İnsanlığa İnancımızı Yok Eden 15 Film

İnsanlığa İnancımızı Yok Eden 15 Film

Share Button

İnsanı aklına gelecek her şeyi yapabilecek bir varlık olarak tahayyül ettiğimiz zaman ortaya çıkan sonucun pek de sağlıklı bir şey olabileceğinden bahsetmemiz mümkün değil. İyilik ve kötülük arasındaki ebedi ve ezeli savaş arasında, birlikte yaşamayı tehdit eden tüm yıkıcı dürtülere sahip bir canlının, sevgi peşinde koşan ve ancak bir saldırı karşısında koruma iç güdüsü ile savunma mekanizmasını kullandığını düşünmek pek naif olur. Bilakis bu tür, yıkıma ve vahşete eğilimi olan yok edici anlayışa daha yakındır. Bu düşünceden yola çıkarak şiddet ve taciz olaylarının ayyuka çıktığı günümüzde insanlığa olan inancımızı yok eden 15 filmi Cineritüel yazarları olarak derledik.

A Clockwork Orange / Otomatik Portakal (1971) – Stanley Kubrick

a_clockwork_orange_cinerituel

Kubrick’in başyapıtı, bir İngiliz gencin hayatı boyunca içinde bulunduğu şiddet sarmalını konu alırken gencin gördüğü ve uyguladığı şiddetin bir aradalığına dikkat çekerek, şiddetin aslında öğrenilen, üretilen ve sonunda yaşam amacı haline gelen bir öge olduğunu vurguluyor. Filmin ana karakteri olan Alex’in uyguladığı ve ona uygulanan şiddeti birlikte görmemiz A Clockwork Orange’ın seyircide derin izler bırakmasını sağlıyor. Özellikle devlet kontrolündeki rehabilitasyonun, yani kişiyi topluma döndürmeyi amaçlayan, masumiyetle maskelenmiş şiddetin kaynağında sadece kişisel değil, aynı zamanda kurumsal dinamiklerin de bulunduğunu ve şiddetin bir hayat pratiği olarak toplum tarafından içselleştirildiğini göz önünde bulundurması, Kubrick’in filmini özel kılan detayların başında geliyor. Şiddeti iktidar aracı olarak kullanan devlet mekanizmasının sağlıklı bir elemanı olarak Alex’in şiddeti hayat pratiğine dönüştürmüş olması, filmin dünyasında öyle normaldir ki Alex şiddetten arındırılıp topluma dahil olmaya hak kazandığında dahi şiddet sona ermeyecek ve polis gücünün keyfî şiddeti toplumun her katmanında iktidarla birleşmeye devam edecektir. (Burç Karabulut)

Benny’s Video / Benny’nin Videosu (1992) – Michael Haneke

bennys-video_cinerituel

Bir Michael Haneke klasiği olan duygusal buzlaşma serisinin ikinci filmi Benny’s Video. Bu filmde Chaplin‘in The Great Dictator filminde bahsettiği makine kafalar ve makine kalpler belki de en etkili haliyle anlatılmış. Çocuk katildir ve ailesi buna göz yumacak kadar umursamazdır. Bir film daha ne kadar korkunç ve iç boğucu olabilir ki? (Seda Saygılı)

Closet Land (1991) – Radha Bharadwaj

Closet_Land_Cinerituel

Radha Bharadwaj’ın ilk uzun metrajı, bir polis ile çocuk kitabı yazarı olan bir kadın arasında geçen şiddet dolu ilişkiyi anlatıyor. Filmde Adam’ın şiddetle ilişkisi devletin otoriter, ideolojik ve faşist gücünü doğrudan temsil eder. Kadın ise şiddet görmesinin yanı sıra bir yazar olarak tahammülsüzlükle karşı karşıya kalmış olması bakımından çaresizlik içindedir. Adam tarafından cinsel işkenceye maruz bırakılan kadın, otoriter iktidar tarafından da aşağılanır ve işkence görür. Sürekli artan işkenceye rağmen kadın, bu iktidar gücüyle yüzleşmek yerine kendi kitaplarının konusu olan fanteziye döner. Oralarda saklanmayı tercih eder. Adamın faşist baskısı artmaya devam ederken, filmde iktidarın mağduriyeti bile bir işkence aracı olarak kullandığı görülür. Closet Land, devletin otoriterizmle yoğurduğu cinsel işkence ve psikolojik şiddet özelinde faşizmin hayatın her alanını şiddetle nasıl doldurduğunu ve bu şiddetin gerekliliğini vurgulayarak etkili bir anlatımla şiddetin iki yönüne de odaklanmaktadır. (Burç Karabulut)

Dogville (2003) – Lars von Trier

Dogville_Cinerituel

Lars von Trier‘in bizi dünyanın sonuna götürmesine, sapkın sularda sürüklemesine alışkınız. Dogville‘de de toplumsal ahlak ve ideoloji üzerine eleştirel yaklaşımları ve toplum içerisinde kadını konumlandırışı bizi uzunca bir süre üzerimizden silkemeyeceğimiz umutsuzluk hissiyle dolduruyor. (Besna Ağın)

Duvar (1983) – Yılmaz Güney

Duvar_Cinerituel

Yılmaz Güney’in kamerası Türkiye’nin politik gerçeklerine belki de en keskin bakışı sunar. Duvar filmi de kamerasını 1970’lere, Ankara Kapalı Cezaevi’ne çevirir. Dışarıdaki çocukların bile birçok ihlâl ile karşılaştığı Türkiye’de, içerisi bir cehennem gibidir. İzlerken insanın içini ürperten, insanlığa olan inancını alt üst eden bu film sadece kendi dönemini değil, günümüzün kimi Türkiye cezaevlerinde de devam eden çocuklara yönelik işkence, taciz ve her türlü kötü muameleyi gözler önüne serer. Amaçları sadece daha iyi bir cezaevine gitmek olan bu çocukları izlerken biz yetişkinlerin payına da kocaman bir utanç düşer. (Berna Değirmen)

Eden Lake / Kan Gölü (2008) – James Watkins

eden-lake-cinerituel

Son derece yaygın bir korku temasından hareket eden Eden Lake, İngiltere’nin kırsalında bir göl kenarına kaçamak yapmak için giden bir çift ile kırsalda yaşayıp çete gibi gezinen serserilerin arasında geçen ve sonunda kan gölüne dönen çatışmaları abartıya kaçmadan, klişeleşmiş korku filmi stratejilerini kullanmadan, son derece gerçekçi ve doğal bir şekilde resmetmeyi beceriyor. Zalimliğin ve yozlaşmışlığın hakiki bir portresini çizen film, insanlığa olan inanç kaybını mutlak hale getiriyor. (Engin Onuk)

Falling Down / Sonun Başlangıcı (1993) – Joel Schumacher

Falling_Down_Cinerituel

Günlük şiddetin bireyde nasıl travmatik etkiler yarattığı üzerine bir film Falling Down. Polis tarafından D-Fens olarak adlandırılan başkarakterimiz, hayattaki küçük sıkıntılarının üst üste binmesi sonucu bir çeşit delilikle insanların arasına karışır ve şiddet sarmalına girer, ama bu şiddet keyfî bir şiddet değildir. İş çıkış saatinde arabasında kalıp hiçbir yere gidemeyen bir adamın veya 1 kuruş istediği adamdan yüz bulamayan birinin karşılaştığı türde bir şiddettir söz konusu olan. Hayatta bugüne kadar istediklerini elde edememiş bir adamın hayata karşı haykırışıdır aslında bu. Günlük hayatın bir parçası olarak şiddeti ele alan film aynı zamanda kahramanlık ve suçlu olma kavramlarını da sorgular: Eline sopa alan bir insan kahraman mıdır, yoksa suçlu mudur? Şiddet adaleti getirir mi, yoksa şiddet aslında her şeyin çözümü müdür? (Burç Karabulut)

Festen / The Celebration / Şölen (1998) – Thomas Vinterberg

festen_cinerituel

Dogma 95 yönetmenlerinden Thomas Vinterberg’in filminde, babalarının doğum gününde düzenlenen şölen için bir araya gelen aile üyelerinin yıllardır bastırdıkları korkunç hikâyelerinin su yüzüne çıktığı bir kâbus ortamı sunulur. Bir baba tacizi hikâyesinin anlatıldığı Festen, aslında aile kurumunun burjuva ahlakı tarafından yüceltilişine dair kötücül bir itirazdır. Beyaz ve zengin ailenin doğum günü partisinde evin kızının siyah sevgilisinin de bütün bu şölenin içinde huzursuzluğun bir parçası olduğu film, gündelik faşizmi çarpıcı bir şekilde ele almaktadır. Vinterberg seyirciyi kamerasının peşinde sürükleyerek o çok güvendiğimiz insan olma hallerine bir not düşer. Dekadan bir dünyanın şölenine hoş geldiniz. (Berna Değirmen)

Idi I Smotri / Come and See / Gel ve Gör (1985) – Elem Klimov

Idi_i_Smotri_Cinerituel

Genel kapsamda faşizm eleştirisi, dar kapsamda ise Hitler’e karşı haklı öfkeyi çıkış noktası olarak alsa da savaşın ne kadar büyük bir yıkım ve trajedi olduğunun altını çizen ve gözlemleten, savaşa karşı olma arzusunu insanın iliklerine kadar aşılayan bir filmdir Idi I Smotri. Savaş konusunda samimiyeti ve insaniyeti en yüksek olan, en hilesiz savaş içerikli filmlerden biridir. Film, izleyici için bir daha unutulmayacak çok özel bir deneyim sunar. Gözlerimizi açarak bakmamızı sağlayan, ekrandan gözümüzü ayıramamamızı amaçlayan bir tarz değildir Elem Klimov’unki; bilakis gözlerini kaçırası gelir insanın. Gözlerimizi kaçırmak isteriz çünkü 15-16 yaşlarında bir çocuk olan Florya’nın savaş sırasında yaşadıkları son derece gerçekçi, abartısız ve eksiksizdir; yaşanılanların sorumlusu Hitler olsa bile suçluluk hissi bizi de kaplar. Yetişkinler ve ebeveynler olarak çocukların geleceği ve karakterleri üzerinde belirleyici olduğumuzun bilincine varmak için sorumluluk duymamız ve Florya üzerinden kendimizi suçlu hissetmemiz Idi I Smotri’de kaçınılmazdır. Çocuk masumiyetinin, acıyla bütünleşmiş görsellerin zihinde birikimi ve kötü anıların silinemezliği ile kaybedilişi Klimov’un filminde öyle ustaca işlenmiştir ki filmin etkisinden çıkmak kolay değildir. (Erol Demiray)

Kynodontas / Dogtooth / Köpek Dişi (2009) – Yorgos Lanthimos

Kynodontas_cinerituel

Bir aile düşünün… Bir aile düşündünüz. Şimdi, bir aile düşünmeyin. Çünkü Kynodontas, kafanızda oluşabilecek herhangi bir aile imajının ucundan kıyısından geçmiyor. Aile kavramı üzerinden aile olamama halini anlatan ve bu kurumun yapısını oldukça rahatsız edici bir biçimde sorgulatan film, izleyiciyi inanç kaybı ve güven eksikliğine terk ediyor. (Besna Ağın)

Lakposhthâ Ham Parvaz Mikonand / Turtles Can Fly / Kaplumbağalar da Uçar (2004) – Bahman Ghobadi

Turtles_Can Fly_Cinerituel

Savaş kadar insanlıktan ümidi kesmemize sebep olan başka bir şey var mıdır?  Bu sorunun cevabına bakmak için çok uzağa gitmek gerekmiyor. Savaş yanı başımızda ve insanlığa olan inancımız gün be gün solmakta. İktidar hırsı uğruna en çok ölen ve yaralananlar da en kırılgan olanlarımız. Yani çocuklar…  Saddam sonrası bir mülteci kampı… Yoksulluk ve bombaların altında birbirlerine ve hayata tutunmaya çalışan çocuklar…  Mayınlı araziler… Satmak için toplamak zorunda kaldıkları mayınlara basarken yitirilen uzuvlar… Bahman Ghobadi tüm çıplaklığıyla savaşı, savaşın içinde görülmeyenin hikâyesini anlatıyor bize; Agrin’in, Hengov’un, Şirkooh’un, Uydu’nun ve büyüklerin savaşında kalpleri aşkla, dostlukla, mizahla çarpan bütün çocukların hikayesini. (Berna Değirmen)

Martyrs / İşkence Odası (2008) – Pascal Laugier

Martyrs_cinerituel

Yeni Fransız Aşırılığı ekolüne mensup bu film, insanlığın her şeyi bilme ve her şeye hükmetme güdülerinin varabileceği en üst seviyeyi, bütün ahlaki kaygıları bir kenara bırakarak en uç şekliyle bize aktarıyor. Kendini evrendeki her şeyi bilip öngörmekle görevlendirmiş insanlığın ölümden sonra ne olduğunu bilimin ya da dinin kafa yorduğu şekliyle değil, deney yoluyla öğrenmek için yapabilecekleri, seyirciye insanlığın aslında baştan aşağı ahlak kavramına yabancı olduğunu düşündürüyor. (Engin Onuk)

The Act of Killing / Öldürme Eylemi (2012) – Joshua Oppenheimer

The_Act_of_Killing_Cinerituel

Soykırım tecrübesine sahip uluslarda alışıldık tablo şöyledir: Failler yaptıkları şeyleri inkâr eder, toplum yaşananların ardından yas tutup adalet ister. The Act of Killing ise bambaşka bir tablo sunuyor seyirciye. 1965 yılında Endonezya’da yaşanan soykırımın ardından bugüne gelindiğinde failler ülkenin en saygı gören bireyleri olmuşlardır ve toplum tüm yaşananlarla oldukça barışıktır. İdeolojiden bağımsız olarak sadece geçmişlerinde organize suça bulaşmış olmaları önkoşulunu sağlayan kişilerin devlet tarafından paramiliter örgütlerde görevlendirilerek sonsuz güce ulaştıkları ülkenin bu delilik hali, bir ulusun şiddete ne denli teslim olabildiğini tüm gerçekliğiyle göstermesi açısından insanlığa inancımızı yerle bir ediyor. Yas tutmak yerine üvey babasını öldüren katillere övgüler sunacak kadar şiddeti kabullenmiş bireyler, geleceğe dair umutlarımızı soykırımın faillerinden çok daha fazla kırıyor. (Fırat Çakkalkurt)

The Stoning of Soraya M. / Soraya’yı Taşlamak (2008) – Cyrus Nowrasteh

The_Stoning_of_Soraya_M_Cinerituel

Recm: Zina fiilini işleyen evli erkek veya kadınlara uygulanan şeriat cezası. Ve Soraya. Recm ve Soraya. Taşlar ve Soraya? Taşların ve bir kadının vahşet bağlamında buluştuğu bu film, insanlığa olan inancımızı kaybettiğimiz anları keskinleştiriyor. (Besna Ağın)

We Need to Talk About Kevin / Kevin Hakkında Konuşmalıyız (2011) – Lynne Ramsay

We_Need_to_Talk_About_Kevin_Cinerituel

Filmin adı We Need to Talk About Kevin ama herhalde bu konuyu konuşamadıklarından olsa gerek, böyle bir trajedi izliyoruz. Aile olgusuyla beraber konuşulmayan, söylenmeyen, ima edilmeyen şeylerin nasıl psikopat, sosyopat bireyler oluşturabileceğini gösteren bir film bu. Aile-çocuk ilişkisini alabildiğine sorgulayan We Need to Talk About Kevin psikolojik gerilim türünün başarılı örneklerinden biri. (Seda Saygılı)

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.