Embrace of the Serpent Seyrettiğim Hiçbir Filme Benzemiyor*

Embrace of the Serpent Seyrettiğim Hiçbir Filme Benzemiyor*

Share Button

*Todd VanDerWerff tarafından yazılan bu yazı ilk olarak Vox’ta yayınlanmış olup

Türkçeye Fırat Çakkalkurt tarafından çevrilmiştir.

Embrace of the Serpent’e benzer bir filmi daha önce görmemiştim. Kolombiya’nın yabancı dilde en iyi film dalında Oscar adayı olan film, öncelikle maceraperest bir keşif hikâyesi, sömürgeciliğin açtığı yaralar üzerine bir inceleme ve hipnotik bir sinema rüyası. Ciro Guerra’nın yönettiği film, mistik güçlere sahip olduğu düşünülen ve uzun zamandır kayıp olan bir çiçeğin peşindeki kâşifler hakkında iki konvansiyonel hikâye anlatıyor seyirciye ve bunu yaparken hikâyeleri farklı dönemlere yerleştirerek aralarında devamlı olarak geçişler yapıyor.

Ah! Filmin tamamının Amazon Ormanları’nda çekildiğini ve filmde rol alan insanların çok çeşitli dilleri konuştuğunu da söylemiş miydim?

Tam anlamıyla bağımlılık yapıcı, insanı olduğu yere çivileyici, harika bir film bu ve yakınlarınızda bir yerde gösteriliyorsa vakit kaybetmeden mutlaka seyredin.

Filmin Ana Karakteri Bir Amazon Kabilesinin Son Temsilcisi

Embrace of the Serpent’in merkezinde yok edilen bir Amazon kabilesinin son temsilcisi olan Karamakate yer alıyor. Hem genç hem de yaşlı bir adam olarak Karamakate, daha önce bahsettiğim çiçeği bulmayı umduğu ormanın kalbine doğru ilerlemek isteyen bir beyaz kâşife katılır ve hikâye başlar. Bu bakımdan, filmde Karamakate’yi iki farklı aktör canlandırıyor (genç Karamakate’yi Nilbio Torres, yaşlı Karamakate’yi ise Antonio Bolivar) ve her iki aktörün de karakterin yaşadığı izolasyonu yansıtma becerisi öyle büyüleyici ki Karamakate’nin mahvedici yalnızlığını bütünüyle hissedebiliyorsunuz. Filmin her iki yarısında da Karamakate akıntıya kapılmış biçimde durmadan sürükleniyor ve her ihtiyaç duyulduğunda yetişen bir ‘ormanın ruhu’ gibi resmediliyor. Maalesef bu, fazlaca mistik bir karakterin ortaya çıkmasına neden olmuş; hatta onun için beyaz adamın iç huzur ve farkındalığını bulmasına yardımcı olmaktan başka bir işlevi olmayan bir çeşit ‘büyülü Amazon insanı’ bile denilebilir. Bu noktada Embrace of the Serpent’in olağanüstü yanı, bu bilindik hikâyenin beyaz adamın neredeyse her an arka planda kaldığı bir versiyonunu anlatıyor olmasında gizli. Filmde Karamakate’nin karşılaştığı iki kâşifin farklı görünüşe sahip ama aynı kişiler olduğu da zaman zaman ima ediliyor. Öyle ki Ciro Guerra ikinci adamı ormanın derinliklerine gönderdiğinde Karamakate’de değişen tek şey sadece yaşlanmış olması gibi görünüyor.

Sonuç olarak Embrace of the Serpent, karakterlerinin devamlı olarak somut bir hedefin peşinde olmaları dolayısıyla amaca yönelik; hayali mantığın gerçek mantığın önünde olduğu bir dünyada geçiyor olması dolayısıyla ise biraz dengesiz bir film görünümünde. Bu bakımdan, teknik açıdan karşımızdakinin birbiriyle benzeşmeyen yol arkadaşlarının sıra dışı yolculuğuna odaklanan bir macera filmi olmasına ilaveten, çok büyük bir felaketin ardından hayatta kalan tek insan olmakla ilgili bir post-apokaliptik hikâye olduğunu da söyleyebiliriz. 

Bu Film Her Şeyi Kaybetmenin Ne Demek Olduğunu Anlatıyor

Embrace of the Serpent, şimdiye kadar tanımış olduğu veya önem verdiği neredeyse herkesin ölümü üzerine Karamakate’nin yaşadığı büyük kayıp ve yoğun duygulara ilişkin bir hikâyeyi yavaşça ve kararlı bir biçimde anlatıyor. Bu, öğrenecek bir kabile üyesi kalmamış olmasına rağmen Karamakate’nin kabilesinin geleneklerini korumaya çalışması üzerine incelikli bir hikâyedir. Öyle ki, filmde Karamakate bu gelenekleri birlikte yolculuk yaptığı yabancılara öğretmek zorunda kalır ve bu adamlar da Karamakate tarih sahnesinden silindiğinde bile gelecek kuşakların öğrenebilmesi için aldıkları dersleri yazıya geçirerek kaydederler.

Söylemek gerekir ki, Embrace of the Serpent senaryonun hem karakterler hem de seyirciler için duygusal açıdan aşırı bunaltıcı olmasına asla izin vermiyor. Karamakate ve yol arkadaşlarının kauçuk ağaçlarını koruyan adamla karşılaşmaları veya ormanın derinliklerinde gizli bir manastıra yaptıkları iki farklı ama eşit derecede rahatsız edici ziyaret gibi sıra dışı birçok karşılaşma seyircinin ilgisinin film boyunca hep yukarıda kalmasını başarıyla sağlıyor. Guerra, filmin akışına adeta bir Amazon Nehri havası da katmış; kıvrılıp duran ve aynı yoldan tekrar tekrar geçen bir anlatısı mevcut Embrace of the Serpent’ın.

Yabancı dilde Oscar adayı olan film siyah-beyaz çekilmiş ve ormanın göz kamaştıran görüntüleriyle donatılmış. Filmin yüksek enerjisi ise hızlı kesme ve benzeri tekniklerden değil; sadece kadraja dahil olan iki aktörün oyunculuklarından doğuyor. Bununla birlikte, David Gallego’nun sinematografisi ormanı hem olabildiğince yabancı hem de film ilerledikçe daha fazla ev gibi hissettiriyor seyirciye; böylece, Karamakate ile özdeşlik kurmamızı da kolaylaştırmış oluyor.

Bu yazıda Embrace of the Serpent’ı seyrederken hissettiğimden daha üstün bir film olarak anlatıyorum. Çünkü film boyunca perdede sürekli olarak garip, komik veya ilginç şeyler seyrettim, fakat filmin sonlarına yaklaşıldıkça tüm hadiseler birleşerek daha büyük bir anlam üretmeye başladılar ve film bittiğinde artık bu olan bitenin içinde gerçek ve bilge bir şeyler keşfetmiştim. Guerra’nın filmi her şeyin yok olduğunu söylüyordu seyirciye; hatta tüm gelenekleriyle bir kabilenin bile.

Bu hayatta insandan insana akan bir şey var; o durmaksızın gürüldeyen nehir gibi sonsuz bir şey bu. Yaşıyoruz ve ölüyoruz, ama yine de kendimizden bir şeyleri başkalarına geçirebiliyoruz. İşte bu sayede yeniden yaşıyoruz; hem birer hatıra olarak hem de çamurlu sudaki birer bulanık yansıma olarak.

Özgün link için: http://www.vox.com/2016/2/20/11077454/embrace-of-the-serpent-review

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.