The Panic in Needle Park (1971): Requiem for a Dream’i Seven, Bunu da Sevdi

The Panic in Needle Park (1971): Requiem for a Dream’i Seven, Bunu da Sevdi

Share Button

Modern sinemanın klasik temaları arasında en popülerlerden biri bağımlılık ve bağımlılık temelinde odaklanılan uyuşturucu bağımlılığı. Zaman zaman Türkiye Sineması’nda da örneklerine rastlayabiliyoruz; ama uyuşturucu temasının en başarılı uygulamaları ABD ve Avrupa sinemasına ait. Bir kalemde akla gelenler ise Danny Boyle’un Trainspotting‘i (1996), Gus Van Sant’ın Drugstore Cowboy‘u (1989) ve tabii ki Darren Aronofsky’nin Requiem for a Dream‘i (2000). Jerry Schatzberg‘in yönettiği 1971 yapımı The Panic in Needle Park ise uyuşturucu temalı filmler için bir öncü olmasının yanı sıra, konuyu işleyişindeki farklılığıyla da dikkat çekici bir film.

Film ilk bakışta kadrosunda Al Pacino‘nun varlığıyla izleyicinin ilgisini çekse de, filmin asıl lokomotif oyuncusu Helen rolüyle Cannes’da en iyi kadın oyuncu ödülü alan Kitty Winn. Filmin genel olarak hikâyesi, uyuşturucu bağımlısı gençlerin hayatlarının git gide kötüleşmesi ve bağımlıların bu durumu asla tersine çevirememeleri üzerine kurulu. Helen iyi aile kızıdır ama Bobby’nin çekiciliğine dayanamaz ve uyuşturucu satıcısına âşık olur. Zamanla kendisi de uyuşturucuya alışır ve hem bireysel olarak hem de çift olarak Bobby ve Helen durmaksızın düşmeye başlarlar. Daha doğrusu, düşmekte olan Bobby, yanına Helen’ı da çekmeye başlar. Sağlıkları kötüleşir, hayat standartları düşer, aşkları yaralanır. Helen’ın uyuşturucu karşılığında başka adamlarla yatması düşüşün en sert görüldüğü anlardan biridir. Kısacası, filmin senaryosu ekstra bir nitelik barındırmayacak kadar basit. Fakat film ile ilgili takdir edilmesi gereken nokta senaryo değil, Jerry Schatzberg’in üslubu. Filmin konuyu işleme şekli ve uyuşturucu temasına yaklaşımı, aynı temaya sahip yeni dönem filmlerden oldukça farklı. Bu farklılıkları daha net görmek için The Panic in Needle Park ve uyuşturucu temalı modern bir klasiği birlikte değerlendirmek yerinde olacaktır. Misal; Requiem for a Dream.

Requiem for a Dream üslup olarak oldukça provokatör. Yasal ve yasa dışı uyuşturucuların toplumsal etkisini birkaç karakter üzerinden anlatan filmin başarısı da bu provokatör üslubunda gizli. The Panic in Needle Park gibi, Requiem for a Dream de oldukça basit bir konuya sahip ve ana fikri net olarak seyirciye sunuyor; ancak Jerry Schatzberg’den farklı olarak Darren Aronofsky, özellikle filminin kurgusu ile seyirciyi oldukça sarsıyor. Takip edilemeyecek kadar hızlı sahne dizimi bir yandan seyircinin ilgisini hep en yukarıda tutarken, bir yandan da filmdeki gerilimi arttırarak seyircinin sinirlerini zorluyor. Hatta Michael Haneke’nin Funny Games‘inden (1997) sonra seyirciyi en çok rahatsız eden, izlerken insanın içini en çok sancıtan filmin Requiem for a Dream olduğu söylenebilir. Film bittiğinde seyircinin sağlam bir tokat yemiş gibi hissetmemesi oldukça zordur. Filmin seyirciyi böylesine zorlamasındaki en önemli etken ise –belki ucuz bir yöntem olarak da değerlendirilebilir– iltihaplı damarlar, halüsinasyonlar ve seks öğelerinin insanın gözüne sokarcasına kullanılmış olması. Yine de ben bunları ucuz numaralar olarak değerlendirmiyorum; çünkü bu sahneler seyircinin filme olan yüzeysel ilgisini arttırmaktan çok, filmin her şeyi doğrudan göstermeye yönelik üslubunu güçlendirdikleri için gerekliler.

The Panic in Needle Park ise alışılmış Hollywood yaklaşımından çok uzak. Öncüsü olduğu uyuşturucu temalı modern klasiklere göre çok daha sakin bir üsluba sahip. Provokasyondan çok gerçekçiliği ön plana çıkaran, uyuşturucu bağımlılarının hayatlarını izleyiciye belgesel gibi sunan bir film. Bu gerçekçi yaklaşımı sağlamak için hayatın doğallığını bozmasın diye filmde müzik bile kullanılmamış. Çekim tekniğinde önemli yer tutan asimetrik görüntü kompozisyonları, gözetlemeci bir hisle birlikte bu belgeselimsi havayı daha da güçlendiriyor. Filmin Requiem for a Dream ve akranlarından tek farkı üslubundaki sakin gerçekçilik değil; kimilerince ucuz numara olarak değerlendirilebilecek sahnelere de The Panic in Needle Park’ta rastlamak mümkün değil. Bu sebeple Requiem for Dream’in yüzeysel ilgisini çektiği seyirciler, aradıkları şırınga, eroin krizi, kan gibi şeyleri bu filmde bulamayacaklar.

Türkçe’ye Esrar Bitti adıyla çevrilen film, uyuşturucu bağımlılığını klişelerden uzak bir anlatımla izlemek isteyen sinemaseverlere memnun kalacakları bir seyir vaat ediyor. Yeni dönem sinemacılara vizyon kazandırarak, uyuşturucunun ana akım sinemada yer bulmasını sağlamanın ötesinde, çekim tekniği ve dert edindiği konuyu seyirciye anlatma yolu ile de Jerry Schatzberg’in oldukça etkileyici bir iş çıkardığı su götürmez. Ayrıca eklemek gerekir ki, Al Pacino’nun Michael Corleone rolünü kapmasında bu filmdeki oyunculuğunun etkisi çok büyük.

Sosyoloji bölümü mezunu. Birkaç sinema filminin prodüksiyon aşamasında yer aldıktan sonra 2013 yılında Sinema Kafası’nı kurdu. Yazılarına Cineritüel’de devam etmekte, sinema doktorası yapmakta ve çevirmen olarak çalışmaktadır.

, , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir