Tayfur Aydın: “Fırat Nehri Çoktan Denize Karıştı Gitti”

Tayfur Aydın: “Fırat Nehri Çoktan Denize Karıştı Gitti”

Share Button
Röportaj: Fatih Değirmen, Kürşat Saygılı
Deşifre: Fatih Değirmen

Siyah Karga filmi çok dilli bir film, filmde Kürtçe, Türkçe, İngilizce ve Farsça dillerinin kullanıldığını görüyoruz. Bu durum filmin çekim sürecini nasıl etkiledi?

Hikaye Avrupa, Türkiye ve İran ekseninde geçtiğinden filmin dili de çok dilli bir yapıya evrildi. Bizim çok kültürlü bir yapımız var. Kültürel etkileşimin doğal sonucu olarak dillerin öğrenilmesi ve birbirinden etkilenmesi kaçınılmaz. Bu nedenle hikayeye dahil olan karakterlerin kendi diliyle konuşmalarını tercih ettim. Tabii bunun zorlukları da oldu. Hakim olduğumuz dille ilgili sahneler daha rahat çekilirken tam hakim olamadığımız dille ilgili sahnelere daha çok çalıştık ve bu sorunu bu şekilde aştık.

İlk filminiz İz’de (Rec) de Siyah Karga’da da hikayeler farklı ama yurtsuzluk teması üzerinden bir anlatı oluşturuyorsunuz. Bu konunun sizin öznel yaşamınızdaki karşılığı nedir?

Babam memur olduğu için çocukluğum tamamen göç etmekle geçti. Tam bir mekana alışmışken, yeni arkadaşlarla bağ kurarken birden başka bir yere taşınmak durumunda kalıyorsunuz. Bu nedenle hem İz’de hem de Siyah Karga’da yollar önemli bir yere sahip. Bu durumun benim çocukluğumdan kalma bir etki olduğunu düşünüyorum. Yol hikayeleri aracılığıyla iç çelişkileri ne kadar farklı olursa olsun bireye etki eden ve onun bireysel hayatına değen hikayeleri bu yollar aracılığıyla aktarmak istiyorum. İz’de üç kuşaktan bir ailenin kente göç etme sonucu yaşadığı durumları anlatırken de Siyah Karga’da bir sanatçının yol hikayesini anlatırken de öznel hikayelerin, büyük çelişkilerden daha etkili bir anlatı unsuru olduğu düşüncesinden hareket ettim.

İki filmin hikayesi de çok kolay politik bir kimlik söylemine angaje olabilecek hikayeler. Bir hikayenin yekten politik bir gönderme üzerine kurulması onun gücünü de azaltabilecek bir etki oluşturabilir. Fakat sizin filmlerinizde hikayeyi dar politik döngüden çıkaran ve coğrafya üzerinden beynelmilel bir söylem kuran yaklaşımlar mevcut. Hikayeyi coğrafya temelli kurma biçimi nasıl oluştu?

Genelde bu konuda iki farklı yaklaşım var. Belli bir kimlik söylemiyle film dili kuran yaklaşımlar ilk söylediğin yaklaşımdan çıkıyor. Ben bu tarz film oluşturma yaklaşımına da karşı değilim, sonuçta hikayeyi anlatan kişinin tercihidir. Ama ben bir ulusun yaşadığı sıkıntıları sadece belirli politik konular ekseninde anlatma yolunu tercih etmiyorum. Bu nedenle hikayenin toprakla yurtla kurduğu ilişkiden hareket etmeye çalışıyorum. Çünkü sorun özünde tüm dünyada karşımıza çıkabilecek bir sorun. Örneğin ben Tayland’da bu hikaye benim halamın hikayesi diyen seyirci yorumlarıyla karşılaştım, yine Hindistan’da kendi ailesinde de benzer zorunlu göç durumları yaşamış insanların olduğunu söyleyen seyircilerle karşılaştım. Bu karşılaşmalar benim için anlamlıydı. Toprak, insan, yurt bu kavramlar benim hem hikayeyle hem kamera diliyle anlatmaya çalıştığım kavramlar. Siyah Karga’nın kent çekimleri daha çok aktüel kamera hareketleriyle oluşturuldu. Dağda geçen çekimlerde ise sabit planlar ve daha az kamera hareketleri kullanıldı. Buradaki amacım, kentin kuşatıcılığına karşı kırsalın daha özgürleştirici havasını vermek istememdi. Betona basan insanla toprağa basan insan arasındaki farkı kamera açılarıyla vermeye çalışıyorum. Betona basan kent insanının zamanı yoktur, her yerden sıkışmışlık hisseder. Ama doğuya, kırsala gittiğinizde artık toprağa basmaya başlarsınız. Zamanınız artar ve bu zamanınıza karışanların sayısı da azalır. Sinematografik dili bu şekilde kurmaya çalışıyorum.

Filmin geçtiği yerler hem coğrafi olarak zorluklar barındırıyor hem siyasi olarak zor bir bölgede film çektiniz. Bu durum çekim sürecinizi etkiledi mi? Çekim izni alma konusunda herhangi bir zorluk yaşadınız mı?

İz filmi ilk filmim olduğundan başlangıçta yapımcı desteği alamadım ve filmi kendi imkanlarımızla çektik. Bu nedenle ilk film olmasının zorluklarıyla çok karşılaştık. Bu filmde de belli zorluklar oldu ama ben hiçbir yerde filmleri çekmeyle veya para bulmayla ilgili sıkıntıları dile getirmedim. Çünkü izleyiciyi ilgilendiren filmin bitmiş halidir. Siyah Karga’nın lokasyon çalışması Paris, İstanbul, Batman, Diyarbakır, Van ve Bitlis gibi bir alanda gerçekleşti. Bu anlamda çok zahmetli bir işe giriştik. Hikayeyi okuyanlar filmin çekilemeyeceğini söylüyordu. Kültür Bakanlığı desteğiyle ve kendi bütçemizle filme başladık sonra filme başlama sırasında TRT desteği geldi ve film bu şekilde çekilmeye başlandı.

Biraz genel sorulara geçecek olursak 2000 öncesi Türkiye Sineması’nda Kürt karakterleri genellikle şive üzerinden karikatürize edilmiş bir tonda görüyorduk. Fakat 2000 sonrası filmlerde Kürt yönetmenlerin de film üretmeye başlamasıyla daha etkili hikayeler etrafında gelişen film üretme pratiği başladı. Bu konu hakkında ne söylemek istersiniz?

Çoğu ülkede, özellikle Ortadoğu ülkelerinde benzer sorunlarla karşılaşıyoruz. Bir yerde bir topluluktan bahsediyorsak o topluluğun gerçek hikayelerinden de bahsedebiliriz. Fakat bizde olduğu gibi gerçek hikayelerden beslenmeyen ve Kürtleri sadece belli temsil kalıplarıyla veren filmler çokça yapıldı. 2000 sonrası Handan İpekçi, Yeşim Ustaoğlu, Kazım Öz gibi yönetmenlerle bu film pratiği değişti. Kürt yönetmenlerin de film çekmeye başlamasıyla daha derinlikli bir anlatı geliştirme imkanı sağlandı. Fakat genellikle filmlerin Kürt filmi olduğu veya başka bir ulusa ait olduğu yönünde tartışmalar yapılsa da beni ilgilendiren temel mesele filmin nasıl çekildiği, anlatısını nasıl oluşturduğudur.

Özellikle ortak yapımlı filmlerin artmasıyla birlikte filmleri belirli ulusal tanımlamalarla sınıflandırmak hayli zorlaştı. Bu tartışmanın uzantısı olarak ülkemizde de Türk Sineması veya Türkiye Sineması gibi çeşitli tartışmalar var. Siz filmleri uluslara veya yapımcılara göre sınıflandırma yaklaşımına nasıl bakıyorsunuz?

Yaklaşık beş yıldır bu piyasanın içindeyim. Kırka yakın kısa filme yardımcı yönetmenlikten teknik destek sağlamaya varana kadar katkı sundum. Yakın zamanda bir komedi filminin yapımcılığını yaptım. Ama hiçbir filmde yönetmenin veya film bileşenlerinin herhangi bir unsurunun politik konumu ile ilgili bir değerlendirmem olmadı. Tüm projelerde sadece hikayelerin anlatılması gerektiğini düşündüğüm için destek oldum. Bizim filmleri belirli kategorilerle değerlendirecek bir durumumuz olduğunu düşünmüyorum. Bir film çekiyoruz. Kullanılan dillerden rol alan oyunculara farklı değişkenlerle hikaye anlatısını kuruyoruz. Bu nedenle filmleri belirli kategorilere ayırma yaklaşımı bana çok gerçekçi gelmiyor. Bu kategoriler sanatçıları da belirli kalıplara sokuyor. Bir Kürt yönetmene Kürt filmleri yapıyor dediğimizde o yönetmenin başka üretimler yapmasına olanak tanımamış oluyoruz. O yönetmeni belirli bir kalıba sıkıştırmış oluyoruz. Bir noktadan sonra benim için yönetmenin de önemi kalmıyor. Kendi sözü olan bir film yapıldığında ve bu film ulus aşırı bir yol kat ettiğinde kendi sözünü taşıyabiliyorsa benim için bu film amacına ulaşmıştır. Bir festivalde çok güzel bir söz söyledi arkadaşım: “Fırat nehri çoktan denize karıştı gitti”. Artık bu nehrin kimin sınırında olduğu kime ait olduğunun tartışmasını yapmak bizi yormaktan başka bir işe yaramaz diye düşünüyorum.

Filmi kimin yaptığından çok nasıl yapıldığının önemli olduğunu söylediniz. Bu nasıl yapıldığı kısmını açarsak film üslubunun yaşanılan toprakla, coğrafyayla oluşturulması fikrine nasıl bakıyorsunuz? Geleneğin dilini sinema diline aktarabilme imkanı olabilir mi?

Mesela Siyah Karga’da biz üç yüz yıl önce yaşanmış bir hikaye üzerine filmi oluşturduk. Kürt bir Ezidi erkek ile Müslüman bir kadının aşk hikayesi. İleride bu hikayenin kendisini de anlatmak istiyorum ama çok büyük bütçeler gerekiyor bunun için. Herkes kendi sokağının hikayesini anlatmalı. Çünkü kendi sokağımıza daha hakim olduğumuz için bu sokağın dilini daha iyi anlatırız. Tabii bunu anlatırken keskin sınırlar çizerek hikayeyi kapalı bir kutu gibi değil de herkese açılabilen bir üslupla yapmak daha doğru olur.

Yeni projeleriniz nelerdir?

Senaryosunu bitirdiğim bir hikaye var. Suriye’den çıkıp Yunanistan’da bitecek bir hikaye. Çekim mantığını ilk iki filmden farklı olarak oluşturduğum bir hikaye. Bir de ilk iki filmi tamamlayacak ve bir yol hikayesi olacak bir film var. Yeğenimin hikayesi, anadilini tam öğrenmeden metropole taşınan ve burada konuşma yetisini kaybeden bir çocuğun hikayesi. Bir de Mardinli gençlerin çekmek istediği bir filme yapımcı olarak destek vereceğiz.

Siyah Karga’nın vizyon tarihi nedir?

23 Aralık’ta vizyona girecek. Orak yapım dağıtımını yapacak.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Filmimiz 23 aralıkta vizyon da olacak 24 Cumartesi saat 19:00 cinemajestik sinema salonunda yönetmen ve oyuncuların katılımıyla söyleşiler yapılacak herkesi salonlara bekleriz.

Çok teşekkür ederiz, yeni projelerinizde başarılar dileriz.

Bu güzel sorularınız için ben teşekkür ederim.

Fatih Değirmen

Matematik öğretmenliği mezunu. Marmara Üniversitesi’nde sinema yüksek lisansı yaptı. Sinema Kafası’nda başladığı film eleştirilerine Cineritüel’de devam etmekte.

, , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.