23.Uluslararası Adana Film Festivali Güncesi -1

23.Uluslararası Adana Film Festivali Güncesi -1

Share Button

23. Uluslararası Adana Film Festivali (23. Altın Koza) dün başladı. Festival 19-25 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek ve ödüller 24 Eylül Cumartesi gecesi yapılacak tören ile sahiplerini bulacak. Festivalde 16 Eylül’de kaybettiğimiz usta oyunca Tarık Akan ile ilgili özel bir film gösterimi de yapılacak. Gösterilecek filmler ve tarihleri:

1 Eylül 2016 Çarşamba / Bizim Aile
22 Eylül 2016 Perşembe / Eylül Fırtınası
22 Eylül 2016 Perşembe /  Tarık Akan’ın Hayat Yolculuğu Belgeseli
22 Eylül 2016 Perşembe / Canım Kardeşim
24 Eylül 2016 Cumartesi / Hababam Sınıfı

23. Uluslararası Adana Film Festivali’nin ilk gün izlenimleri: 

Remainder (2015): ….’dan Geriye Kalan  [5/1]

Tom K. McCarthy’nin romanından Omer Fast tarafından sinemaya uyarlanan Remainder festivalin zayıf filmlerinden biri. Bir kaza sonucu tüm belleğini yitiren Tom’un hastaneden taburcu olduktan sonraki sürecini anlatan film oldukça savruk bir senaryo ile seyirci karşısına çıkıyor. Senaryo sadece savruk değil, derinlikten de yoksun. Bir meselesi varmış gibi başlayan hikaye sıradan bir banka soygunu ile son buluyor. Yönetmenin kurgusal hamleleri ve yakın plan dar açılarla elde etmeye çalıştığı sinema estetiği de durumu kurtarmaya yetmiyor. Tempolu hikayesini hareketli kamerası ile desteklemeye çalışan yönetmen seyircinin gözünü yormaktan öteye geçemiyor. Işık ve renk kuşağının post-prodüksiyonda, çekim hatalarının kurgu masasında rahatça değiştirilip/düzeltilebildiği bir dönemde –özellikle son yıllarda- hareketli kamera seyircinin özdeşleşimini kırabilmek için bir silah gibi kullanılabilir. Lakin burada mesele sinemasal bir estetik algının gerisinde boş bir üslup çabası gibi duruyor. Başarılı bir ses kuşağı yaratabilen yönetmen aynı başarıyı görüntü estetiğinde ve senaryo derinliğinde yakalayamıyor. Festival sinemasının bu boş üslup arayışları arkasında meselesi olan derinlikli bir hikayeden yoksun olunca geriye konuşulacak/düşünülecek bir şey kalmıyor. Bir gün Osman Sınav’ın bir röportajda bana şöyle dediğini hatırlıyorum: Benim hocam Lütfi Akad derdi ki; “Oğlum kamera denilen şey oyuncak değil, oynamayın. Kurun kameranızı hikâyenizi anlatın.’’ Akad ustanın bu eleştirisini sanırım son yıllarda Omer Fast gibi birçok yönetmen hak ediyor.

remainder

Shadow World (2016): Adaletin Gölgesinde Sürekli Savaş [5/4]

Shadow World, Andrew Feinstein’in 2011’de yayınlanan kitabı The Shadow World: Inside the Global Arms Trade’i merkezine alan; Dial H-I-S-T-O-R-Y (1997) ve Double Take (2009) filmleriyle tanıdığımız belgeselci Johan Grimonprez’in sarsıcı belgeseli. Bütün kötülüklerin anası ABD’yi odağına alan filmde Michael Hardt ve Robert Fisk gibi tanıdık simalar da var. Eduardo Galeano’nun metinleri de filme zenginlik katıyor. Küresel siyasetin fotoğrafını korkusuzca çeken yönetmen üçüncü sinemanın mirasını günümüze taşıyor. Reagan ve Thatcher’lı yıllardan başlayarak yükselen ve filmde ifade edildiği şekliyle “derin ve sessizce darbe yapan” holding hegemonyasının savaş ekonomisini nasıl yönettiğini ve siyasetçileri nasıl kukla gibi kullandığını anlatıyor. Medyada birbirine düşmanca laflar eden ülkelerin perde arkasında el sıkıştığını görüyoruz. ABD’nin iki yüzlü ve acımasız politikalarının her geçen gün dünyamızı biraz daha karanlığa sürüklediğine şahit oluyoruz. Nobel Barış Ödülü alan Obama’nın ABD tarihinin en savaşçı başkanı olması, Mali’de el-Kaide ile savaşırken Suriye’de el-Kaide’ye destek vermesi; yine aynı şekilde Yemen’de cihatçılarla savaşırken Suriye’de cihatçıları eğitip-donatması tüm bu demokrasi ve adalet sloganlarının altında savaş ekonomisine hakim olanların sürekli savaş teorisi ABD eliyle dolaşımda tuttuğunu açıkça gösteriyor.

Atilla İlhan’ın yıllar evvel Banu Avar’a verdiği bir nasihat var: “İyi bir gazeteci olmak istiyorsan yeşili (parayı) takip edeceksin.” Bize köktendincilik, azgelişmişlik, demokrasi yoksunluğu, eşitsizlik diye yutturulan bahanelerin arkasında aslında hep aynı neden var: para. PYD İŞİD’i vururken ABD borsalarında hangi şirketlerin hisselerinin yükselişe geçtiğine bakmak gerekiyor. Donald Trump’a PYD sorulduğunda salyalarını akıta akıta ‘I am a big fan of the Kurds’ demesi herhalde Trump’ın demokrasi aşığı olmasından kaynaklanmıyor? Shadow World, küresel çaptaki tüm terör örgütlerinin terör devletleri tarafından desteklendiğini ve iktisadi elitin savaşı karlı bir ticaret olarak gördüğünü birçok çarpıcı görüntü ve yakın tanıkla anlatıyor.

shadow-world

My Friend from the Park (2015): Her Zaman Umut Vardır [5/3.5]

Senaryosunu Inés Bortagaray ile birlikte yazdığı Ana Katz’ın Arjantin yapımı filmi sadelik ve sahicilik arasındaki dengeyi iyi kuruyor. Yeni doğum yapmış bir anne olan Liz’in kişisel dramına odaklanan film Liz’in hem iç çatışmasını hem de dışsal çatışmalarını oldukça dengeli bir şekilde anlatıyor. Belgeselci olan kocası şehir dışında çekimlerde olduğu için bebeği ile bir süredir tek başına ilgilenmek zorunda olan yazar Liz, tüm varlığıyla bebeğinin üzerine titrerken bir gün parkta bir kadınla tanışıyor. İşçi sınıfına mensup bir kadın olan Rosa ve işsiz olan kardeşi Renata ile bir taraftan yakınlık kurarken diğer taraftan arkadaşları tarafından çeşitli ikazlar alıyor. Film bu noktada sınıfsal ayrımı bir sınıf çatışmasına taşıyor. Fakat bunu kaba bir şekilde propagandist kodlarla yapmıyor. Bu açıdan filmin Dardenne kardeşlerin 2011 yapımı Bisikletli Çocuk filmine benzer bir tema içerdiği söylenebilir. Tehlikenin, kötülüğün sürekli alt sınıflardan geleceğine dair oluşturulan yaygın kanı üst-orta sınıf karakterimizi de esir alıyor. Bir taraftan Rosa’ya yardım etmek isterken diğer taraftan kendisine ve biricik bebeğine bir zarar vereceğini düşünüyor. Film ana hikayesini bu gerilim üzerine kuruyor.

Aksamayan bir senaryoya sahip olan film yönetmenin başarılı oyuncu yönetimi ile hikayesini güçlendiriyor. Karamsar, kötücül bir son yerine yönetmenin filmi bir umutla bitiriyor olması filmin sosyalist ruhunu güçlendiriyor. Ken Loach vari bir final ile seyircinin yüzünü güldürerek umut aşılıyor.ana-katz

Kürşat Saygılı

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu. Marmara Üniversitesi iletişim Fakültesi’nde Sinema yüksek lisansını tamamladı. Sinema Kafası’nda başladığı film eleştirilerine Cineritüel sitesinin yanı sıra Dipnot Dergisi’nde film eleştirileri ve makalelerini yayınlayarak devam ediyor.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.