Youth (2015): Bir Reddedişin Öyküsü

Youth (2015): Bir Reddedişin Öyküsü

Share Button

Konuk Yazar: Onur İŞÇİ

Ölüm her zaman yanımızdadır, ancak insan onu görmezden gelir. Heidegger başyapıtı olan Varlık ve Zaman’da ölüm ile ilgili böyle konuşuyor. Ölüm korkusu insanı onu görmezden gelmeye ve yaşlandığını kabul etmemeye götürür. Bir zamanlar evlerini mezarlıkların köşelerine yapan insanlar, bugünlerde sanki o mezarlıklar yokmuşçasına kaçarlar. La grande bellezza ile yabancı dilde en iyi film dalında Oscar sahibi olan Paolo Sorrentino imzalı Youth (Gençlik) tam da bu kaçışın, görmezden gelmenin, gençliğe tutunmanın, gençliğe duyulan özlemin ve geleceği görmezden gelmenin öyküsü.

İnsan yaşamı 13. y.y.’da Aquinaslı Thomas’ın zamanı tanımlamasından beri geçmiş-şimdi-gelecek çizgisinde ilerliyor ya da böyle kabul ediliyor. Gençliğimizi elinde bulunduran geçmiş, şu anki var oluşumuz olan şimdi ve kendisine doğru ilerledikçe görmezden gelmeye çalıştığımız, yaşlılığımızı barındıran gelecek. Fred Ballinger (Michael Kaine) ve Mick Boyle’un (Harvey Keitel) hikâyesi tam da bu üçlemenin ortasında bir reddedişle karşımıza çıkıyor. Fred ve Mick yaşamları boyunca çok başarılı sanatsal işlere imza atmış iki eski dost. Fred dünyaca ünlü bir beste olan ‘simple song’u bestelemiş ancak artık müzikten elini ayağını çekmiş durumda. Mick ise son eseri olacak olan bir başyapıt ortaya çıkarmak için genç bir ekip ile çalışan ünlü bir sinemacı olarak karşımıza çıkıyor. Şunu bilmeliyiz ki burada reddedilen geçmiş veya kabul edilemeyen gelecek bir bedensel reddediş değildir. Filmin henüz başlarında Fred’in Jimmy ile yaptığı bir konuşmanın kapanış cümlesi bize bunu açıkça gösteriyor (Fred’in it is late for me cümlesine karşılık genç oyuncu Jimmy’nin not for me karşılığını vermesi ve hemen ardından Mick’in Fred’e yönelik it is late for us cümlesi). Dolayısıyla anlamamız gereken şey meselenin anılar ve hatta ruh üzerinden yürüdüğüdür. Karakterler yaşlandıklarının elbette farkındadırlar ve bunun acısını çekmektedirler. Bu iki ana karakter Alplerde bir otelde tatil yapan iki eski dostun ötesinde, geçmişten kopamayan ve geleceği reddeden bir şimdi olarak var oluyorlar. Film bir reddediş öyküsü olarak başlasa da bir kabulleniş öyküsüne dönüşüyor. Elbette bu dönüşümün iki eski dost olan Fred ve Mick üzerinden yürümesi imkânsız. Bu sebeple iki ana karakterin etrafına serpiştirilen ve hatta önemsiz gibi görünen küçük ama ince karakterler reddedişin bir kabullenişe dönüşmesini sağlayacak olan simgeler oluyorlar.

Youth, Fred Ballinger’in İngiltere Kraliçesinin kendisi için özel bir etkinlikte şeflik yapması teklifini reddedişi ile başlıyor. Bu açılış filmin tamamı için çok önemli bir nokta; çünkü bu noktada reddedilen şey sadece bir davet değil bir gelecek. İlk anda bu karakterin müzikten kopuş veya daha sonraları Jimmy Tree (Paul Dano) karakterinin söylediği gibi tek bir şarkı ile ünlü olmanın verdiği üzüntü gibi görünse de bu aslında bir değişim sürecinin başlangıç noktası olarak okunmalıdır. Bir gençlik-yaşlılık çatışmasının ötesinde bir karşıtlık taşıyan filmin ana karakterlerinin dışında yan karakterleri değişim sürecinde önemli rol oynuyorlar. Fred’in kızı Lena (Rachel Weisz), aynı dönemde otelde bulunan ünlü bir sinema oyuncusu Jimmy Tree ve film boyunca bir kaç dakika görebildiğimiz Brenda Morel (Jane Fonda).

Filmdeki iki yan karakter; Lena ve Brenda Morel ise kendi karakterlerinin ötesinde Fred ve Mick’in vicdanları olarak okunabilirler. Lena birçok sahnede aslında Fred’in de bildiği birçok şeyi onun yüzüne vurarak bu reddedişin yavaş yavaş bir kabullenişe dönmesine ön ayak olmaktadır. Brenda Morel ise sadece bir kaç dakikalığına filmin içerisinde yer almasına rağmen Mick karakterinin gerçeği kabullenmesi açısından önemli bir yer tutuyor.  Film tıpkı geçmiş-şimdi-gelecek gibi üç perde üzerinde ilerliyor. Başlangıç itibariyle iki ana karakterin geçmişte yaptıkları işlere olan bağlılıkları ve gerçeği reddedişleri bir süre sonra -yan karakterlerin de eklenmesiyle- bir farkındalık durumuna doğru ilerliyor ki bu da her şeyin farkında olunduğu tek durum olan şimdiye denk düşebilir. Filmin son bölümü ise farkındalığın kazanıldığı ve artık gerçeklerin kabullenildiği bir bölüm.

Film akıcılık olarak biraz sorunlu olsa da -bazı anlarda bitmeyecek gibi geliyor- üzerinde taşıdığı felsefe ve simgesel anlatımı ile ön plana çıkıyor. İnsanın gençliği, yaşlılığı, geçmişi ve geleceği, aynı insanın gerçek yurdu olan doğanın içerisindeki bir otelde bir araya geliyor.

, , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.