Afro-Amerikan Sineması: Harlem Rönesansı’ndan Spike Lee’ye (2. Bölüm)

Afro-Amerikan Sineması: Harlem Rönesansı’ndan Spike Lee’ye (2. Bölüm)

Share Button

Spike Lee ile Başlayan Yeni Dönem ve Do the Right Thing

İlk filmini 1986 yılında yapan Spike Lee, Afro-Amerikan sinemasının ihtiyacı olan yüksek prodüksiyon tekniğini filmlerinde uygulayarak hızla geniş kitlelere yayılmayı başardı. Bu popülerleşme Lee’ye takdirle birlikte olumsuz eleştirileri de getirmekteydi. Spike Lee’nin filmleri kitleler tarafından seyredildikçe, Lee daha çok para kazanıyor ve daha büyük bütçeli filmler yapıyordu. Bu bakımdan, endüstriyel üretim standartlarına uyum gösterdiği ve egemen sinemanın anlatı ve görsel geleneklerini uyguladığı yönünde eleştiriler alıyordu (Guerrero, 1991: 2). Hatta Spike Lee’nin bağımsız sinemayı öldürdüğünü söyleyenler dahi vardı (McCluskey, 2006: 10). Yine de Spike Lee siyahların yaşamlarını perdeye taşımaktan vazgeçmiyordu; aslında yaptığı şey, siyahların hikâyelerini egemen tekniklerle anlatmaktı ve işte bu yeni Afro-Amerikan sinemasının diliydi (Francis, 2007: 19).

Filmlerinin teknik yönü ne kadar beyaz sinemasına yakın dursa da, Spike Lee siyahların yaşamına odaklanan ve onların sorunlarını yansıtan filmler yapmaktaydı. Bu filmlerinden belki de en bilineni 1989 yapımı Do the Right Thing (Doğruyu Seç)’dir. Harlem sokaklarındaki yaşamı anlatan film, ırkçılığa karşı mücadelede siyahların önündeki seçenekleri sunar seyirciye. Siyahlar barış, şiddet, sevgi, nefret, iyi, kötü, para, insan gibi seçeneklerin arasından bazılarını seçmek zorundadırlar ve Do the Right Thing’in film metninde doğru seçimin hangisi olduğuna işaret etmektedir Spike Lee.

Film, açılış jeneriğinden başlayarak Afro-Amerikan sinemasının yeni dilini hemen hissettirir seyirciye. Profesyonel sinematografi, mizansen ve kurgu açıkça fark edilirken, siyah halkın özgün müziği olan funk müzik jenerik boyunca fonda kullanılır ve şarkının sözlerinde ırkçılıkla mücadele edilmesi gerektiği dile getirilir. Funk müzik, jenerik haricinde de film boyunca oldukça ön plandadır. Özellikle, elindeki teypten sürekli funk müzik çalan ve gittiği her yere müziğini de yanında götüren Radio Raheem karakteri, siyah kimliğinde müziğin vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu açıkça göstermektedir. Olay örgüsünden bağımsız olarak, yerel radyo programcısının 20’den fazla siyah müzisyenin ismini tek tek saydıktan sonra siyahların hayatlarına kattıkları ışık için bu müzisyenlere teşekkür ettiği sahne de, siyah müziğinin Afro-Amerikan sinemasındaki yerini ve siyah kimliğiyle kopmaz bağını göstermesi açısından oldukça önemlidir.

Do-the-Right-Thing-Gorsel-2

İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nde olduğu gibi, Do the Right Thing’de de dağınık bir dramatik yapı mevcuttur. Sahneler birbirlerini çoğunlukla neden-sonuç ilişkisi içinde takip etmez, sadece kronolojik olarak peş peşe dizilirler. Bu bakımdan keskin bir olaylar zincirinden ziyade, bir Harlem panoramasını seyirciye sunan film, günlük hayatın içinden çeşitli karakterlere yer verir. Bu karakterlerden biri de Smiley’dir. Smiley bütün gün sokaklarda dolaşır ve fotoğraf satar. Perdede ilk kez göründüğünde, Smiley elinde tuttuğu fotoğrafta görünen Malcolm X ve Martin Luther King’i seyircilere tanıtmaktadır. Her ikisi de siyahlar için önemli birer figür olsa da, ırkçılıkla mücadelede Malcolm X ve Martin Luther King farklı yöntemleri savunurlar. Martin Luther King tamamıyla barıştan yanayken, Malcolm X mücadelede şiddete de başvurulabileceğine işaret eder. Böylelikle, bu ayrıma dayanarak siyahların yapmaları gereken ilk tercih seyirciye sunulmuş olur; şiddete karşı barış. Bu noktada Smiley’nin kahramanları tanıtırken yaptığı hareket oldukça anlamlıdır. Smiley, Malcolm X için bir çarpı çizer ve Martin Luther King için ise bir kral tacı yapar; bu sayede film metni doğru tercihin barış olduğunu seyirciye söyler.

Filmin bir diğer karakteri ise Buggin’ Out’tur. Harlem’de bir İtalyan pizzacısı olan ve İtalyan bir baba ile iki oğlunun işlettikleri restorana gelen Buggin’ Out, restoranın sahibi Sal ile girdiği tartışmada Afro-Amerikan kimliğini savunmasıyla filmde öne çıkar. Restoranın bir duvarı tamamen Al PacinoRobert De Niro gibi İtalyan asıllı ABD’lilerin fotoğraflarıyla kaplıdır. Bunu gören Buggin’ Out itiraz eder ve restoranın tüm müşterilerinin siyahlar olduğunu, bu yüzden siyahların da restoranda söz sahibi olduğunu ve beyazların yanına Nelson MandelaMichael JordanMalcolm X gibi siyahların fotoğraflarının da asılması gerektiğini söylediğinde, Sal buna karşı çıkar ve Buggin’ Out’u dükkândan dışarı attırır. Mitchell’in açıkladığı üzere bu sahnenin alt metni oldukça önemlidir. İlk olarak Buggin’ Out, mal sahibiyle birlikte tüketicinin de söz hakkı olduğunu söyleyerek bir kapitalizm eleştirisi getirmektedir. Ardından, siyahların fotoğraflarının duvara asılmasını isterken, beyazların fotoğraflarının kaldırılmasını istemez; siyahların ve beyazların kahramanlarının fotoğraflarını bir arada görmek ister. Buggin’ Out aslında sosyal entegrasyonu ve çok kültürlü toplum yapısını savunmaktadır. Zaten dile getirdiği isimler de -Nelson Mandela’yı, tüm dünyadaki siyahlar için özel bir konumu olması dolayısıyla istisna kabul edebiliriz- Afrikalı değil, ABD’lilerdir. Bu bakımdan, Buggin’ Out siyahlardan bahsederken onların Afrika’yla olan genetik bağlarına değil, ABD’li oluşlarına vurgu yapar ve haliyle, açıkça dile getirmese de Afro-Amerikan kimliğini savunur (1991: 600-602).

Do-the-Right-Thing-Gorsel

Radio Raheem’in Mookie’ye ‘sevgi’ ve ‘nefret’ yazılı muştalarını gösterdiği sahne de, Do the Right Thing’in bir yandan Hollywood’un tekniğini kullanırken kendi özgün dilini oluşturması bakımından, diğer yandan da bir kez daha siyahların yapması gereken seçimlere işaret etmesi bakımından oldukça önemlidir. Radio Raheem iki yumruğunu kavga ettirirken kamera Mookie’nin yerine geçtiğinde, Raheem doğrudan kameraya bakarak konuşur ve ‘sevgi’ muştalı yumruğu maçı kazandığında seyirciye doğrudan hitap ederek doğru seçimin hangisi olduğunu sezdirir. Bu bakımdan, klasik Hollywood’da bir benzerine rastlamanın pek mümkün olmadığı bu sahne, Afro-Amerikan sinemasının Spike Lee ile değişen dilinin tipik örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Sonuç

Afro-Amerikan sinemasının ilk örnekleri, 1960’larda akademisyenler tarafından teorik temellerin ortaya konulmasının ardından ortaya çıkmış olsa da, bu sinemayı anlamak için siyahların ABD’de 20. yüzyıl boyunca yaşadıklarını bütüncül olarak göz önünde bulundurmak şarttır. Yüzyılın başlarında beyaz toplum, siyasi iktidar, kilise ve bilim adamları tarafından maruz bırakıldıkları sistematik ırkçı şiddete karşı, 1. Dünya Savaşı’nın ardından aynı şiddetle yanıt vermeye başlayan siyahların kaderindeki dönüm noktası, ekonomik kriz nedeniyle kuzeye göç etmeleri olmuştur. Bu göç neticesinde, ülkenin dört bir yanından gelen siyahlar New York’un Harlem mahallesinde buluşmuş ve bir siyah metropolü yaratmışlardır. Harlem’e yerleşen siyahların arasında bulunan sanatçılar tarafından başlatılan Harlem Rönesansı ise ilerleyen yıllarda Afro-Amerikan sinemasının dili üzerinde de belirleyici olacaktır.

1960’larda akademisyenler siyahların yaptıkları filmlerle ilgilenmeye başladıktan sonra, siyah sinemacılar arasında yeni bir anlayış doğmuş ve Harlem Rönesansı ile İtalyan Yeni Gerçekçiliği harmanlanarak, siyah müziğinin ve Harlem’in katıksız gerçekliğinin ön plana çıkarıldığı filmler yapılmaya başlanmıştır. Bu filmlerin prodüksiyon tekniği açısından yetersiz olduğu fark edildiğinde ise Afro-Amerikan sinemasını -anlatı yapısı Afro-Amerikan kültürüne sadık kalmak kaydıyla- teknik açıdan Hollywood seviyesine çıkarmak amaçlanmıştır. Bu anlayışla evrilen Afro-Amerikan sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri Spike Lee’dir.

Lee’nin yaptığı filmler geniş kitleler tarafından beğenilmiş ve yönetmen hızla popülerleşerek git gide daha büyük bütçeli işler yapmaya başlamıştır. ABD’li İtalyanlar için Martin Scorsese, ABD’li Yahudiler için Woody Allen ne seviyedeyse, Spike Lee’nin de Afro-Amerikalılar için aynı seviyede olduğu söylenebilir. Bu bakımdan popülaritesi nedeniyle, yaptığı işler bağımsız sinema destekçileri tarafından eleştirilse de, Spike Lee -en azından ilk dönem filmlerinde- Hollywood anlatılarından uzak durmuş, Afro-Amerikan sinemasının özgün dilinden vazgeçmemiş, Harlem’e ve siyahların yaşamlarına odaklanmıştır. Böylelikle Afro-Amerikan sinemasında yeni bir dönem başlatan Spike Lee, kendisinden sonra gelen birçok siyah yönetmeni de etkilemiştir.

Spike Lee’nin 1989 yapımı filmi Do the Right Thing, prodüksiyon tekniği açısından Hollywood seviyesinde olması ve anlatı yapısının özgünlüğüyle dikkat çekicidir. Filmde Harlem sokaklarındaki günlük yaşama odaklanılmış ve olay örgüsünden ziyade Harlem’in gerçekçi bir panoramasını sunabilmek amaçlanmıştır. Bununla birlikte, siyahların ırkçılığa karşı mücadelesi filmin ana konusunu oluştururken, siyah müziği film boyunca ön planda tutulmuştur. Tüm bu özellikleriyle, Afro-Amerikan kimliğini güçlü biçimde savunan Do the Right Thing, Afro-Amerikan sinemasının da klasiği olmayı başarmıştır.

Kaynakça

1) Francis, Terri (2007), “Cinema on the Lower Frequencies: Black Independent Filmmaking”, Black Camera, Vol. 22, No. 1, (Spring/Summer).
2) Guerrero, Ed. (1991), “Black Film: Mo’ Better in the ’90s”, Black Camera, Vol. 6, No. 1, (Spring/Summer).
3) Hyatt, Marshall ve Sanders, Cheryl (1984), “Film as a Medium to Study the Twentieth-Century Afro-American Experience”, The Journal of Negro Education, Vol. 53, No. 2, (Spring).
4) Kırel, Serpil (2010), Kültürel Çalışmalar ve Sinema, İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi.
5) Klotman, Phyllis R. (1978), “About Black Film…”, Black American Literature Forum, Vol. 12, No. 4, (Winter).
6) McCluskey, Audrey (2006), “Troubling the Waters: A Conversation with Manthia Diawara”, Black Camera, Vol. 21, No. 1, (Spring/Summer).
7) Merritt, Bishetta D. (2008), “Charles Burnett: Creator of African American Culture on Film”, Journal of Black Studies, Vol. 39, No. 1, (September).
8) Mitchell, W. J. T. (1991), “Seeing ‘Do the Right Thing’”, Critical Inquiry, Vol. 17, No. 3, (Spring).
9) Stewart, Jacqueline (2009), “The Scholars Who Sat by the Door”, Cinema Journal, Vol. 49, No. 1, (Fall).
10) Taylor, Clyde (1996), “New U.S. Black Cinema”, Movies and Mass Culture, ed. John Belton, New Brunswick, NJ: Rutgers University Press.
11) Wintz, Cary D. (1988), Black Culture and the Harlem Renaissance, Houston, Tex: Rice University Press.

, , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.