Irrational Man (2015): Yeni Bir Şeyler Söylemeyin!

Irrational Man (2015): Yeni Bir Şeyler Söylemeyin!

Yazar Puanı1
  • Woody Allen’ın son filmi Irrational Man / Mantıksız Adam, kendi yarattığı kavramsal karmaşalar içinde boğulurken ne anlattığının izini süremeyen, oyunculuklardan, müziklerine kadar bir filmi sinema yapan her türlü ögenin olabilecek en kötü şekilde işlenmiş hali. Bu tür filmlere alışık olmadığımızı söylemek -ne acıdır ki- gülünç olur; fakat ısrarla ve ısrarla yeni bir şey söylermiş gibi, bir bakış açısına sahipmiş gibi görünen yönetmenlerin “üretme süreci sancılarından” doğan “ürün”lerine maruz kalmak, bu filmleri tekrar tekrar eleştirmeyi zaruri kılıyor.
Share Button

Konuk Yazar: Besna Ağın

Belki de biz farkında olmadan 7. sanatın dünyasında gizli bir anlaşma yapıldı; anlaşmanın adı da: “Yeni Bir Şeyler Söylemeyin”. Fakat bu yeni şeyleri öyle gizlice ve stratejik şekillerde söylemeyin ki, adeta yepyeni ve şaşırtıcı şeyler söylüyor gibi gözükün.

Woody Allen’ın son filmi Irrational Man / Mantıksız Adam, kendi yarattığı kavramsal karmaşalar içinde boğulurken ne anlattığının izini süremeyen, oyunculuklardan, müziklerine kadar bir filmi sinema yapan her türlü ögenin olabilecek en kötü şekilde işlenmiş hali. Bu tür filmlere alışık olmadığımızı söylemek -ne acıdır ki- gülünç olur; fakat ısrarla ve ısrarla yeni bir şey söylermiş gibi, bir bakış açısına sahipmiş gibi görünen yönetmenlerin “üretme süreci sancılarından” doğan “ürün”lerine maruz kalmak, bu filmleri tekrar tekrar eleştirmeyi zaruri kılıyor.

Mantığın, ahlakın, felsefenin, aşkın, hayatın, ölümün, adaletin  ne olduğunu sorgulayan -evet evet, hepsini aynı yüzeysellikle sorgulamaya çalışıyor-, izleyicinin kafasını karıştırabildiğine inanan, neoliberal düzene zımni ama doğrudan hizmet eden bu ideolojik film, bir felsefe öğretmeninin, hayatın anlamını bulamaması ve yaşayacak bir sebep görmemesi üzerine kurulu klişelerden oluşuyor. Keşke filmin en büyük sorunu salt klişelerden oluşması, kötü oyunculuklar ve vasatın çok altında bir senaryoya sahip oluşu olsaydı. Fakat felsefe profesörümüz Abe Lucas’ın dediği gibi, dilemekle hiçbir şey olmaz; eyleme geçmek gerekir. Keşkeyi bir kenara bırakıp, filmin nasıl bu kadar yüzeysel ve zerre kadar derinlikli bir anlatı taşımadığını irdelemek, bu filme yapılabilecek en büyük iyilik olacaktır.

Ahlak nedir? Bu sorunun cevabını veya cevaplarını kendi argümanlarımı sunmak yerine, Woody Allen’dan ahlakın ne olduğunu net bir şekilde öğrenebileceğimizi düşünüyorum. Ahlak kesinlikle kötü filmler çekip, insanları kandırmaya çalışmak değildir. Ahlak, neredeyse yarım yüz yıldır aynı konuları ısıtıp ısıtıp, allayıp pullayarak seyirciye bambaşka bir şey anlatıyormuş gibi sunmak değildir. Ve ahlak kesinlikle neoliberalizmin önümüze serdiği “sınırsız alternatifler dünyası”nda istediğimiz tanımı yapıştırabileceğimiz bir kavram değildir. Ahlak vardır; ahlak gerçektir. Ahlak, vicdanla ilişkilidir.

Bir insanın ahlak ve vicdan yoksunu olması ne ile ilişkilendirilebilinir? Filmin esas adamı Abe Lucas’ın alanında çok başarılı bir felsefe profesörü olup bundan hiç tatmin bulamaması ve hayattan zevk almaya başlamasının, kötü biri olan yargıç Stangler’ı zehirleyerek öldürmesi sonucu adeta yeniden doğması onu ahlak ve vicdan yoksunu yapar mı? Size göre yapmayabilir; bana göre yapabilir. Filmdeki her bir karakterin de fikri farklıdır. Çünkü ahlak bu denli görecelidir. Siz ahlakı nasıl tanımlamak isterseniz, ahlak odur.

Bu arada, hem felsefe profesörü olup hem de ahlakı kendi kafasında yarattığı tanımlar üzerinden yorumlayarak, suçlu gördüğü yargıcı öldürmesi ne kadar ilgi çekici, değil mi? Hele ki ilk cinayetini dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için, ikincisini ise kendisinin yerine suçlanan masum kurbanı hapse attırmak uğruna, suçun onun olduğunu itiraf edecek ‘ex-sevgili’ öğrencisini öldürmeye çalışması, tam da ironik bir anlatı unsuru değil mi? İşte bu inanılmaz orijinal ve adeta dahiyane olaylar silsilesi sonrası profesörün Jill’i öldürmeye çalışırken kendisinin ölmesi de ilahi “adalet.” Adaletin de ne olduğunu öğrenmek isteyenler için, lütfen filmin sonunu izleyiniz. Ahlakla bağdaştırabilirsiniz. Lakin istemezseniz bağdaştırmayın, çünkü aslında her şey birbirinden kopuktur. Ya da değildir, bilemiyorum. Woody Allen’a sormamız gerekebilir. Nitekim yıllardır olduça fazla kavrama tanım ve açıklık getirdi. Getirmeye de -maalesef- devam ediyor.

Sorumuz neydi? Ahlak ve vicdan yoksunu kime denir? Evet, bu soruyu saklı tutalım; bu soru belki de yüzyılın sorusu olacak. Yeni bir şey söylememekte ısrar edenlerin ve filmleriyle şarlatanlık yapıp, şov peşinde koşanların -bilinçli ya da bilinçsiz- ahlak ve vicdanını sorgulayacağımız uzun zamanlar var önümüzde. Anlamsız filmlerin anlamsız karakterlerinin çelişkilerine takılmayalım; şov yapmak ideolojiktir. Şov yapan yönetmenlerin adalet ve vicdanlarını izlemeye ve ideolojinin kendi yerini nasıl sağlamlaştırmaya devam ettiğine daha yakından bakalım. Daha da yakından.

, , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.