgili hazırlamak isteyip de bir türlü başaramadığım bir tablo-görsel fikrim vardı. Bu görsel, Anderson’ın sinemasında kadınların ne kadar konuştukları ve konuştuklarında ne kadar süre boyunca filmdeki alfa-erkek diyebileceğimiz karakterden bahsettikleri üzerine olacaktı. Anderson’ın sineması tıpkı Nuri Bilge Ceylan sineması gibi erkek kahramanın etrafında şekillenen bir dünyanın sinemasıdır. Bu dünyada erkek ya da erkeği temsilen bir iktidar mevcuttur ve yönetmen bunun sorunsalları ile uğraşır: Hard Eight (Sydney, 1996) filminde babasız kahramanın mücadelesi, Boogie Nights’ta (Ateşli Geceler, 1997) porno yıldızının ereksel sorunları ya da Master’da (Usta, 2012) doğrudan “master” bunun örnekleridir. Her bir filmde de belirgin şekilde önde olan erkekler vardır. Tüm dünya, bu erkeklerin dünyasının tıpkı bir kurbağanın deşilmesi gibi -ki Magnolia’ya da bu kurbağalar Anderson’ın filminin üstünden yağmış gibidir- erkekliğin tamamlanmayışına çekilir. Neredeyse her filminde kadınlar birer sirendir. Erkeklerin dünyasına gelirler, orayı mahvederler ya da erkeği bir daha eskisi gibi olmayacak bir hale sokarlar. Yahut kadınların bu dünyadaki varlıkları erkeklerin yanında, ardında veya önünde ama mutlak surette onları anlatan bir şekilde mevcuttur.

Anderson sinemasında bir kadın neredeyse her zaman bir erkekten bahseder haldedir. Kadın karakterlerin birer hikâye örgüsü olması bence yönetmenin derinlikli, akışkan ve düşünülmüş sinemasının en zayıf noktası. Filmlerinin erkek karakterlerinin işlenmiş, derinleştirilmiş ve aslında etraflarındaki kozmozun çelişkileri ile bütünleştirilmiş halleri bu sorunsalın içerisinde var olur. Anderson’ın sineması tıpkı dinler arenası gibidir, ya nereden ürediği belli olmayan alfalar mücadele edip dururlar ya da bir erkeğin alfa olamayışı sorunsalı merkeze yerleşir. Peki, son filmi Phantom Thread söz konusu bağlamda nerede durmaktadır?

Hayalet Varlık

Model Alma, filmdeki varlığına ana karakter Reynolds Woodcock’ı anlatan bir ses olarak başlar. Filmin başındaki Alma filmin ortasına kadar özelliklerini korumaya çalışırken filmin sonunda değişerek vardığı yer (özellikle “dönüştüğü” kullanmıyorum) Woodstock’ın ters-arzu öznesi olarak anneliktir. Woodstock’ın ise tüm baskın ve egemen yönünün altında bir sessizliğin ve düzenin etrafından buyururken derinliklerinde aradığı şey bastırılmadır. Yaşamında bir tür “anneliğin” varolmasına, kendisine yönelik sonsuz bir ilgiye ve bununla karışmış bir baskıya muhtaçtır. Geçici bir süre yatağa düştüğünde ise hem çocuk olmaya hem de bir baskı öznesiyle birlikte dolaylı bir ilgiye sahip olacaktır; çocukluğu, yasaklanarak ilgilenilen bir varoluş halidir.

Woodstock, erginlik arzularını bulduğu Alma’nın bedeninde onun değişimiyle birlikte annesinin zulmünü ve ilgisini de bulur. Alma, zehirli mantarlarla Woodstock’ı zehirlerken onu bir parça öldürür evet, ama ölen şeyin matematiksel karşıtlığı da bellidir: Yaşıyordur da. Woodstock’ın bedeni bu aciz ve sorunlu haliyle hiçbir işi göremez hale gelir. Ancak Alma ile birlikteliği sorunsuz, meselesiz ve akışkandır. Alma hem bir anne hem bir eştir. Baskının ve zulmün hem seksüel hem de dinsel motiflerle birleştiği bu ilişkinin berisinde, Alma’nın giyinip kuşandığı hayalet doku/işleme bir ölüm kıyafetini andırır. Alma, Oedipus’un karşısına annesinin eski gelinliği ile çıkagelir ama gelinliğin ardındaki bedeni anneye ait olmayan bir cinselliği, tehdidi barındırır. Woodstock her zehirlenişinde yeniden ölür böylece. Alma onu her gece yeniden doğurur. Alma bunu yaparken Alma olmaktan vazgeçmiştir. Anderson sinemasının yoğun sorunsalı olan kadınlık ve kadın olanın varlığı burada belirginleşir. Film, bir adım geriye atılıp tekrar düşünüldüğünde şunu ortaya çıkartır: Woodstock, kendini keşfetmiştir lakin varlığının derinliklerinde hiçbir şey değişmemiştir ve böylece çocuk bir adam olmuştur. Alma, kendinden vazgeçmiş ve böylece anne olan bir kadın olmuştur. Alma, özneleşirken geçmişleşir ve geçmişleşirken her örme kıyafet gibi nesneleşir. Woodstock, çocukluğunda bir başına uğraşıp yarattığı gelinliği annesine hazırlarken, annesini bir bakire olarak giydirmenin telaşında bunu yapmıştır ve annesi gelinliği giydiği anda her şey alt üst olmaya başlamıştır. Alma’nın bakireliği, cinselliğin tuhaf halini, dolayısıyla gelinliği tekrar giymesiyle yasak meyve bir kez daha yenilir olmuştur.

Peki filmin sonu neden sorunludur? Alma, filmin sonunda her şeyi açıklayarak izleyiciye hiçbir açık kapı bırakmamanın yanı sıra kendi varlığının özgünlüğü ihtimalini de alt üst ediyor. Filmin sonunun imlediği kesin şey budur: Alma, bir anlatıcıdır; Alma, bir modeldir. Phantom Thread, Anderson sinemasının nadidelerinden biri ancak yine her zamanki Anderson sorununa takılıyor ve erkekliği aşamıyor. Film, ismini takip ederek Anderson’ın tüm sinemasının hayaletini giyiyor.

Haktan Kalır

Hacettepe Üniversitesinde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi almakta; kendi blogunda amatör olarak başladığı film incelemelerini yine bir amatör olarak Cineritüel’de sürdürmekte.

, , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir