Guardians of the Galaxy Vol.2 (2017): Kozmik Evrende Duraklama Dönemi

Guardians of the Galaxy Vol.2 (2017): Kozmik Evrende Duraklama Dönemi

Yazar Puanı3
  • İlk filmin oyunbazlığı sonrasında artık bildiğimiz bir evrende izleyiciyi yeni maceraya davet eden Guardians of the Galaxy Vol:2, Marry Poppins’den Knight Rider’a uzanan popüler kültür göndermeleri, retro müzikleri, aksiyonu dengeleyen temposu ve mizahı ile ilk filmin sevdiğimiz kolektif unsurlarını korumayı başarıyor; ancak pek de özdeşleşebilecek özellikleri olmayan anti-kahramanların derinleştirilmeye çabalanan hikayeleri izleyicide karşılık bulamıyor.
Share Button

İlk Guardians of the Galaxy (Galaksinin Koruyucuları, 2014) filmi çekildiğinde sonucunun ne olacağını kimse tam olarak tahmin edemediğinden, Marvel cephesinde bir miktar tedirginlik vardı. Öncelikle karakterlerin çizgi roman geçmişleri 1969 yıllarına uzansa da kendi serilerine ancak 1990’ların başlarında kavuşmuşlardı. Diğer ana akım çizgi roman kahramanları kadar tanınmıyorlardı ve film, Marvel evreninin daha az bilinen bir köşesinde geçiyordu. Ayrıca süper kahraman temasını daha farklı bir şekilde izleyici ile buluşturmak amaçlanmıştı. Diğer taraftan Galaksinin Koruyucuları Marvel’in Kozmik Evreni’ne giriş niteliğindeydi ve başarısız olma durumunda serinin Avengers: Infinity War’a uzanacak geleceğini tehlikeye atacaktı. Sonuç beklentilerin çok üzerinde gerçekleşti: Eğlenceli karakterleri, renkli dünyası, özgünlüğü ve etkin mizah kullanımıyla film, izleyiciler tarafından en sevilen uyarlamalardan birine dönüştü.

Galaksinin Koruyucuları’nın çok fazla bilinen bir çizgi roman serisi olmamasından dolayı izleyiciler için karakterler de bir nevi yeni kahramanlardı. Buradaki kastım Marvel Sinematik Evreni’ni (MCU) sinemadan takip eden izleyiciler için geçerli, yoksa bazı açılardan çizgi roman okuyucularının canını sıkacak eksiltmeler, sadeleştirmeler bu uyarlamada da mevcut. Ancak genel kitlenin konuya çok da hakim olmamasının avantajından faydalanan James Gunn, Koruyucular’ın dünyasını inşa ederken konuyu fazla dağıtmadan klasik bir orjin hikayesi anlatmayı tercih etmişti. Bu durum kahramanları oldukları gibi kabul etmemizi sağlamış, yönetmenin karakterlerin yapılarına eklemlediği değişimlere uyum sürecini de hızlandırmıştı. Filmdeki her karakterin keşif unsurunun bulunması ise, filmin seyircide merak uyandırmasındaki en büyük etkenlerden biriydi.

İlk film, eğlenceli bir uzay aksiyonu sunmasının yanı sıra, Marvel’in kozmik dünyasını neredeyse sıfırdan tanıtıyordu. Film, bilindiği üzere artık üçüncü evresini sürdüğümüz MCU’nun uzaya genişleyen halkasını da oluşturmuştu. Perdede, kendisine Star-Lord lakabı takan maceracı Peter Quill ve uyumsuz ekibinin bir araya gelmesi ve Marvel evreninde büyük öneme sahip sonsuzluk taşlarından birinin peşinde maceraya atılmalarını izlemiştik. Takım olma, arkadaşlık ve yeteneklerini keşfetme gibi Marvel filmlerinde sıklıkla gördüğümüz klasik temalara ek olarak, hikayeyi şekillendirecek derecede hakim bir mizah anlayışı göze çarpıyordu. Aynı şekilde müzik de filme retro bir hava katıyordu. İlginç olan kısım ise, içerisinde birbirinden tuhaf yaratıklar barındırın bu eski usul uzay macerası, neredeyse durum komedisine kayan anlar barındırmasına rağmen sakil durmayacak bir harmoni içeriyordu. Ancak gelen devam filmi birçok açıdan ilk filmin temalarını geliştirmeye çabalasa da vasat bir tekrardan öteye maalesef geçemedi.

Baby Groot Cinerituel

Genişleyemeyen Kozmik Evren

Artık aşikar olduğu üzere Marvel tüm kurgusunu baş kötü karakter olan Thanos ve ona güç sağlayacak Sonsuzluk Taşları’na ulaşmak için kullanıyor. Bunun için de Amerika’yı kurtarmaya biraz ara verip uzayda daha fazla zaman geçirmeleri şart. Galaksinin Koruyucuları 2’nin bu açıdan gidilecek rotada önemli bir dönemeç olmasını bekliyorduk. Ancak hikaye aynı Thor: Dark World’de olduğu gibi, MCU’den çok, kendi evrenlerindeki iç düşmanlarına ve karakterlerin gelişimine odaklanıyor. Sırtını yine 80’lere ve popüler kültür referanslarına dayayan Gunn’ın, müzik ve mizah tonunu belli derecede korumasına rağmen devam filminde anlattıklarıyla izleyiciyi cezbettiğini söylemek oldukça güç.

Marvel evreninden bağımsız bakıldığında yeni film, Star Lord’un gerçek ailesiyle ilişkisini konu ediyor. İlk filmin sonunda tam olarak dünyalı olmadığını öğrendiğimiz karakterimizin babası Ego olaya dahil edilmiş. Ego ile aralarındaki güce dayalı ilişkide, Star Lord’un gücü değil doğru tarafı seçmesi gibi klişe bir olay örgüsü izliyoruz. Çizgi romanlarda çok da göze batmayacak olan Ego’nun bir gezegen olması fikri, filmde ciddi anlamda inandırıcılık ve odaklanma sorunu yaşatıyor. Gunn’ın öyküyü boş verip karakterlerin aralarındaki ilişkileri mercek altına alma çabası da belirli bir zemine oturmuyor. Ne Gomora-Nabula arasındaki geçmişten gelen sorunlar ne de Drax ya da Racoon’un travmatik geçmişleri, tamamlanmış hissi uyandırmıyor. Bir tek Star Lord’un hikayesine paralel anlatıldığı için Yondu’nun öyküsünü önemsiyoruz. Onun da filmin sonunda gözyaşı dökmemiz için hazırlanmış bir yem olduğunu görüyoruz. Ancak ne zaman ekrana Baby Groot çıksa filmin havası değişiyor. Aynı Ice Age filmindeki Scrat gibi tüm kahramanlardan sahne çalıyor. Filmin sonunda akıllarda kalan da o ve “I’m Groot” cümlesi oluyor.

İlk filmin oyunbazlığı sonrasında artık bildiğimiz bir evrende izleyiciyi yeni maceraya davet eden Guardians of the Galaxy Vol:2, Marry Poppins’den Knight Rider’a uzanan popüler kültür göndermeleri, retro müzikleri, aksiyonu dengeleyen temposu ve mizahı ile ilk filmin sevdiğimiz kolektif unsurlarını korumayı başarıyor; ancak pek de özdeşleşebilecek özellikleri olmayan anti-kahramanların derinleştirilmeye çabalanan hikayeleri izleyicide karşılık bulamıyor. Yine de özellikle Adam Warlock göndermesi ile serinin devam filmi için bizlere sağlam bir kanca takmayı başarıyor. Ayrıca şimdiden bir üçlemeye dönüşmesi kesinleşen serinin, Marvel’in kozmik evrenin lokomotifi ve Captain Marvel ile Inhumans’a giden yolu açacak anahtar olacak gibi görünüyor.

Gökhan Gök

İşletme ve Finans lisans mezunu, Sosyoloji öğrencisi. Kendi blogu ve DVD+ dergisi forumundan sonra sinema yazılarını yayınlamaya Sinemaximum sitesi ile başladı. Daha sonra yaklaşık 2 yıl Türkiye’nin ilk online sinema dergisi Sinemalife’da Düş Perdesi ve Ev Sineması bölümlerini yürüttü. Kanal D Home Video DVD dergisinde yazdı. Temmuz 2013’de Cineritüel ekibine katıldı. Philip Morris Ezd kanalında Planlama ve Analiz bölümünde çalışmaktadır.

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.