Swiss Army Man (2016): Modern Aparatlar ve “İletişimin Yeniden Keşfi”

Swiss Army Man (2016): Modern Aparatlar ve “İletişimin Yeniden Keşfi”

Yazar Puanı4
  • Ada miti genelde kurtulacak bir mekân ve mücadele alanı olarak kurgulanırken Swiss Army Man’de bir keşif mekânı olarak da kullanılıyor. İnsanın doğayla mücadelesi bir kendilik deneyimi etrafında ve absürtlüğün sınırsız zenginliğinde iletişimin yeniden keşfine dönüşüyor.
Share Button

Film düştüğü adadan kurtulma imkânının olmadığını düşünen Hank’ın (Paul Dano) kendini asmaya çalışmasıyla başlıyor. Bu eylemsellik daha sonra, asma işleminin gerçekleştiği esnada sahile vurmuş bir beden sayesinde -Manny (Daniel Redcliffe)- Hank’ın adadan kurtulma imkânına evriliyor. Böylelikle; Hank, Manny’nın bedeninin doğaüstü özelliklerini, Manny de tanımadığı veya hatırlamadığı insan davranışlarını keşfe çıkıyor. Bu karşılıklı keşif ve adadan kurtulma süreci birbirine geçerek ortaya kendini tanıma deneyimi ve iletişimin koşullarıyla ilgili absürt bir anlatı çıkarıyor.

Ada miti genelde kurtulacak bir mekân ve mücadele alanı olarak kurgulanırken Swiss Army Man’de bir keşif mekânı olarak da kullanılıyor. İnsanın doğayla mücadelesi bir kendilik deneyimi etrafında ve absürtlüğün sınırsız zenginliğinde iletişimin yeniden keşfine dönüşüyor. Filmin açılış sahnelerinde Hank, telefonundan ve teknolojik sistemlerin arama kurtarma becerisinden ümidini keserek kendini asmayı denerken karşımıza çıkıyor. Telefonsuzluğun ve ortalama güvenlik ihtiyaçlarının sağladığı konforun olmayışı Hank’i pişmanlıklarıyla yüzleştiriyor.

Modern insanın telefon gibi teknolojik aparatlarının olmadığı bir durumda yaşadığı sıkışmışlıkların sürüklediği bir durum olarak kurgulanan intihar girişimi, yeni bir aparatın, yani Manny’nın bedeninin sahile vurmasıyla son buluyor. Hank’le Manny arasındaki ilişki başlangıçta Hank’in yararına gelişse de Manny’nin konuşmaya başlayarak Hank’in hayatına dair öğrendiği bilgilerle farklı duygular içine girmesi, iletişimi karşılıklı bir düzleme taşıyor. Yani başlangıçta Hank’in yeni bir telefon modeliymiş gibi Manny’yi cebinde değil de sırtında taşıma durumu, Manny’nin sadece kendisine verilen komutlarla değil kendi iradesiyle de harekete geçmeye başlaması ve Hank’e sorular sormasıyla filmi güçlü bir iletişim eleştirisi yapma seviyesine sıçratıyor. Manny’nin soruları, iletişimi bir yazılım komutuymuş gibi algılayarak haz aracına dönüştüren modern insanın hazzını, yaratıcı bir temas deneyimi haline getiriyor.

Filmin en güçlü yanı, tek yanlı tatminin insanı ayrıntılara hapseden pornografik modern aparatlarla “gerçek bir iletişim sağlanabilir mi?” sorusuna verilebilecek cevapların tartışma düzleminde kurulmasında yatıyor. Hank’in adaya düşmeden önceki hayatından anladığımız kadarıyla, aparatlarla kurulan hazzın anlık tatminleri, pişmanlıklardan başka bir alana kapı açamıyor.

Fakat filmin güçlü anlatısı Manny’yi eski aparatın yerini alarak yeni tatmin yolları açacak bir yapıda sunmuyor. Bu noktada yönetmenlerin çok iyi üstesinden geldikleri absürt anlatı biçimi devreye giriyor. Hank’in sıradan algı havzası Manny’nin bedenin sunduğu absürt davranışlarla duvara çarpıyor. Algılama biçiminin değişimi mizahın gücüyle çok iyi harmanlandığı için, seyirciye sunulan absürtlük yeni sıradanlıklarla yeni iletişim biçimini doğuruyor.

Benzer bir söylem Lars and The Real Girl (2007) filminde oluşturulmuştu. Lars direk iletişime geçemediği toplumla, kız arkadaşı olarak tanıttığı bir oyuncak aracılığıyla iletişim kuruyordu. Bu filmde tartışmanın bir toplum içinde yapılma girişimi mizahın sıradanlığına kapı açamasa da aparatın modern insan hayatındaki yerini tartışmada önemli bir anlatı oluşturmuştu. Swiss Army Man’de ise tartışmanın adada başlaması veya modern toplumdan yalıtılmış bir mekân olarak adanın kullanılması daha yaratıcı bir söylem oluşturma yolu açmış diyebiliriz.
Aparatsız yaşayamayan modern insanın, gerçek temas deneyimini unutarak kendisine dışsal bir hale gelmesi, Manny üzerinden kendisi ile yüzleşen Hank’in hayata bakışını değiştiriyor. Modern hayatla tekrar buluştuklarında ise Manny, bedeninin mucizelerini kullanarak hemen insanlardan uzaklaşıyor. Hank’e ise farkına vardığı kendilik deneyiminin üretken arzusunu nasıl yaşayabileceği sorusu ile yüzleşmek kalıyor.

*Sundance Film Festivalinde bu filmle yönetmen ödülü alan Daniel Scheinert ve Daniel Kwan yine temasını absürtlükten alan kısa filmleri ve müzikleriyle tanınan iki yönetmen. Yönetmenlerin diğer çalışmalarına ( http://www.danieldaniel.us/) sitesinden ulaşılabilir.

, , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.