Kalandar Soğuğu (2015): Doğa İmgeleminde Oluşan Toplumsal Gerçekçilik

Kalandar Soğuğu (2015): Doğa İmgeleminde Oluşan Toplumsal Gerçekçilik

Yazar Puanı3
  • Kalandar Soğuğu filminin önerdiği doğa, yaşamın farklı yüzlerinin içinde barındığı bir imgelem. Bu imgelemde, maden bulmaktan kestiği umudunu öküz güreşlerine bağlayarak yoksulluktan kurtulmaya çalışan Mehmet de (Haydar Şişman) yer buluyor, Mehmet’in umutlarını uçarı bulan ve onu düzenli bir maden işine girmeye zorlayan Hanife de (Nuray Yeşilaraz). Güreşe hazırlanan öküz de satılmak için toplanan salyangoz da… Evin babaannesinin hikâyelerinde bir korku göstergesi olarak imlenen ve savaş sonrası köyden göç etmek zorunda kalmış Rumlar da…
Share Button

Kalandar Soğuğu, şiirsel sinemayla ilişkili olduğu kadar gerçekçi sinemayla da ilişkili bir film. Karadeniz yaylalarında maden bulma umuduyla yollara düşen Mehmet ve ailesinin yaşam mücadelesini şiirsel bir görsellikle anlatan yönetmen hem sinematografisinin yetkinliği hem toplumsal bir durumu mekân olarak pastoral bir göndermeye sahip doğa üzerinden anlatmayı başarabilmesi açısından aldığı ödülleri hak ediyor.

Yeni dönem sinemamızda, Karadeniz üzerinden kurdukları anlatılarıyla iyi bir sınav vermiş filmler mevcut. Yeşim Ustaoğlu’nun Bulutları Beklerken (2004), Özcan Alper’in Sonbahar (2008) ve Semih Kaplanoğlu’nun Bal (2010) filmleri, yönetmenlerin, Karadeniz’in görsel zenginliğiyle oluşturdukları sinematografilerini filmin söylemiyle çok iyi örtüştürmeleriyle doğa-insan ikiliğinden çıkan insanın doğayla mücadele etme pratiğini tersine çevirmişti. Karşımızda verili mücadele kalıplarıyla dönüştürerek emrimize amade edebileceğimiz bir doğa yok. Tüketim kültünün doğaya yüklediği faydacı misyon, birey endeksli fetiş tüketim nesnelerini elde etmek için kullanılan bir depo olarak karşımıza çıkarken, doğal felaketlerden yakınmak, iki yüzlü modern bireyin sağaltımı olmaktan ileri gidemiyor.

Kalandar Soğuğu filminin önerdiği doğa, yaşamın farklı yüzlerinin içinde barındığı bir imgelem. Bu imgelemde, maden bulmaktan kestiği umudunu öküz güreşlerine bağlayarak yoksulluktan kurtulmaya çalışan Mehmet de (Haydar Şişman) yer buluyor, Mehmet’in umutlarını uçarı bulan ve onu düzenli bir maden işine girmeye zorlayan Hanife de (Nuray Yeşilaraz). Güreşe hazırlanan öküz de satılmak için toplanan salyangoz da… Evin babaannesinin hikâyelerinde bir korku göstergesi olarak imlenen ve savaş sonrası köyden göç etmek zorunda kalmış Rumlar da…

Bu noktada David Hume’un önermesine dönmek gerekiyor: “Hiçbir şey imgelem tarafından yapılmaz ama her şey imgelemin içinde olur”. İmgelemi doğa üzerinden okursak: Doğa insana bir şey yapmaz, insan eylemi doğa imgeleminde yapılır. Filmin doğaya yaklaşımı bu önermeden besleniyor. Yani doğa, insanın mücadelesinin muhatabı olarak fail durumunda algılandığı modern kapitalist söylemden her şeyin içinde gerçekleştiği bir içkin imgelem sahasına geçiş yapıyor. Doğaya yüklenen faillik onu insanoğlunun dilediği gibi kullanmasının yolunu açıyor. Çünkü makbul fail muhtemel rakip de olduğundan dönüştürülmeye müsait hale getirilebilir. Filmde, Mehmet’in yoksulluktan kurtulmak için gösterdiği çaba eşiyle kurduğu ilişkisi üzerinden o kadar gerçekçi veriliyor ki seyirci bu çabayı doğaya rağmen yapılan bir mücadele olarak değil Mehmet’in içsel bir süreci olarak algılıyor.

Filmin başarısı, bir yandan manzaranın oluşturduğu duygulanımla görsel imgeleri hikâyenin gerçekçiliğinden ayırıp doğayı içsel bir gönderen olarak sunarken diğer yandan hikâyedeki çatışmayı insanlar arası bir eylem olarak kurabilmesinde yatıyor.

Yoksulluk üzerinden kurulan çatışma Mehmet’in arayışını döngüsel bir hakikat arayışına çevirse çok daha yerinde bir mesaj verebilecek olan film, umudu yüceltmek için doğayı bir sunağa dönüştürerek son sahnede Mehmet’e aradığı değerli madeni vermesiyle filmin etki gücü azalmış yorumunu yapmamıza sebep oluyor. Çünkü Mehmet’in arayışının cevapsız bırakılması umut aleyhine işleyen bir seçim değil arayışın cismaniliğini aşacak bir hakikate dönüşebilirdi. Fakat yönetmen Mustafa Kara‘nın bu tercihi filmin söyleminde bir aksamaya sebep olsa da tartıştığı doğa-insan ekseninin kaymasına sebep olacak bir sıkıntı barındırmıyor. Bu aksama hikâyenin gerçekçi anlatımı ve oyuncuların gösterdiği performansla aşılmış gibi görünüyor.

, , , , , , , , , , ,

2 comments

  1. Ayse

    Çok anlaşılır anlatmışsınız(!).ülkede bırak ortalama üstü sinema seven birini kaç sosyoloji kaç felsefe mezunu genç sinema sever anlar merak ettim..kibarlığı bırakırsam sinema mezunları bile anlamaz diyebilirim..☺

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.