Coğrafyalararası Anarşist Kısa Film Festivali: Mekân ve Seyir Deneyimi

Coğrafyalararası Anarşist Kısa Film Festivali: Mekân ve Seyir Deneyimi

Share Button

GİRİŞ

Film izleme deneyimi; sinema mekânı, mekânın konumu, mimari düzenlenişi, zamansallığı, seyircinin bedeni ve perdedeki görüntünün fiziksel ve duyumsal ilişkisinin ve birçok faktörün iç içe geçtiği karmaşık bir süreçtir. Özellikle mekânın düzenlenişi ve bunun seyircinin alımlaması üzerindeki etkisini hem klasik sinema salonları hem de alternatif mekânlar üzerinden okumaya çalışmak sadece mekânın örgütlenmesinin film içeriklerine katkısını tartışmamızı sağlamaz ayrıca bilinçli ya da bilinçsizce yaratılan sosyo-ekonomik, ideolojik etkileri de tartışmamızı olanaklı kılar. Bu çalışmada tartışmayı alternatif bir sinema mekânı oluşturan anarşist bir oluşum (İnfial Anarşist İnsiyatif) üzerinden yürütmek istiyorum. Her Perşembe düzenli olarak halka ücretsiz film gösterimi düzenleyen bu oluşum bu sene ilki gerçekleştirilen “Coğrafyalararası Anarşist Kısa Film Festivali” ile alternatif bir festivalin başlangıcını yapmış oldular. Üç gün süren festivalin, konum, mekânın düzenlenişi, seyir deneyimi, ücret gibi birçok konuda diğer festivallerden farklılaşan tarafları olması konumuz açısından bizi de yeni biçimlerde düşünmeye zorluyor. Festival süresince film gösterimleri dışında film tartışmaları yapılmış ve film yapmak isteyen genç sinemacıların da üç gün boyunca yaptıkları tartışmalar sonucu yeni bir sinemacılar kolektifi kurulmuştur. Buradaki temel hedef, parası olmayan ama film yapmak isteyen insanları bir çatı altında birleştirip, kolektif ve dayanışma ağıyla oluşturulan bir film yapım sürecine girişmek olmuştur. Bu oluşumu harekete geçiren bireylerin röportajda verilen cevaplarının Üçüncü Sinema manifestosuna yakın bir yerde olması da bu yeni oluşuma kişisel bir heyecanla yaklaşmamı sağladı. Çünkü “kafada bir fikir, elde bir kamera” olmasının film çekmeye yeteceğini söyleyen Glauber Rocha’nın düşüncesine yakın bir oluşumun böyle bir festivalden çıkması çalışmayı daha ilginç hale getiriyor.

Festival organizatörlerinden Mete ile 7 soruluk bir röportaj yaptık. Bu röportajda, seyirciye bakış açısı, sinema mekânının algılayış üzerindeki etkileri, filmlerin hangi kriterlere göre belirlendiği ve kendi festivallerinin diğer festivallerden farkları gibi konular üzerinde duruldu. Film aralarında birçok seyirciyle sinema mekânı ve bu mekânda hissettikleri ve deneyimlediklerine dair sohbet ettik ve bunlardan 6 kişi ile yapılan görüşmeler kayıt altına alındı. Görüşmecilerin en küçüğü 21 ve en büyüğü 55 yaşındadır. Görüşmeciler içerisinde İşsiz, Öğretmen, Öğrenci, İşçi ve bir Psikolog bulunmaktadır. Yapılan görüşmelerde hedeflenen şey, görüşmecilerin klasik bir sinema salonu ile bu festivalin sinema mekânı ve mekânın seyirciyle ilişkilenme biçimini, zamansallığını karşılaştırıp, alımlamalarına dair ip uçları yakalayabilmektir.

Aşağıda sırasıyla, festivalin isminin neden coğrafyalararası olduğuna dair insiyatifin açıklaması, Anarşist insiyatif adına Mete ile röportaj, seyirci görüşmeleri, sonuç, fotoğraflar ve bunlara ek olarak festivalin manifestosu ve gösterilen filmlerin konularını da ele alan detaylı bir festival programı verilmiştir.

cografyalararasi_anarsist_kisa_film_festivali_2016-1

Festivalin İsmine Dair Küçük Bir Not

Festival ekibi festivalin isminde neden coğrafyalararası kelimesinin tercih edildiğini ve uluslarası kelimesinin kullanılmadığını açıklıyor. Festivalin isminde geçen ve önemsiz gibi görünen bu ayrımın aslında festivalin genel mantığını açıklamamıza katkısı olduğu inancındayız.

“Ön-kelimelerle hayata geçirilmek istenen festivalin, konu evreni genellikle sınırlanmış bir çerçeveden doğru kendini ifade ettiği için, film tercihleri sabitlenmiş bir durağanlığa sahip olduğu kanısını uyandırır. Bu yüzden öncelikle ‘coğrafyalararasılık’ ve ‘anarşist’ kavramalarının bize ne ifade ettiğini açıklamak gerekir. Neden ‘uluslararası’ kelimesi varken coğrafyalararasılığın tercih edildiği akla gelebilir. ‘Uluslar’ üzerinden bir eşitlik varsayımı (delegasyonlar) yerine, yaşam alanından doğru hayata yönelmiş soru ve yanıtların içerisinden konuşup başka yaşam alanlarıyla bağlar kurmanın daha önemli olduğunu düşünüyoruz. Coğrafyalararası ‘bağlar’ kurmanın sadece sınırlar ve ülkeler gibi uzaklıkları aşmanın bir yöntemi olmadığını; resmi ve tek düze bir düşüncenin ötesinde bu coğrafyalararasılığın sebebi; tekillikler arası, ortaya çıkmamış potansiyeller arası, özneler ya da reddiyeler arası, tartışan düşünceler arası, en önemlisi de yaşayan ütopyalar arasında bağların kurulmasındandır. Festivalin materyalleri de bu bağlanmaların etrafında yol alacaktır.”

FESTİVALE DAİR İNSİYATİFLE RÖPORTAJ

Bu çalışmada festival organizatörlerinden Mete ile seyirci, seyir deneyimi ve festival hakkında bir röportaj gerçekleştirdik.

1) Brezilya üçüncü sinema hareketinden Glauber Rocha “açlığın estetiği (şiddetin estetiği)” isimli makalesinde, sinemanın açlığı sadece bir tema olarak almakla kalmayıp kısıtlı üretim araçları kullanmasıyla kendisi de “aç” olmalıdır görüşünü savunur. Ona göre; açlığı ve şiddeti sinemada yansıtmak için ihtiyaç duyulan tek şey “elde bir kamera ve kafada bir fikirdir”. Sizin için de birçok teknolojik imkândan yoksun olarak bir film özgürce çekilebilir mi?

Elbette mümkündür, devletler açlığı ve şiddetini dağıtmakta olabildiğine bonkör iken kayda alınacak görüntü bulmak sıkıntı olmayacaktır. Sadece yeterlilik problemi olarak değil, izleyiciyi samimiyet yansıtabilmek adına da açlık savunusu makuldür. Şaşaalı görsel efektlerin, pahalı kastların, makyajla kirletilmiş yüzlerin açlığı yansıtamayacağı, temanın eğreti duracağı aşikâr.

Benzer olarak, edebiyatta açlığı konu edinen birçok züppe varken, Knut Hamson’un romanının kültleşmesi belki de bu yüzdendir.

2) Diğer film festivalleriyle karşılaştırınca sizin festivalin hem üretim mantığı hem de gösterim açısından ne gibi farklılıkları var?

Bizler spesifik olarak anarşist filmin ne olduğunu ve ne olabileceğini tartışırken (film içerikleri, imajların yapısı, yapının organize edilişi, imajların hangi duygulanımlara uzandığı, seyirciyi nerede konumlandırdığı vs.) sanat-hayat mottosunun ve form-içerik mottosunun altını çizmekteydik.  Dahası bizler için, filmlerin oluşum süreçlerini kapsayan anarşist ilkelerin; filmlerin gösterim koşulları için de geçerli olması gerekliydi.

3) Kendilerini bağımsız olarak tanımlayan günümüz festivallerinin film ücretleri oldukça pahalı. Siz ise bu koşullara direnerek ücretsiz ve kolektif bir etkinlik düzenliyorsunuz. Ücretsiz bir film festivali düzenlemenin koşulları nelerdir ve ne gibi zorlukları vardır?

Festivali ücretsiz yapacağız diye bir şey direttiğimizi söylemek yalan olur, ücret meselesini tartışmadık, benim aklıma bile gelmedi. Yemek ve mekânın etkinliğe yönelik düzenlemesi için de ortaya kumbara koyduk, herkes cebinden bir şeyler attı. Projektör bir dosttan, bilgisayar bir başkasından, sandalyeler birçok farklı insanın evinden… Kısacası kapitalle kurduğumuz ilişki ve dayanışmacı ruh sebebiyle ekonomik herhangi bir zorluk yaşamadık. İnfial’in o aylık kirasını karşılamak istiyorduk, bu yüzden yemek için ödemesi mecburi olmayan fiyatlar önerdik, bence komik rakamlardı. Kimisinin parası yoktu vermedi, kimisi önceki arkadaşını gözeterek fazla verdi. Gelenlerin de ekonomik açıdan zorlanmadığını sanıyoruz.

Kolektifte sorumluluk alan herkes yemek pişirmekten (ben kurabiye yakana kadar kalabildim) duvar boyamaya kadar her işe koştu. Hiç tanımadığım insanların yemek standının çöplerini topladığına şahit oldum. Bazılarımız ne doğru dürüst film izleyen ne de festivallerle ilişki kuran insanlardı, yine de -kendini anarşist tanımlamasa bile- en temel anarşist ilke olan ‘yoldaşını gözetme’ bilinciyle bir şeylerin ucundan tuttu. Böyle dayanışmaların üstesinden gelemeyeceği zorluk yok denecek kadar azdır.

Yaşadığımız tek zorluk, İnfial’in yerleşim yerinde bulunmasından ötürü akşam saatlerinde gürültüden gelen şikayetti. Gelecek festivalde mahalleliyle etkileşimi artıracak formüller düşünmemiz gerekiyor. Kendilerinin de dâhil olduğu bir gürültüden rahatsız olacaklarını sanmıyoruz.

cografyalararasi_anarsist_kisa_film_festivali_2016-2
Sinema salonundan bir kare.

4) Sizce film izlemenin belirli bir mekânı var mıdır? Sinema salonu ve sinema ilişkisini nasıl görüyorsunuz? Sinema salonlarının dışarıdaki gerçekliği dışarıda bırakan büyüsel tarafının seyirci için anlamları nelerdir?

Sinema salonlarını dışarıdaki gerçeklikten ayrık, fantastik bir bölge olarak görmüyorum. Güç bela alacağım bir biletle gireceğim herhangi bir salonda, loca gibi sınıfsal ayrımı ortaya koyacak birçok unsur var. Sahneden yansıyan her renkten ışık, aranızdaki bir farklılığı açığa çıkarır (Onlar kibarca sırıtırken biz koy veriyoruz kahkahayı gibi). Kaldı ki sinema salonları artık AVM’lerin içinde yer alıyor. Son gidişimde lüks bir restoranın personeli insanın içinin götürmeyecek bir mercimek yiyordu. Pozitif bilimlerin süreklilik ilkesi, sosyolojide de geçerlidir. Bir kapıdan geçerek kurtarılmış bölgeye adımlayamazsınız.

Seyirci de bütün bu etkileşimlerle filmi belleğine alacaktır. Bu yüzden gösterimlerde perdenin hemen yanında yıllarca eylemde kullandığımız “Kocaman bir ateş yakacağız; bankalardan, fabrikalardan, hapishanelerden, anayasalardan, bayraklardan, üniformalardan” yazılı pankartı astık. Perdenin hemen arkasındaki duvarda her cinsten ‘öteki’nin anarşide birleşebileceğini ima eden bir resim çizdik. Filmler anarşizan imgeler bakımından yetersiz olsa bile bunlarla tamamlanabileceğini düşündük.

cografyalararasi_anarsist_kisa_film_festivali_2016-3

5) Sinemayı bir politik eylem aracı olarak ifade edersek seyircinin konumu nasıl olmalıdır?

Sinemayı bir silaha benzetirken seyirciyi önce hedef sonra mermi/yakıt olarak görüyordum. Önce yaralanacak, şekil değiştirecek sonra dâhil olacak, yayacak. Manifestoda da ‘izleyici ile üretici arasındaki ayrımı kaldırmayı’ hedeflediğimizi belirtmiştik. Bu soruyla ilgili olarak; ‘herhangi bir seyirci gördüğü bir filmi kesip biçecek, yama yapacak veya yeniden çekecek yetkinlikte ve cürette olmalıdır.’ şeklinde okunmalıdır. Sadece bir festivalle olacak iş değil elbet. Sonrasını atölyeler, söyleşiler, sunumlar ve deneyimlerin aktarılabileceği dayanışma ağı ile örmeye çalışacağız.

6) Festivale film seçerken neye dikkat ediyorsunuz? 

Film seçiminde de ağırlık noktasını anarşizm ve onun çoklu evrenine uzanan filmler oluşturuyordu. Bu yaklaşımı politik doğrucu bir şekilde kurmadık. Kimi filmler salt sosyal hareketleri ele alsa da yarattığı etki anarşizan olduğu için dâhil ettik. Sinemanın film dışı uzamını biz doldurdukça çekineceğimiz materyal sayısı haliyle azaldı. Gelen filmleri bu süzgeçlerden geçirdikten sonra hemen hemen hepsini dâhil ettik, önerilenleri de aynı şekilde. Fakat gelecek festivalde daha seçici olmamız gerekecek gibi gözüküyor. Son akşamki değerlendirme forumunda derişikliği düşürüp, filmler üzerine daha fazla konuşmak için zaman ayrılması istendi. Üstüne bir şey söylemek için henüz çok erken.

7) Bu festivalin devamı olacak mı, eğer olacaksa sürdürülebilirliği nasıl sağlamayı düşünüyorsunuz?

Elbette olacak. Anarşist Sinema Kolektifinin sadece gösterimde değil, üretimde de aktif olmasını sağlamak adına çekim ipuçlarını içerecek bir forum; ekipman, oyuncu, senaryo havuzunu içeren anarşist sinemacı dayanışma ağı gibi hedeflerimiz var, buna yönelik bazı adımlar attık.

Tüm bunlar külliyatı genişletmeye dair olsa da gelecek festivalde eski yapımlara da yer verebiliriz. Formel bir festivalde yenilik parametresi sadece yapım yılıdır. Oysa derinlikli yapıtları yeniden izlediğimizde hep yeni bir şeyler keşfederiz, her zaman yenidirler. Anarşizmin sonsuz evrenine uzanan bir filmi yeniden göstermek hicap duymayacağımız bir eylem olacaktır. Yemek gibi konuların ise bu festivalde olduğu gibi müşterek üretim, müşterek afiyetle gerçekleşeceği muhakkak.

SEYİRCİLERLE RÖPORTAJ

Festival süresince seyircilerle sinema mekânı, seyir deneyimleri ve festival üzerine görüşmeler yaptık. Bu görüşmelerde özellikle klasik sinema salonu ve festivalin gerçekleştiği salon arasındaki farklılıklar, diğer festivaller, gösterilen filmler üzerinden düşüncelerini ve yaşadıkları deneyimleri aktarmalarını istedik.

Utku (21), İstanbul Üniversitesi Latin Dili Bölümü öğrencisi

Diğer festivalleri de takip etmeye çalışıyorum. Ancak bir öğrenci olarak çok fazla filme bütçem yetmiyor. Festivallerde bilet bulmakta da güçlük yaşıyorum. Bu festival tabii ki oldukça farklı. Biletin olmaması ve ücretsiz olması temel bir farklılık. Mekânın Tarlabaşı’nda olması da önemli. Burada canlı ve diri bir şeyler var. Böyle farklılıkları kapsayan bir mahalleden ve yoksulluğun içinden geçerek film izlemeye geliyorsunuz. Kafanızın bir yerinde bu görüntüler mevcut ve tabii ki bu görüntülerle bir filme girmek deneyimi başkalaştırıyor. Burada izlediğimiz filmler de bence daha özgür içerikli filmler. Bu mekânda film izlemek diğer salonlara göre oldukça farklı. Evet, yine karanlık bir ortamda izliyoruz ama salonun kapısı daima açık, filmin ortasında da girip izlemeye başlayabiliyorsunuz. Salonun kapısı direkt dışarıya açılıyor ve filmde gördüğünüz dünyaların bazen yansımasıyla karşılaşabiliyorsunuz. Yine tabii ki mekânın bulunduğu konumla ilgili bir şey bu. Bir yerde film izlemek istiyorsam, o yerde beni çeken bir şeyler olmalı ve bana bir şeyler katabilmeli.

Aydın (28), İstanbul Üniversitesi Psikoloji Doktora öğrencisi, Psikolog

Bu mekânda film izlemek benim için çok farklı bir deneyim. Bir sinemanın bulunduğu yer, sinema ve mekân ilişkisi çok önemli. Bu salona gelirken Tarlabaşı’ndan geçmenin önemli bir yanı var. Salona girerken belleğinizdeki görüntüleri bir kenara bırakamıyorsunuz. Buraya girerken sokak dışarıda kalmıyor. Sizinle birlikte geliyor. Benim için burada film izlemek politik bir eylem ve temas deneyimi. Burada izlediğimiz filmlerin anarşist yönüyle de ilgili. Burada birçok farklı insanla farklı temaslar yaşanıyor. Aralarda hiç tanımadığımız insanlarla filmler ve daha birçok konu hakkında tartışabiliyoruz. Buraya ilk defa gelmeme rağmen buradaki dayanışma ve kolektif bilinç beni etkiledi. Burada gösterilen filmlerin sanatsal değerinden çok bu mekânda yaşanan deneyimleri önemsiyorum.

Hazal (27), Öğrenci

Bu mekân insana bir statü kazandırmıyor. Filmi nereden ve hangi koltuklarda izlediğinizin bir önemi yok. Bilet olmadığı için indirimli ya da indirimsiz olmasının bir önemi yok. Film aralarında yemeklerden rahatlıkla yiyebiliyorsunuz. Paranızın burada da pek değeri olmuyor. Filmin kaç yıldızlı olduğu ya da hangi oyuncuların oynadığı sorgulanmıyor. Çünkü önemli olan her tür tüketime karşı duruşu burada hep birlikte deneyimlemek. Burada filme gelen kişi takasın olduğunu da kütüphaneden ücretsiz yararlanabileceğini de görüyor. Yani kıyafetinde olan bir eksiğini burada takasla alabileceğini keşfediyor. Bu mekân film izlemeye gelirken birçok açıdan farklı hissedip dışarıya çıkacağınız bir deneyim haline dönüşüyor.

Uygar (29), İşsiz

Bu mekânda film izlemeye gelirken bir sandalye satın almıyorsunuz. Burası aynı zamanda mahalleliyle karşılaşma mekânı. Bir metropol için önemli bir yaşamsal deneyim anı. Çocukların sokakta oynadığı top gelip size çarpıyor. O anda yürüdüğünüz sokağın cadde gibi engelsiz bir zemin olmadığını anlıyorsunuz. Film izlemek için bu sokaktan geçmek farklı bir deneyim. Bu mekânda bir samimiyet havası hâkim. Ben ilk defa geldiğim halde kendimi çok rahat hissettim. Buraya gelen insanlar herhangi bir konfor arayışında değil, en iyi sandalyede oturma hevesinde değil. Herkes bir diğerinin rahat edebileceği ortama katkı sunuyor. Film arasında birbirini hiç tanımayan insanlar birlikte bulaşık yıkayıp, sohbet edebiliyorlar. Seyirci film izleyicisi olarak da hiç pasif değil. Seyircinin izlediği filmler hakkında fikri olabilmeli ve bunu paylaşabileceği mekânların olması önemli. Burada filmler hakkındaki tartışmalar da oldukça verimli geçiyor.

Şengül (32), Edebiyat Öğretmeni

Sinemaya çok sık gidiyorum. Burada film izlemek ve klasik bir salonda izlemek açısından en büyük fark kamusal mekân olmasında. Burası insanların birçok konuda fikir yürütüp, birbirleriyle dayanıştıkları bir kamusal mekân ayrıca. Sinema salonu da belki bir karşılaşma alanı ama daha soğuk ve birbirine temas etmeyen bir yanı var. Buradan çıkarken kendinizi gerçekten farklı bir deneyimden çıkmış gibi hissediyorsunuz. Burası bir klasik bir salon gibi bir sığınma mekânı değil de daha çok yaşamsal bir mekân gibi. Sinema salonları bana biraz ölü gelmiştir. Biletinizi alır, içeri girer, genelde sessizce izleyip, sessizce çıkarız. Ama bu salon yaşayan bir yer. Dışarıda aç olan biri mutfağa girip bir parça yemeğini alıp, film izlemeye dâhil olabilir. Ya da insanlar birbirlerine dokunulmaması gereken varlıklar olarak bakmıyorlar burada. Bu festivali üç gündür takip ediyorum. İlk defa gelmeme rağmen bundan sonra buradaki film gösterimlerine elimden geldiğince katılmaya çalışacağım.

İbrahim (55), İngilizce Öğretmeni

Ben buradaki filmlerin içeriklerini çok beğendim. Birçok farklı günümüz sorunuyla temas edebiliyorsunuz. Özellikle tüketim, işçi, çevre, kadın, LGBTİ konularına değinen filmler insanların aralarda bunlar üzerine yaptıkları tartışmalar oldukça verimli geçti. Kapitalist dünyanın tahribatını ve sorunlu doğasını ortaya koyan filmleri buradaki insanlarla birlikte izleyip bu insanlarla birlikte güçlü hissetmek de bu festivalin önemli bir etkisi oldu. Burada birçok farklı insanla tanışma fırsatı buluyorsunuz. Bu mekân aynı zamanda bir karşılaşma mekânı. İnsanların samimi ilişkiler geliştirebildiği bir mekân. Buraya ilk defa gelen biri buradaki işlerin bir ucundan tutma isteğine kapılıyor. Böylesi bir ortamda bazen nasıl filmler izlediğinizin de bir önemi olmuyor. İzlediğiniz filmlerin bazıları anarşist filmler olmasa bile ortamın anarşist olması izleme deneyiminizi de bakışınızı da etkiliyor. Türkiye’de böyle alternatif etkinliklerin artmasını umut ediyorum.

cografyalararasi_anarsist_kisa_film_festivali_2016-4

Festivale genel olarak gençlerin ilgi gösterdiği söylenebilir. Festivale katılanların çoğu festivali sosyal medyadan duyduklarını ifade ettiler. İzleyicilerden bir kısmı arkadaş tavsiyesiyle gelirken, izleyicilerin bir kısmı da bu salonda her Perşembe düzenlenen film gösterimlerini zaten takip edenlerden oluşuyordu.

SONUÇ

Bu sene ilki düzenlenen bu festivalin seyir deneyimi açısından farklı bir kapı araladığı, mevcut festivallere alternatif bir yaklaşımı benimsediği ayrıca seyirci açısından yeni düşünme ve sorgulama biçimleri geliştirdiği söylenebilir. Festival süresince gözlemlerden ve özellikle seyirci sohbetlerinden ortaya çıkan şey, festivalin ruhunun ve mekânın atmosferinin insanlara heyecanlı bir deneyim yaşattığıdır. Seyirciler bu mekânı özellikle canlı bir kamusal olarak yorumlamış ve burada insanlarla temas etmenin film izlemenin bir parçası olduğunu belirtmişlerdir. Karanlık bir ortamda film izlense de sinema salonlarının dışarıyı dışarıda bırakan özelliği gibi bir iç-dış ayırımından bahsedemeyiz. Bunun birkaç sebebinden bahsedebiliriz. Bunlardan ilki mekânın konumunun şehir merkezlerinden daha farklı bir yapıya sahip olan Tarlabaşı’nda bir mahallede olmasıdır. Görüştüğümüz seyirciler bu mekânsal farklılığa dikkat çektiler. Film izlemeye gelirken geçtiğiniz sokaklar, gördüğünüz tüketim alışkanlıkları, giyim tarzları ve belki sınıfsal aidiyeti içeren birçok görsel seyirciyi film izlerken de yalnız bırakmaz. Belki sinemada izlenen filmlere göre dışarıda karşılaşılan görüntüler de belirgin anlam değişikliklerine uğrayabilir. Birçok farklılığı ve şehrin diğer yüzüne yabancı bir “öteki”liği yansıtan Tarlabaşı’ndaki görseller de seyircilerin belleklerine yerleşen görsel kodlardır. Bu kodlarla gelen seyirci için mekânın sınıfsal aidiyetleri yok eden atmosferinin dışarıdaki gerçekliği çarpıtan değil onun gerçekliğini yansıtan bir işleve sahip olduğunu söyleyebiliriz. İç-dış ayrımını silikleştiren başka bir faktörün de festivalde gösterilen filmler olduğunu söyleyebiliriz. Seyirciyi sokağın katı gerçekliğinden koparıp düşsel bir dünyada özdeşleşebileceği karakterlerle rahatlatabilecek filmlerden ziyade sokağın gerçekliğini yansıtabilen ve yansıttığı oranda da seyirciye hayal kurmanın ve direnmenin güzelliğini hatırlatan filmler seçilmiştir. Bu da seyirciye belli bir noktada sokağın hala bir parçası olduğunu hatırlatan bir deneyime dönüşmüştür. Ayrıca filmler izlenirken dış kapının kilitli olmaması ve isteyen kişinin filmin ortasında bile olsa rahatlıkla girip çıkması da iç-dış ayrımını silikleştiren faktörlerden biridir.

Festival salonu festival öncesi bir hazırlık aşamasıyla yeniden düzenlenmiştir. Duvarlar boyanmış, esnaftan ya da evlerden getirilen sandalyeler taşınmış, pankartlar asılmış ve salon seyircilere kolektif bir çalışmayla hazır hale gelmiştir. Ayrıca festival boyunca seyirciler de salonun düzeninin korunması için yapılan işlere gönüllü bir şekilde katılmışlardır. Üç gün boyunca insiyatifin mutfağında kolektif olarak hazırlanan vegan menüsü oluşturulmuş, film aralarında bu yiyecekler paylaşılmıştır. Birlikte yenen yemeklerin mekâna aidiyet ve temas deneyimine olumlu katkısı olduğu belirtilebilinir.

Seyirci profiline baktığımızda genel olarak aktivist ya da muhalif insanlardan oluştuğunu söyleyebiliriz. Mevcut tüketim alışkanlıklarına eleştirel yaklaştıkları ve yaşama böyle yaklaştıkları için sinema ile de tüketim ilişkilerinin dışında bir ilişkilenme arayışı içinde oldukları söylenebilir. Bu festivale gelmelerinin de en önemli sebebini burayı bir kamusal mekân olarak görmeleri ve temas deneyimleri olduğunu söyleyebiliriz. Bir diğer sebep de anarşist bir festivalde izlenebilecek filmleri merak etmeleridir.

Festivalde izlediğimiz filmlerin çoğu tüketim, sınıf, kadın, kimlik, kapitalizm, yabancılaşma, ekolojik sorunlar, hayvan hakları, LGBTİ bireylerin sorunları, ideoloji gibi konuları ele alan filmlerdi. Dünyanın birçok farklı ülkesinden gelen filmlerin çoğu belgesel filmlerdi. Türkiye’de Densizlik isimli bir grup aktivistin çektiği deneysel bir film olan Dehlizdekiler filmi özellikle yoğun ilgi gördü. Film sonrası aktivist video üretimi üzerine sohbet gerçekleştirildi.

Festivalin en önemli özelliği de bazı filmlerden sonra seyircilerin filmler hakkında tartışma yürütmeleri olmuştur. İmkanları kısıtlı olup film çekmek isteyenleri festival ekibi tanışma toplantısına katılmaya davet etmiştir. Toplantıda yapılan tartışmalar sonucunda Anarşist sinema kolektifi kurulmuştur. Bu toplantıda hiyerarşik bir film aşamasının nasıl kırılacağı, kamp organize etme, emeğin belirlenmesi, mekân kullanımı ve anarşist senaryonun nasıl yazılacağı gibi konular tartışılmıştır. Festivalden iki hafta sonrası için anarşist senaryo ve mizansen atölye çalışması kararı alınmıştır. Seyirciyi aktif bireyler olarak gören bu festival ayrıca film çekmek isteyenler için de birleştirici bir mekân sunmuştur.

anarsist-film-festivali-2016Kısa filmlerden oluşan festivalin programı

cografyalararasi_anarsist_kisa_film_festivali_2016-5Film aralarında kolektif bir şekilde hazırlanan vegan yiyecekler sunuldu

cografyalararasi_anarsist_kisa_film_festivali_2016-6Film izlerken çekilen renkli bir kare

MANİFESTO

Anarşist Sinema Kolektifi, anarşist ve anti otoriterlerin mücadelelerini büyütmeyi, varsa nihai hedeflerine yönelik basamak sağlamayı; anarşinin tarihsel mirasını aktarmayı misyon edinen, bunun için sinemayı kullanan, üreten, etkinlikler düzenleyen bir kolektiftir.

Film üretimlerinin/gösterimlerin veya atölyelerin amacı ‘kendilerinden olmayan’ kişilere ulaşmak ve bu fertleri dönüştürmek olduğu kadar kendileri arasındaki dayanışmayı, yoldaşlığı artırmak olmalıdır.

Film üretici ve izleyici arasındaki ayrımını kaldırmayı, profesyonelleşmenin ve sinemadaki tüketici anlayışın önüne geçerek anarşist sinemacı profili oluşturmayı hedefler.

Film yapımında, atölyelerde, gösterimlerde (yahut sinema alanındaki herhangi bir etkinlikte) hiyerarşisiz örgütlenmeyi, yetenek ve arzu birlikteliğinde iş bölümünü şart koşar.

‘Örgüt için eylem değil, eylem için örgüt’ şiarında manifestoyu benimseyen kişiler ve/veya manifestoya uyan etkinlik düzenleyenler ‘anarşist sinema kolektifi’ adını kullanabilir ve yerelliğini tanıtan ön ad koyabilir (Beşiktaş anarşist sinema kolektifi gibi), etkinliklerinden sonra kendini feshedebilir.

Kolektifler aktif oldukları süreçte, öteki yerelliklerden gelen çağrılara olumsuz da olsa yanıt vermek mecburiyetindedir. Ekipman eksiğinin veya teknik yetersizliğin giderilmesi gibi dayanışma örnekleri, kendini anarşist sinema kolektifinin bir parçası ve yerelliği olarak görenlerin mülkiyete/mülkiyetçiliğe karşı alması beklenen tavırdır.

ETKİNLİK PROGRAMI

CUMA

14:00 – 14:20 Açılış
14:20 – 15:25 İşte o Anarşistler: 1 Mayıs 2009 Cihangir, Ana Haber Bülteni
Kara Blok’a Giriş: Kara Blok eylemcilerinin neden şirketlerin mülklerini imha etmek için militan taktikler kullandığını anlamayanlara: kara blok eylemcileri protestocu değildir! Onlar sokağa protesto etmek için çıkmıyorlar! Onlar baskının sembollerine ve mekanizmalarına karşı doğrudan eylem gerçekleştirmek için sokaktalar.
Muğlak Hisler
İmam Böceği: Sıradan bir fırıncının dükkanında karşısına çıkan ‘imam böceği’ karakteriyle vermiş olduğu mücadeleyi konu alan film; günümüzdeki ‘islami terör’ olaylarına komik ve radikal bir dille cevap vermektedir.
Tavşan Uykusu
Yanan Öfke: ABD hükümetinin ve tüm baskı aparatlarının (FBI, IRS, BATF, Birleşik Terörizm Görev Kuvvetleri, yerel polis, mahkeme sistemi) ELF/ALF’e (Dünya Kurtuluş Cephesi/Hayvan Kurtuluş Cephesi) ve özellikle onları destekleyenlere saldırmak için kullandıkları taktiklerin bir bütünü olarak Yeşil Korku üzerine bir çalışma.
15:25 – 15:40 Mola
15:40 – 16:40 Emma Goldman’ın Devrimci Hayatı: Radikal kadın kurtuluş hareketine ilham kaynağı olan anarşist Emma Goldman’a dair güncel bir çalışma.
The Man Who Killed God: “Tanrıyı Öldüren Adam”, ormanda artık oyunun kalmadığını fark eden ve beyaz insan avına çıkmaya karar veren Amazon kabilelerinden genç bir yerli avcı hakkında bir kısa film.
Ölü ve de Diri: Belgesel yakınları Newala Qesaba’da gömülü olan Kürt ailelerin dilinden vahşeti anlatıyor.
16:40 – 17:00 Mola
17:00 – 18:25 Alelade Sinekler
How Nonviolence Protects the State!: Şiddetsizlik Devleti Nasıl Korur!
Ateş Hücreleri Komplosu Proje Phoenix FAI / IRF Kara Enternasyonal: Proje ‘Phoenix’ Somut eylemin Atlantis’ine giden yolu işaret eden gizli kalmış haritanın açılmasıdır. Interzone’nun yanan şehirlerinin ötesinde varolmuş bilinmeyen ve kaybolmuş kıtadır. Kesintisiz otonom saldırının anarşist ilkeleri, Enternasyonalizm, Devrimci Dayanışma, eylem, diyalog, fikir ve örgütlü gayri-resmiyetle (enformel) yaratılmıştır. Dünya genelinde çeşitli doğrudan eylem gruplarının birbiri ardına gelen saldırıları tecritin sessizliğini kesintiye uğratıyor ve tekno endüstriyel sistemin hapishane toplumuna karşı karşı-saldırıya geçiyor.
Fırtınalı Cennetin İhtimali: Belgesel, Yunanistan polisinin Alexis’i katletmesinin ardından gözyaşının yerini alan öfkeye ve eylemliliklere ilişkin, Selanik’de 2009’da hazırlanan, eylemcilerin görüntülerinden ve alıntılardan oluşuyor.
18:25 – 18:45 Mola
18:45 – 19:15 Eve Dönmedim
Saniyenin Yarısı
Karşılıklı Yardımlaşma: Kapitalist rekabetin durmaksızın sürdüğü, insanların birbirine karşı çukurlar kazdığı bir dünyada, anarşistler farklı bir bakış açısı ortaya koyuyor: Karşılıklı Yardımlaşma
Sistemin … .: Sistem her şeyi her yeri ele geçiriyor. Şimdi sistemi çökertmenin zamanı.
Yerüstünden Notlar
19:15 – 19:30 Mola
19:30 – 21:00 Bambule: 1970′ lerde ulrike meinhof’ un senaryosunu yazdığı ve tv için çekilen bir film. temelde, ev içi eğitiminin otoriterliğinden okul ve eğitime , alt metinde sınıf mücadelesinin yenilenmesi gerekliliğine uzanan bir çalışma…
21:00 – … Kiracılar’ iştiraki ile müzik: İnfiAl’in kardeş müzisyenlere yaptığı çağrıya yanıt veren ilk birkaç kişi. Ne ses çıkaracağını pek bilemeyen, İnfiAl’de kurulmayı ve ilk provasında sese kayıtsız kalamayanlarla buluşup organize olmayı uman bir takım…

CUMARTESİ

14:00 – 15:00 Ekipler Tanışma ve Kokteyl
15:00 – 16:15 Neden Büyük Şirketlerden Çalmayı Seviyorum: Alışveriş hırsızlığı değişim ekonomisinin reddidir. İnsanların emeklerini ve sermayelerini diğerleri ile ne kadar etkin değiş tokuş edebildiklerine dayanarak insanların yemek yemeyi, yaşamayı ve ölmeyi hak edişlerini inkar etmektir.
Yeşil Paranın Rengidir: Çevrecilik popülerleştikçe, şirketler ve iyi finanse edilmiş çevre örgütleri halkın çabalarını pazara dayalı çözümlere yönlendirmek için el ele çalışıyor. Ufukta belli belirsiz gözüken kontrolden çıkmış iklim değişikliğiyle birlikte, yıkımı durdurmak için kullanacağımız taktiklerin ve bizleri sembolik hareketlerin ötesine taşıyacak şeylerin neler olduğunu kendimize sormak zorundayız.
İyi Tüketici: Tüketim, doğal ihtiyaçların rasyonel olarak tatmin edilmesi midir? Daha çok tüketim, ilerleme ve mutluluk anlamına mı gelir? Tüketimin yaygınlaşması sınıf farklarının giderilmesi midir? Uluslararası markaların tüm dünyaya yayıldığı, yeni alışveriş merkezlerinin en geleneksel toplumların tüketim alışkanlıklarını bile değiştirdiği, insani ilişkilerin yerini giderek nesnelerle ilişkiye bıraktığı ve kitle iletişiminin tüm bu süreci yönlendirdiği çağımızı Baudrillard bu sorular aracılığı ile tartışıyor…
Toplama Kampına Karşı Anarşistler: Sokak hayvanları için sokaklardan sürülmesi, soykırıma uğratılması anlamına gelen ve aynı zamanda Kuzey Ormanlarının ranta açılarak yok edilmesi projesinin bir parçası olan Sarıyer’in Kısırkaya köyünde inşa edilen Kısırkaya Toplama Kampına karşı bugün gerçekleşen eyleme yüzlerce hayvan özgürlükçüsü ve anarşist katıldı.
Bizler Patlamanın Peşinde Olan Sonsuz Parçacığız: İnlerimizden ve mağaralarımızdan dışarı çıkmak için,her bir dar sokakta, güvenlik çeperinde ve tahakkümün yerinde ateşi çatallamak için kanatlarımızı açtık,
Bilinsin ki, bizler tüm istikametlere, tüm noktalara doğru taşıyoruz. Bizler patlamanın peşinde olan sonsuz parçacığız.
Ligetvédők: Macaristan’da hükümetin Şehir Parkı’nda bulunan ağaçların bir kısmını kesip yeni bir müze yapma planına karşı bir grup eylemci parka kamp kurup eylem başlattı.
White Palace
2/5bz – Gezilla 10000 years (2016): Video müzik kolaj
Zelal: Hazırlık sınıfında arkadaşının maruz kaldığı baskıya/tepkiye şahit olun ve bu yüzden kendi etnik kimliğini gizleyen bir üniversitelinin hikayesini anlatıyor.
What is Nationalism?: Milliyetçiliğe dair açıklayıcı bir kısa belgesel.
16:15 – 16:30 Mola
16:30 – 16:45 Dehlizdekiler: Sokakta, evde toplumun içerisinde yer alan bireylerin, gündelik hayatlarının gerçekliğini anlatıyor film. Öğrencilerin, seks işçilerinin, seyyar satıcıların, sokak müzisyenlerinin, aktivistlerin kesişen ama temas etmeyen hayatlarının devletin iktidar araçları ile distopik bir gerçekliğe dönüşmesi ve kendi gerçekliklerinin de bu distopik gerçeklik içinde kaybolmasıyla bu karanlığın içinde bir araya gelişleri anlatılıyor. Birliktelikleri distopik gerçekliğe alternatif bir gerçek yaratabilir mi yoksa distopyanın karanlığı birlikteliklerini de görünmez mi kılar?
16:45 – 18:00 Densizler Ekibinin Aktivist Video Hazırlama Sunumu
18:00 – 18:15 Mola
18:00 – 19:15 Roza: Belgesel, Rojava devrimini Kürtler, Süryaniler ve Araplar üzerinden anlatıyor. Bu halklar bir taraftan DAİŞ saldırılarına karşı kendilerini korurken diğer taraftan da demokratik özerklik gibi komünal bir sistemi inşa etmeye çalışıyor. Tabi ki savaşın bütün şiddetiyle devam ettiği Suriye’de hiçbir şey kolay değildir.
19:15 – 19:30 Mola
19:30 – 21:10 Les Anarchistes (2015): Brigadier Jean Albertini anarşist bir gruba sızar ve olaylar gelişir.
21:10 – …. Gozel Radyo ( DJ Set )

PAZAR

14:00 – 15:00 Diren Ayol!: Gezi ayaklanmasının oluşturduğu direnme ruhunun LGBTİ+ hareketi üzerindeki etkisini anlatıyor.
15:00 – 15:40 RePatriant, Yönetmenin Sunumu ve Gösterim: Bir zamanlar şu Kaf dağının arkasında özgürce ata binerdik, rüzgarla dans ederdik… düne bakınca… Çok değil, bir kaç yüzyılın sonunda, geri dönmek isterdik, yeni baştan denerdik, büyük umutla… Geri dönersen… Yerini bulursun… Geri dönersen… Sen de gelirsen, bir denesen… Yolunu bulursun…
15:40 – 16:00 Mola
16:00 – 16:40 Bone – Kemik
Bone – Kemik (Sunum)
Getrentt – Ayrı: Daha cok tüketenin ve “like“ alanin populer”les“tigi, sapsanal alemlerde en cok arkadasi olanin ve takip edilenin egosal tatminligini yasayan kafasi karisik ,atomize olmus kalabaliklar icerisinde yalnizlasan bireylerin karsisinda paylasmanin,dayanismanin ve toplumsallasmanin en guzel örneklerinen birini sehrin en orta yerinde örnekleyen komüncülere…
1 Mayıs 2012: 1 Mayıs eylemleri esnasında İstanbul’da Kara Blok.
Kapitalizm: Game Over: Film Varşova’da 6 Haziran 2014’te gerçekleşen olayları konu alıyor. Eski Smyk mağazası, Polonya’nın serbest pazara geçişinin 25. yılı kutlamalarından 50 metre ilerisinde işgal ediliyor.
The Corporation, The CEO: Bundan 150 yıl önce şirketler, iş yapabilmenin düzenlenmiş bir yolu olarak ortaya çıktılar. şimdi ise şirket, küresel bir güç. şirket, hukuki anlamda bir “kişilik” olarak algılanan bu kurumun felsefesini ve işleyişini çarpıcı ropörtajlarla ve esprili bir bakışla mercek altına alan bir belgesel. dünya sağlık örgütü’nün, psikologların ve psikiyatristlerin kullandığı standart araçlarla bu “kişi”nin karakterinin temel özelliklerini incelemeye alan belgesel, oldukça rahatsız edici bir sonucu gözler önüne seriyor
16:40 – 17:00 Mola
17:00 – 17:40 Direnişi Pasifize Etmek: 20. yüzyılın en ünlü sosyal adalet zaferlerinden bazıları zamanımızın en büyük pasifistleri olan Mahatma Gandhi ve Martin Luther King’e bağlanmaktadır. Bu, tarihsel bir aklamayı teşkil eder, ki bu zaferler devlet kendi seçeneklerini tarttığında ve kötünün iyisini seçtiğinde elde edilir: pasifistler. Bu videoda, Derrick Jensen, Lierre Keith, Aric Mcbay, Harjap Grewal, Gord Hill ve Peter Gelderloos Gandhi mitinin çözümlemesini yapar ve militan eylemin direniş hareketinde neden önemli rolü olduğunu gözler önüne serer.
No Borders: New York özelinde ABD’de sosyal hareketlere dair bir belgesel
17:40 – 18:00 Mola
18:00 – 18:50 Anarşist Tutsaklara Özgürlük 2012: 2012 1 Mayıs’ında gerçekleşen olayların ardından anarşist harekete yönelik toplam 62 kişinin evlerinin basıldığı, gözaltına alındığı, sorgudan geçirildiği ve 15 kişinin 3 ay boyunca tutuklu kaldığı operasyona dair bir derleme.
Kara Blok: Şiddetin ve Aşkın Hikayesi: Aşkın ve Şiddetin Hikayesi – belgesel mi kurgu mu ? – ana-akım medyanın “vandallar” veya “teröristler” olarak tanımladığı KARA BLOK’ların ortasında.
There is the Television: 1996’de ortaya çıkan bir virüs, 5 milyar insanın ölümüne yol açar. Çok az sayıda insan, yer altına çekilip virüsten korunmayı başarır. Kurtulanlar, çözüm bulabilmek için bir zaman makinesi geliştirirler. Henüz test aşamasında olan cihazı kullanmak üzere, mahkumlardan James Cole’u seçerler. Cole, ilk denemesinde yanlış bir tarihe gider. Başarılı olan ikinci denemesi sonucunda, kendisini 1990’da bir akıl hastanesinde bulur. Burada psikiyatrist Kathryn Railly ve çılgın oda arkadaşı Jeffrey Goines ile tanışır. Goines’un virüsün yayılmasında kilit rol oynadığından şüphelenen Cole, tekrar zaman yolculuğu yaparak birkaç yıl ileri gider. Ona inanmaya başlayan Dr. Railly’nin de yardımıyla Goines’un bu virüsü yaymasını engellemeye çalışan Cole, kendisini karmaşık olayların içinde bulur.
Beşinci Ahmak 35: Bahtiyar amca, mülkiyetsizliğin getirdiği özgürlük ve huzurla yaşayagelmiştir bugüne. Çöplerden topladığı 35 boş şişeyi satarak karnını doyurur. Birgün yine günlük 35 şişeyi toplarken eski bir kitap bulup, bir kitapçıya satıp 100 lira kazanır. Üzerinde para taşımaya pek alışkın olmayan Bahtiyar amcanın bir anda dengesi bozulur. Ancak, parayı kaybedince tekrar kavuşur eski huzuruna..
What is Autonomy?: Otonominin ne olduğuna dair bir video.
Darwin vs Kropotkin: Bir tarafta doğada çatışmanın baskın ilişki biçimi olduğunu savunan Charles Darwin, öte yandan karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmanın hayatta kalmak için en önemli unsur olduğunu savunan anarşist Pytor Kropotkin tartışıyor.
18:50 – 19:10 Mola
19:10 – 20:50 Another Story of Progress: Belgesel çevresel yıkım, yerli direnişi ve ayaklanmalarını yeşil anarşist bir perspektiften ele alıyor.
20:50 – 21:00 Mola
21:00 – … Yumruğunu Kaldır: Bu videoda, Çatışma Arşivinden ve Justseeds Sanatçılar Kooperatifi’nden Shaun Slifer tarafından derlenmiş 360 görüntü bulunmaktadır.
Değerlendirme Forumu: Festivalin eksiği gediğini, noksanların nasıl telafi edilebileceğini ve anarşist sinema üzerine ne gibi çalışmalar yapılabileceği üzerine bir fikir alışverişi ihtiyacı üzerine oluşturacağımız foruma ilgilenen herkesi bekliyoruz.

, , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.