15. Filmekimi Seçkisinde Öne Çıkan Filmler

15. Filmekimi Seçkisinde Öne Çıkan Filmler

Share Button

Sinemaseverlerin sabırsızlıkla beklediği Film Ekimi’nin 2016 programı açıklandı. Filmekimi, Vodafone FreeZone sponsorluğunda, 7-16 Ekim tarihlerinde İstanbul’da 10 gün sürecek bir maratonla birlikte İstanbul dışında da Ekim ayı boyunca gösterimlerine devam edecek. İstanbul dışı gösterimlerine 2011’de başlayan Filmekimi, bu yıl da Türkiye’nin farklı şehirlerindeki sinemaseverlere yılın en iyi ve en güncel filmlerini sunmaya devam edecek. Filmekimi, bu yıl Ankara, İzmir, Bursa ve ilk kez Eskişehir’e de uğrayacak. Filmekimi 7-9 Ekim’de Ankara’da, 13-16 Ekim’de İzmir’de, 21-23 Ekim’de Bursa ve Eskişehir’de olacak.

Filmekimi bu yıl 51 filmlik zengin programının yanında 15.inci yıla özel hazırlanan afişleriyle de dikkat çekiyor. Bu yıl “Sonbaharın rengi Filmekimi” temasıyla hazırlanan afişlerde birbirinden ünlü isimler yer alıyor. Juliette Binoche, Berenice Bejo, Angeliki Papoulia, Şebnem Bozoklu’nun yanı sıra Elijah Wood, Fırat Çelik ve Berk Hakman bu yıl Filmekimi rengine bürünerek afişlere yüzlerini veriyor.

Biletler, 1 Ekim Cumartesi günü, 10.30’dan itibaren hizmet bedeli eklenmeden BİLETİX’te, Atlas ve Rexx sinemalarında satılmaya başlayacaktır. Siyah ve Beyaz Lale üyeleri için öncelikli satış 27 Eylül; Kırmızı ve Sarı Lale üyeleri için 28-29-30 Eylül tarihlerindedir. Siyah, Beyaz ve Kırmızı Lale üyeleri öncelikli satış döneminde her seans için en fazla iki (2), Sarı Lale üyeleri ise en fazla bir (1) bilet satın alabilir.

Cineritüel olarak sizlere 25 filmlik bir seçki oluşturduk ve bu seçkiyi “Ustalardan Kaçırılmayacaklar“, “Dikkat Çekenler“, “Yolu Gözlenen Yönetmenler“, “Keşifler ve Iskalanması Gerekenler” ve “Uzakdoğu’nun Yenileri” olarak sınıflandırdık. Tüm sinemaseverlere şimdiden iyi seyirler.

Ustalardan Kaçırılmayacaklar: Ken Loach’a ikinci Altın Palmiye’sini kazandıran “Ben, Daniel Blake”, Terrence Malick’in merakla beklenen belgeseli “Voyage of Time”, Jim Jarmusch’un yine tuhaf bir karakter yarattığı “Paterson” ve Emir Kusturica’nın başrolünü de oynadığı yeni filmi “Aşk ve Savaş” Filmekimi’nin ve usta yönetmenlerin dikkat çekici filmleri olarak göze çarpıyor. Özellikle Ken Loach imzalı I, Daniel Blake’i mutlaka görmenizi tavsiye ediyoruz.

BEN, DANIEL BLAKE / I, DANIEL BLAKE
Yönetmen: Ken Loach
2016 Cannes Altın Palmiye / 2016 Locarno İzleyici Ödülü
Politik sinemanın zirvesindeki sinemacılardan Ken Loach’a Özgürlük Rüzgarı’ndan sonra ikinci kez Altın Palmiye kazandıran Ben, Daniel Blake, dokunaklı olduğu kadar öfke dolu bir dram. Newcastle’da yaşayan Daniel Blake adlı marangoz, sağlık durumu nedeniyle çalışamamaktadır, ama sistemin çarpıklığı nedeniyle devlet yardımı da alamaz, iş aramak zorunda kalır. Daniel bu süreçte kendi gibi zorluk çeken bir anne ve onun çocuklarıyla dostluk kurar. Ken Loach ve yıllardır birlikte çalıştığı senaristi Paul Laverty, son yıllarda çektikleri en iyi film olan Ben, Daniel Blake’te gerçekçi yaklaşımlarından güç alırken bozuk sisteme ve boğucu bürokrasiye karşı dayanışmayı ustalıkla yüceltiyor.

ZAMANIN YOLCULUĞU: YAŞAMIN SEYRİ / VOYAGE OF TIME – LIFE’S JOURNEY
Yönetmen: Terrence Malick
13,8 milyar yıl önce sonsuz bir yokluğun içinde başlayan bir hikâyeyi anlatıyor Zamanın Yolculuğu: Yaşamın Seyri. Önce ilk haliyle evren oluşuyor, takip eden milyarlarca yıl içinde de ilk canlı hücre… Denizde başlayan yaşamın kırıntıları yavaş yavaş karaya sıçrıyor. Milyonlarca canlı türü, evrimin bayrağını, kendini dünyanın efendisi zannedecek insan türüne kadar taşıyorlar. Terrence Malick, Hayat Ağacı ile akraba olan, Cate Blanchett’ın anlatıcılığından kuvvet alan ve üzerinde birçok bilim insanıyla birlikte çalıştığı belgeselinde “insan”ın ve “evren”in hikâyesini iç içe, eşi benzeri olmayan bir görsellikle anlatıyor.

PATERSON
Yönetmen: Jim Jarmusch
Jarmusch, izleyiciye çok sevdirdiği vampirlerden yeniden insanlara dönüyor, hem de ilk bakışta en sıradan olanlarına. Adı Paterson, New Jersey’de ne tesadüftür ki Paterson’da yaşıyor. Kullandığı otobüsün numarası 23; evet, kendisi de otobüs şoförü. Dinlemesini çok iyi bilir, fazla konuşmayı sevmez ama yazmak onun tutkusudur. Bir otobüs şoförü olmanın en iyi taraflarından birisi belki de budur; Paterson kendisiyle sık sık baş başa kalıp hep yanında tuttuğu not defterine şiirler yazar. Jarmusch, “şiirsel” sinemasını Paterson’da şiirin kendisiyle harmanlıyor ve izleyen herkesin tanışmaya bayılacağı bir karakter çıkarıyor karşımıza.

AŞK VE SAVAŞ / ON THE MILKY ROAD
Yönetmen: Emir Kusturica
Cannes’da iki kez Altın Palmiye kazanan Emir Kusturica’nın yönettiği ve başrolünü paylaştığı yeni filmi, mizah ile dramın, acı ile sevincin birbirine karıştığı, savaş ve aşk hakkında bir macera. Kusturica’nın 2007’den beri çektiği bu ilk uzun metrajlı kurmaca film, bir adamın hayatının üç dönemine odaklanıyor: Bosna Savaşı sırasında sütçü olarak cepheye süt taşıdığı günler, gizemli İtalyan bir kadına âşık olduğu zaman ve keşiş olarak inzivaya çekilip hayatını düşündüğü dönem. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışan film, yönetmenin kızı Dunja ile kaleme aldığı kısa film Our Love’dan yola çıkıyor.

Dikkat Çekenler: Bu yıl Cannes Film Festivali’nin en dikkat çekici filmlerinden olan Toni Erdmann ve American Honey ile Sundance da Jüri Büyük Ödülünü kazanan Bir Ulusun Doğuşu, Filmekimi programında parlıyorlar. Toni Erdmann’ın yüksek beklenti yarattığını hatırlatalım.

TONI ERDMANN
Yönetmen: Maren Ade
2016 Cannes FIPRESCI Ödülü
2016 Brüksel En İyi Film, En İyi Senaryo
Maren Ade’nin Cannes’da olay yaratan filmi Toni Erdmann, her anı sürprizlerle dolu, baştan sona delişmen ve izleyicinin son derece karmaşık ama bir o kadar da yoğun tepkilerle tanık olduğu bir sinema mucizesi. Winfried ya da “Toni Erdmann”, takma dişleriyle kapitalist dünyanın asık suratlılığına savaş açmış bir tür anarşist. Kızı Ines’i bu dünyanın pençesinden kurtarmaya çalışmak uğruna elinden geleni ardına koymayacağı da belli. Ines ailesinden uzakta, uluslararası bir firmanın Romanya şubesinde önemli bir pozisyonda çalışmakta ve gerçek bir işkolik. Winfried ansızın ziyaretine gelince Ines bir süre direnecek ama düzene ne kadar ait olmak istiyorsa, Winfried de ona o kadar engel olacaktır.

AMERICAN HONEY
Yönetmen: Andrea Arnold
2016 Cannes Jüri Ödülü
Fransız Première dergisinin “Z Kuşağı için Easy Rider” olarak tanımladığı, Cannes’da çoğu eleştirmeni kendine hayran bırakan yeni Andrea Arnold harikası American Honey, günümüz Amerikan gençliğini en iyi anlatan filmlerden birisi. Aile içi şiddet ve yoksulluktan ibaret hayatını ani bir kararla geride bırakan 18 yaşındaki Star’ın, dergi aboneliği satan bir gruba eklenerek çıktığı uzun yolculuğu konu alan film; şahane bir soundtrack, müthiş bir görüntü yönetimi ve perdeden taşan inanılmaz bir enerjiyle soluksuz izleniyor. Filmin başrolünde, amatör oyuncu Sasha Lane parlarken, âşık olduğu Jake rolünde Shia LaBeouf da kariyerinin en iyi performansını sergiliyor.

BİR ULUSUN DOĞUŞU / THE BIRTH OF A NATION
Yönetmen: Nate Parker
2016 Sundance Jüri Büyük Ödülü, İzleyici Ödülü
1831’de, köleliğin en ağır hüküm sürdüğü Virginia’da kölelerin isyanının başını çekerek tarihe geçen Nat Turner hakkındaki bu sert film, Sundance’te gösterildiği anda yılın sinema olaylarından birine dönüştü. Filmin kahramanı Nat Turner çocukluğunda İncil okumayı öğrenmiş bir vaiz, bir köle. Nate’in bu meziyetini nakde çevirme peşindeki sahibi onu ülke boyunca bir yolculuğa çıkarmaya karar verir. Nate, bu yolculuk esnasında içinde yaşadığı ülkeyi tanımaya başlar; kan ve utançla yoğrulmuş olan bu düzenin bir an önce sonunun gelmesi gerektiğine kanaat getirir. Filmde başrolü de üstlenen yönetmen Nate Parker, görsel tercihleriyle dikkate şayan bu ilk filminde ülkesini tarihiyle yüzleştiriyor. Filmin adı, D.W. Griffith’in aynı adlı ünlü filmine bir gönderme.

Yolu Gözlenen Yönetmenler: İran ve Romen sinemasının dikkat çekici yönetmenlerinden Asghar Farhadi ve Cristian Mungiu’nun son filmleri “Satıcı” ve “Mezuniyet” Filmekimi’nde kaçırılmaması gereken filmlerin başında geliyor. Todd Solondz’un Wiener-Doğ ve Paul Verhoeven’in başrolde Isabelle Huppert rol verdiği “Elle” de diğer dikkat çekici filmlerden. Son yıllarda tüm dünyada ilgi çeken ve yükselişteki yönetmenlerden olan Xavier Dolan, Denis Villeneuve ve Bruno Dumont da festival programında kendisine yer buluyor.

SATICI / THE SALESMAN / FORUSHANDE
Yönetmen: Asghar Farhadi
2016 Cannes En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu (S. Hosseini)
Oscar’lı Bir Ayrılık’ın yönetmeni Asghar Farhadi, Fransa’da çektiği Geçmiş’in ardından sarsıcı bir dramla yeniden ülkesine dönüyor. İran’da günümüzde geçen filmde Arthur Miller’ın Satıcının Ölümü oyununu sahneye koyan tiyatrocu çift Rana ve Emad, yeni bir eve taşınır. Rana, burada saldırıya uğrar. Emad, travmasını sessizce atlatmaya çalışan Rana’nın aksine intikam alma yolunu seçer. Farhadi’nin izleyiciyi girdap gibi içine çeken ve mükemmel işleyen senaryosu ve oyuncu kadrosunun kusursuz performansları, filme Cannes’da iki ödül ve bol övgü kazandırdı. İran sinemasının güçlü soluğu Ashgar Farhadi, ahlaki açılımları ve İran toplumuna getirdiği derin çözümlemelerle bir kez daha insan davranışlarının dehlizlerine iniyor.

MEZUNİYET / GRADUATION / BACALAUREAT
Yönetmen: Cristian Mungiu
2016 Cannes En İyi Yönetmen
Kızının yozlaşmış bir ülkeden kurtulabilmesi adına bir baba, kendisi de yozlaşır mı? Mezuniyet, Altın Palmiye’li 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün’le dünya çapında tanınan Romen yönetmen Cristian Mungiu’nun imzasını taşıyor. Filmde doktor baba, kızının İngiltere’deki bursunu kaybetmemesi için lise bitirme sınavlarında hile yapmaya karar veriyor. Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü paylaşan bu etkileyici dram, ahlak ve yozlaşmayla ilgili tespitleriyle evrensel bir nitelik kazanıyor. Usta işi senaryosu, etkileyici performansları, aileden yola çıkıp toplumu gösterirken alttan alta işlediği paranoya hissi ve gerilimle Mezuniyet, yılın en çok takdir toplayan filmlerinden.

WIENER-DOG
Yönetmen: Todd Solondz
Köpekler, hani şu insanın en yakın dostu olan hayvanlar… Todd Solondz, prömiyerini Sundance’te yapan yeni filminde insanları, hayatlarına dokunan bir “sosis köpek” aracılığıyla masaya yatırıyor. Yaşlı bir kadın ve torunu, kariyerinde bocalamış bir senarist, merhametli bir veteriner teknisyeni ve benzerlerinin hayatlarına köpeğin yolculuğuyla dahil oluyoruz. Asıl müjde ise, Solondz’un gitgide olgunlaşan sinemasının delişmenliğini ve gençliğini asla yitirmiyor oluşu. Bu kapkaranlık, kararlı ve ziyadesiyle albenili film, Amerikalı olma deneyimi üzerine kalemini hiç sakınmayan “siyaseten yanlış” bir komedi. Aynı zamanda Ellen Burstyn, Danny DeVito, Julie Delpy ve Greta Gerwig’li bir yıldızlar geçidi.

O / ELLE
Yönetmen: Paul Verhoeven
Temel İçgüdü, Showgirls, RoboCop gibi tartışma yaratmış modern klasiklerin yönetmeni Paul Verhoeven hâlâ cesur ve kışkırtıcı. Hollandalı ustanın Fransa’da çektiği yeni filmi O, orta yaşlı iş kadını Michèle’in tecavüze uğradıktan sonra yaşadıklarını anlatıyor. Michèle, çocukken yaşadığı korkunç bir olayın hayatını mahvetmesine izin vermemiş, bu büyük travmayı soğuk ve acımasız bir karakter geliştirerek atlatmıştır. Bu kez kurban rolündense avcı olmayı seçer; tecavüzcüyü kendi yöntemleriyle bulmaya ve intikam almaya kalkışır. Cannes’da Altın Palmiye için yarışan bu sıra dışı tür filminin başrolünde, büyük oyuncu Isabelle Huppert, kariyerinin en iyi ve en cüretkâr performanslarından birini ortaya koyuyor.

ALT TARAFI DÜNYANIN SONU / IT’S ONLY THE END OF THE WORLD / JUSTE LA FIN DU MONDE
Yönetmen: Xavier Dolan
2016 Cannes Büyük Ödül, Ekümenik Jüri Ödülü
Harika çocuk Xavier Dolan’ın yine Cannes ödüllü (Ekümenik Jüri Ödülü) son filmi, Nathalie Baye ve Marion Cotillard başta olmak üzere, Fransız sinemasının güçlü isimlerini oyuncu kadrosunda bir araya getiriyor. Alt Tarafı Dünyanın Sonu, ailesinden uzaklaşmış, 30’larının ortasında bir yazarın sorunlu ailesiyle yüzleşmesini konu alıyor. Fransız yazar Jean-Luc Lagarce’ın 1990 tarihli aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanan filmin anti-kahramanı Louis, uzun yıllardır görüşmediği ailesini ziyarete gider. Amacı, onlara ölümcül bir hastalığını olduğunu söyleyip veda etmektir. Dolan’ın en olgun filmi olarak karşılanan ve Kanada’nın Oscar adayı olarak açıklanan Alt Tarafı Dünyanın Sonu, akıllardan çıkmayacak, güçlü bir melodram.

ARRIVAL
Yönetmen: Denis Villeneuve
Denis Villeneuve’ün çektiği bu ilk bilimkurgu filminin ilk gösterimi Venedik Film Festivali’nde yapıldı. Dünyanın farklı noktalarında dünyadışı araçları görülünce ABD ordusu, uzaylıların niyetini çözmek amacıyla uzman dilbilimci Louise Banks ile çalışmaya başlar. Ne var ki daha “istilacıların” düşman mı dost mu oldukları anlaşılmadan tüm dünya savaşın eşiğine gelir. Louise, uzaylılarla iletişim kurarak topyekün savaşı engellemeye çalışacaktır. Denis Villeneuve’ün Sicario’dan sonra, Blade Runner’dan önce çektiği Arrival dil, iletişim, teknoloji ve evrendeki yerimizi sorgulayan gizem ve heyecan dolu, “akıllı” ve aynı zamanda görsel yönü güçlü bir bilimkurgu. Arrival Ted Chiang’ın “Story of Your Life” öyküsünden uyarlandı.

MA LOUTE / SLACK BAY
Yönetmen: Bruno Dumont
1910, Fransa’nın kuzeyinde bir sahil kasabası… Geçim için midye toplayan, çamurlar içinde yaşayan fakir bir aile… Her halleri abartılı, zengin diğer aile… Ve bu bölgede kaybolan insanları araştıran Laurel ile Hardy benzeri iki dedektif… Son dönemde komedide yeni bir soluk bulan Fransız sinemasının en başarılı yönetmenlerinden Bruno Dumont, Cannes Film Festivali’nde yarışan yeni filmi Ma Loute’u bu üçayak üzerine kuruyor. Fransa’nın en parlak oyuncularının da katkısıyla yakaladığı absürd mizah ve fiziksel komediyle Dumont bir yandan sınıf çatışmasına odaklanırken, bir yandan da yarattığı özgün görsellikle zihinlere kazınacak bir dünya yaratıyor.

Keşifler ve Iskalanması Gerekenler: Her yıl olduğu gibi Filmekimi’nin zengin seçkisinde izleyicide merak uyandıran keşifler ve ıskalanmaması gereken filmler yer alıyor. Farklı janrlardan seçtiğimiz filmler:

BEN KATİL DEĞİLİM / I AM NOT A SERIAL KILLER
Yönetmen: Billy O’Brien
Geleceğe Dönüş serisinin Doc’u Christopher Lloyd’u alışılmadık bir rolde izleyeceğimiz Ben Katil Değilim, yılın en özgün bağımsız filmlerinden. Ünlü korku ve bilimkurgu yazarı Dan Wells’in aynı adlı romanından uyarlanan film, sıra dışı bir ergen olan John Wayne Cleaver’ın dünyasına davet ediyor bizi. Sosyopat teşhisi konmuş 15 yaşındaki John’un en büyük takıntısı seri katillerdir. Otopsi uzmanı olan annesiyle beraber yaşayan John, ölümle yaşıtlarından çok daha fazla içli dışlıdır. Kasabada peş peşe işlenen cinayetler John’un merakını iyice tetikler. Bulduğu ipuçlarını takip ederek katili bulmaya çalışırken, komşularıyla ilgili korkunç bir gerçeği keşfeder. 16mm formatında çekilmiş bu mütevazı film, her katilin psikopat, her psikopatın da katil olmadığını farzederek yola çıkıyor.

ÇAKI GİBİ / SWISS ARMY MAN
Yönetmen: Dan Kwan & Daniel Scheinert
2016 Sundance Yönetmen Ödülü
Hank, düştüğü ıssız adada artık hiçbir kurtuluş şansının kalmadığına kanaat getirmiş ve hayatına son vermeye karar vermiştir. Artık pes edip kendini asmaya hazırlandığı anda, kıyıya vurmuş bir cesetle karşılaşır. Manny adını verdiği bu cesedin konuşabildiğini ve birtakım doğaüstü becerilere sahip olduğunu fark eder. Hank’in yalnızlığına son verecek olan bu mucize, onun bu adadan kurtulmasını da sağlayabilecek midir? Prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nde büyük bir coşkuyla karşılanıp yönetmen ödülünü kucaklayan Çakı Gibi, yılın en tuhaf, en komik ve en ilham verici filmlerinden biri.

DELİ DOLU / LIKE CRAZY / LA PAZZA GIOIA
Yönetmen: Paolo Virzi
2016 Italyan Sinema Yazarları Derneği En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Müzik
Filmekimi’nde izlediğimiz İnsan Sermayesi ile büyük bir uluslararası başarı yakalayan Paolo Virzì, ilk gösterimi Cannes’da Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde gerçekleşen yeni filminde başrolü yine Valeria Bruni Tedeschi’ye teslim etmiş. Bu sımsıcak komedi-dramın başkarakterleri Beatrice ve Donatella, farklı sınıflardan gelen ama bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde yolları kesişen iki kadın. Beatrice jet sosyete içerisinde geçen şatafatlı hayatını ama daha çok da saplantı haline getirdiği genç sevgilisini, Donatella ise velayet hakkını kaybettiği oğlunu özlemektedir. İkili bir fırsatı değerlendirerek hastaneden kaçar ve dış dünyada özlediklerinin peşine düşerler.

KAPTAN FANTASTİK / CAPTAIN FANTASTIC
Yönetmen: Matt Ross
2016 Cannes En İyi Yönetmen–Belirli Bir Bakış
2016 Seattle En İyi Film
Ben, altı çocuğunu medeniyetten pek uzakta, ABD’nin Kuzeybatı Pasifik ormanlarında hayata hazırlamaktadır. Ebeveyn olma hali, bu izole ortamda kendi doğrularını yaratmıştır ve çocuklar moderniteye karşı bir bağışıklık kazanamamışlardır. Karısının ani ölümünün ardından bütün düzeni yerle yeksan olan Ben, ailesini şehre getirmek zorunda kalır. Çocuklar şehirle, babaları ise ebeveynlik yöntemleriyle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünden “En İyi Yönetmen” ödülüyle dönen Matt Ross, kahkaha ve gözyaşıyla bezenmiş müthiş bir “sıcaklık” hissiyle çıkagelirken, Viggo Mortensen unutulmaz karakterler müzesine bir yenisini daha ekliyor.

KORKUNUN GÖLGESİ / UNDER THE SHADOW
Yönetmen: Babak Anvari
2016 Neuchatel Fantastic En İyi Film
2016 Fantaspoa En İyi Kadın Oyuncu (N. Rashidi)
Sundance’teki prömiyerinin ardından IndieWire tarafından “Yılın ilk müthiş korku filmi” olarak tanımlanan Korkunun Gölgesi İran-Irak savaşı sırasında Tahran’da geçiyor. Filmin başkarakteri Shideh, kocası zorunlu görev için başka bir şehre gönderildiğinde, devam eden bombardımanların yol açtığı tehlikeye rağmen kızıyla beraber evlerinde kalmakta ısrar eder. Fakat insanların birer birer terk ettikleri apartmanda yalnız kalan anneyle kızı sadece savaş uçakları değil, bir hayalet de tehdit etmeye başlar. Gerçek ve fanteziyi ustalıkla harmanlayan bu yaratıcı korku filmi, eleştirmenlerce The Babadook ya da Karanlık Sular gibi çağdaş korku klasikleriyle karşılaştırılıyor. Korkunun Gölgesi, İngiltere’nin Oscar adayı olarak açıklandı.

PARİS YANIYOR / NOCTURAMA
Yönetmen: Bertrand Bonello
Paris’te herhangi bir sabah… Farklı geçmişlere sahip bir grup genç, metro hatları ve caddeler arasında neredeyse rastgele bir gezintiye çıkarlar. Bir süre sonra bir planları varmış gibi görünür. Yolculuğa başladıkları noktada tekrar bir araya gelirler. Gece başlarken Paris yangın yerine dönecektir. Bertrand Bonello, ilk gösterimi San Sebastian Film Festivali’nde yapılan yeni filminde terörizm gibi oldukça bıçak sırtı bir meseleye el atarken görmeye alışık olmadığımız türden bir Paris portresi çiziyor. Tavizsiz gerçekçi yaklaşımıyla dikkat çeken Nocturama – Paris Yanıyor, izleyeni her saniye diken üstünde tutan, zamanlamasıyla ses getirecek bir film.

ÖĞRENCİ/ THE STUDENT / (M)UCHENIK
Yönetmen: Kirill Serebrennikov
Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde gösterilen ve epey ses getiren Öğrenci, köktendincilik üzerine kışkırtıcı bir hikâye anlatıyor. Günümüz Rusya’sında geçen filmin merkezinde lise öğrencisi Venya yer alıyor. Delikanlı önce beden eğitimi derslerinde mayo giyilip yüzülmesine, bir sonraki gün cinsel eğitim dersine, daha sonra da evrim teorisinin müfredata dahil edilmesine karşı çıkıyor. Tek dayanağı, elinden eksik etmediği ve sürekli alıntıladığı İncil. Üstelik Venya şaşırtıcı derecede iyi bir vaiz ve etrafındaki hemen herkesi neredeyse ikna edecek gibi görünüyor, idealist biyoloji öğretmeni Elena hariç. Kirill Serebrennikov’un Marius von Mayenburg’un oyunundan senaryolaştırıp yönettiği Öğrenci, izleyiciyi huzursuz ederken düşünmeye çağıran, oldukça cesur bir film.

VAHŞİLER FİRARDA / HUNT FOR THE WILDERPEOPLE
Yönetmen: Taika Waititi
2016 Seattle En İyi Film
2016 Edinburgh İzleyici Ödülü
2016 San Francisco İzleyici Ödülü
Son yılların en gözde korku-komedilerinden What We Do in the Shadows’dan sonra Taika Waititi, bu kez herkese hitap eden harika bir komediyle karşımızda. Ricky, koruyucu ailesiyle birlikte Yeni Zelanda kırsalında mutlu bir yaşam sürmektedir. Ancak üvey annesinin ani ölümünden sonra çocuk esirgeme kurumu onu geri almaya niyetlenir. Hayatından vazgeçmeye hiç niyeti olmayan Ricky, üvey babasıyla birlikte ormanın derinliklerine doğru bir kaçış yolculuğuna koyulur. Tabii ki tüm ülke ve esirgeme kurumu yetkilileri peşlerine düşecektir. Dram ile macera ve komediyi ustalıkla buluşturan Vahşiler Firarda, Yeni Zelanda’da gişe rekorları kırdı.

Uzakdoğu’nun Yenileri: Ülkemizde ciddi bir izleyici kitlesi bulunan Uzak Doğu Sineması da Filmekimi’nde kendisine yer buluyor. Park Chan-Wook’un Cannes’dan çok iyi eleştiriler ile dönen yeni filmi Hizmetçi; Ölümcül Takip ile izlemeye aldığımız Hong-Jin Na’nın yeni filmi Kara Büyü; Karanlık Sırlar, Şeytanı Gördüm gibi yüksek kalite işlerini bildiğimiz Kim Jee-Woon’un Karanlık Görev’i programın öne çıkan filmleri.

HİZMETÇİ / THE HANDMAIDEN / AH-GA-SSI
Yönetmen: Park Chan-Wook
2016 Cannes Vulcain En İyi Sanat Yönetimi
Güney Kore’nin yıldız yönetmeni Park Chan-wook, Hizmetçi’de şehvet, entrika ve cinsel gerilimle örülü göz alıcı bir öykü sunuyor. Cannes Film Festivali’nde yarışan, Chan-wook’un çektiği bu dönem filmi, 1930’larda Japon işgali altındaki Kore’de geçiyor. Sarah Waters’ın Türkçeye Ustaparmak adıyla kazandırılan The Fingersmith adlı romanından uyarlanan film, zengin genç bir Japon kadın, onu kandırıp zenginliğini ele geçirmeye çalışan Koreli bir adam ve adamın tuttuğu Koreli hizmetçi arasındaki entrika etrafında dönüyor. Hizmetçi’nin kusursuz senaryosu, Chan-wook’un yarattığı dünyanın parlak stili ve dahice bir yönetmenlikle, izleyiciyi çok katmanlı bir gerilime davet ederken, olay örgüsü gereği an be an değişen performansların kalitesi de seyirciyi kendine hayran bırakıyor.

KARA BÜYÜ / THE WAILING / GOKSUNG
Yönetmen: Hong-Jin Na
2016 Bucheon Fantastic En İyi Film
Ölümcül Takip ve Ölüm Denizi ile tanıdığımız Hong-jin Na, yeni filmiyle korku türüne göz kırpıyor. Olaylar Kore’de Goksung isimli küçük kasabaya Japonca konuşan, yaşlı bir adamın gelişiyle başlar. Aynı dönemde kasabada kimi insanların saldırganlaşması, hatta cinayet işlemesiyle sonuçlanan vakalar görülür. Polis olayı araştırmaya çalışırken, durumu kasabaya gelen gizemli yabancıyla ilişkilendirenler de olur. Zamanla batıl inançlar ve paranoya, bilimsel araştırma yöntemlerinin önüne geçer. Komiser Jong-gu olayı çözmeye çalışırken, hem kendisini hem de ailesini kara büyü ve şamanların çevrelediği bir kâbusun içinde bulur. Korku sinemasının farklı alt türlerini ustalıkla birleştiren Kara Büyü, temposuyla izleyiciyi avucuna alıyor ve asla bırakmıyor.

KARANLIK GÖREV / THE AGE OF SHADOWS / MILJEONG
Yönetmen: Kim Jee-Woon

Şeytanı Gördüm ve Karanlık Sırlar’ın yönetmeni Kim Jee-woon, uzun zamandır özlemini duyduğumuz sağlamlıktaki bu polisiye filmde 1920’lerin Japon işgali altındaki Kore’sinde geçen bir casusluk öyküsü anlatıyor. Bir zamanlar Kore’nin bağımsızlığı için mücadele veren Lee, artık Japon emniyeti namına çalışmaktadır. Dürüst Kardeşler adlı bağımsızlık örgütünü çökertmesi emrini aldığında, bu örgütün bölgesel lideri Kim’le bir şekilde tanışır. Lee ile Kim dostluklarını ilerlettikçe çalıştıkları kurumlara bağlılıklarını da sorgulayacaklardır. Dünya prömiyerlerini Venedik ve Toronto film festivallerinde yapan Karanlık Görev, gösterime girdiği Güney Kore’de 10 günde 4 milyon izleyiciyle gişe rekoru kırdı ve bu ülkenin Oscar adayı olarak ilan edildi.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.