Sinema Perdesinde İzlediğimiz 11 “Bukalemun” Oyuncu

Sinema Perdesinde İzlediğimiz 11 “Bukalemun” Oyuncu

Share Button

Konuk Yazar: Seda Saygılı

Oynadıkları filmlerde öyle bir değiştiler ki; izlerken kim olduklarını anlamak çok zordu. Bazılarının isimlerini filmin sonunda görünce tanıdık. İşte karşınızda canlandırdıkları karakterler nedeniyle fiziksel değişim yaşayan 11 oyuncu. Fotoğraflarını tarihsel karakterlerle yan yana koyduğumuzda aralarındaki farkı görmekte biz çok zorlandık. Siz ne dersiniz?

1. Salma Hayek (Frida, 2002)
Salma Hayek - Cinerituel

Sürrealist Meksikalı ressam Frida Kahlo’nun hayatının konu alındığı filmin başrolünde Salma Hayek var. Kahlo’ya bu denli benzemesinde Meksika kökenlerinin etkisi olduğu aşikâr. Babası Lübnanlı, annesi Meksikalı olan Salma Hayek, Frida’nın çekimleri sırasında 36 yaşındaydı. 1993 yılında rolü almak için gittiğinde kendisine çok küçük olduğu söylendi. Hayek de “O zaman yeterince büyümemi bekleyeceksiniz.” yanıtını verdi. Kahlo’nun özgün olmasının kendisini en çok etkileyen özelliği olduğunu belirten Hayek, bir röportajında bu rol için 8 yıl beklediğini dahi söylüyor. Film Hayden Herrera’nın Frida Kahlo’nun hayatını, sanatını ve ressam Diego Rivera ile olan ilişkisini anlattığı Frida: A Biography of Frida Kahlo kitabından uyarlandı. Bu uyarlama filmdeki harika oyunculuğu Hayek’e Oscar adaylığı getirse de, oyuncu ödülü Nicole Kidman’a kaptırmamayı başaramadı.

2. Gwyneth Paltrow (Sylvia, 2003)
Gwyneth Paltrow - Cinerituel

İki resme baktıktan sonra “Nasıl bir değişim yaşamış ki?” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, listemizde en az değişimi yaşayan oyuncu Gwyneth Paltrow. Paltrow’un büyük bir değişim yaşamasına zaten gerek yoktu, çünkü belki de o Sylvia Plath’di. Yani rolü almasının sebeplerinden biri ona benzemesi olmalı. Bu yüzden büyük bir değişime gerek yoktu. Shakespeare in Love (1998) filmi ile Oscar dâhil birçok prestijli ödül alan Paltrow, oyunculuğunu bu filmden önce zaten kanıtlamıştı. Yönetmenliğini Yeni Zelandalı Christine Jeffs‘in yaptığı Sylvia, Amerikalı ünlü yazar Sylvia Plath ile İngiliz şair Ted Hughes arasındaki aşkı konu alıyor. Film Hughes ve Plath’ın tanışmasından başlayarak 1963’de Plath’ın intiharıyla son buluyor.

3. Nicole Kidman (The Hours, 2002)
Nicole Kidman - Cinerituel

Listenin en büyük değişimlerden biri meşhur İngiliz modernist yazar Virginia Woolf rolündeki Nicole Kidman’a ait. Filmin yapımcısı Scott Rudin “Filmde olmasını istediğim ilk kişi oydu.” diyor Kidman için. Kidman film için öyle bir değişim yaşamış ki kendisi de sinemadaki izleyicilerin onu fark etmediğini söylüyor. Sette her gün 3 saat süren Kidman’ın makyajıyla izleyicilere adeta “Virginia Woolf acaba dirilip kendisi mi oynadı?” dedirtiliyor. Filmdeki nefes kesici oyunculuğu Kidman’ın fazlasıyla hak ettiği Oscar heykelciğini kazanmasını da sağladı. Michael Cunningham’ın aynı adlı 1999 Pulitzer ödüllü romanından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda ise özellikle Billy Elliot‘tan (2000) tanıdığımız başarılı yönetmen Stephen Daldry var.

4. Scarlett Johansson (Girl with a Pearl Earring, 2003)
Scarlett Johansson - Cinerituel

Film Hollandalı ressam Jan Vermeer’in ünlü tablosu Girl with a Pearl Earring’deki inci küpeli kızın hikâyesini anlatıyor. Amerikalı yazar Tracy Chevalier’in romanına dayanan filmde, tablonun Vermeer’in evinde çalışan kız Griet’e (Scarlett Johansson) ait olduğu öne sürülür. Bu tablo Vermeer’in başyapıtı olarak gösterilir ve “Hollandalı Mona Lisa” olarak da adlandırılır. Scarlett Johansson ve Colin Firth‘ün başrolünü paylaştığı filmde Johansson henüz 19 yaşındaydı ve bu film Johansson’a en iyi aktris dalında BAFTA ve Altın Küre adaylıklarını getirdi. İki fotoğrafı yan yana koyunca “Johansson inci küpeli kızın ta kendisi olmuş!” desek yanlış söylemiş olmayız herhalde.

5. Michelle Williams (My Week with Marilyn, 2011)
Michelle Williams - Cinerituel

Kendisi de bir sarışın olan Williams, filmde dünyanın en ünlü sarışını olan Marilyn Monroe’yu canlandırıyor. Marilyn Monroe kuşkusuz gelmiş geçmiş en güzel kadınlardan biri; başarılar ve skandallarla dolu hayatı ve trajik ölümüyle birçok filme de konu oldu. Monroe’yu ilk canlandıranlardan biri Goodbye, Norma Jean (1976) filminde Misty Rowe‘du. My Week with Marilyn ise İngiliz yazar Colin Clark’ın The Prince, The Showgirl and Me and My Week with Marilyn kitabına dayanıyor. Michelle Williams bu filmdeki müthiş oyunculuğuyla Oscar ve British Akademi Film Ödülleri’nde en iyi aktris dalında adaylıklar kazanmıştı.

6. Marion Cotillard (La Môme, 2007)
Marion Cotillard - Cinerituel

Marion Cotillard’ı çoğumuz 2003 yapımı Jeux d’enfants filmi ile tanırız ve oyuncu, efsane Fransız şarkıcı Édith Piaf’ın hayat öyküsünü konu alan La Môme filmi ileyse adeta klasikleşti. Cotillard filmdeki performasıyla Oscar başta olmak üzere; Altın Küre ve BAFTA ödüllerini de kazandı. Fransız oyuncu, bu filmde Edith Piaf’ı gençlik yıllarından ömrünün son günlerine kadar fiziksel geçişlerle canlandırıyor. Fiziksel ve ruhsal değişimi seyirciye başarılı biçimde yansıtan Cotillard’ın Piaf olmak için geçirdiği fiziksel değişim ise en iyi makyaj dalında Oscar ödülü ile taçlandırıldı. Biz ne desek boş; Akademi cevabı çok güzel vermiş.

7. Cate Blanchett (I’m Not There, 2007)
Cate Blanchett - Cinerituel

Cate Blanchett? Sarışın, mavi gözlü, güzel oyuncu nerede; resimde gördüğünüz kişi nerede? Film ünlü Amerikalı folk-rock yıldızı Bob Dylan’ın hayatını konu alıyor. Todd Haynes imzası taşıyan filmde, içlerinde Christian Bale ve Heath Ledger’ın da bulunduğu 6 farklı oyuncu Bob Dylan’ı canlandırıyor. Cate Blanchett ise bir kadın olarak Dylan’ı canlandırmasıyla izleyenleri büyülüyor. Blanchett filmdeki rolüyle Oscar ve BAFTA’ya aday olup Altın Küre’yi kucakladı.

8. Hilary Swank (Boys Don’t Cry, 1999)
Hilary Swank - Cinerituel

Kim der ki sağ üst köşedeki güzel oyuncu Hilary Swank? Sadece biz izleyiciler değil, oyuncunun komşuları bile tanıyamıyormuş onu. Film için yaptığı ilk fiziksel değişim sorulduğunda “Saçlarımı kestirdim.” cevabını veriyor Swank. Boys Don’t Cry, 1993 yılında tecavüze uğradıktan sonra öldürülen Amerikalı trans bir erkek olan Brandon Teena’nın gerçek hayat hikâyesini konu alıyor. Hilary Swank filmin senaryosunu ilk okuduğunda “Böyle şeylerin dünyada olabileceğine inanamadım.” diyor. Swank tam 4 hafta boyunca her gün dışarı çıkıp erkek gibi davranmış ve 72. Akademi Ödülleri’nde bu performansıyla en iyi kadın oyuncu dalında ödülün sahibi oldu.

9. Charlize Theron (Monster, 2003)
Charlize Theron - Cinerituel

Yukarıdaki resimde hangisi Charlize Theron desem, kaç kişi doğru cevabı verir acaba? Ayırt etmek gerçekten çok güç. Theron gibi dünyanın en güzel oyuncularından birinin böyle bir değişim yaşaması çok şaşırtıcı. İşte “Bu kadar güzel bir kadın nasıl çirkin olur?” sorusunun cevabını veriyor Monster. Theron öyküye o kadar inanmış ki filmin sadece başrol oyunculuğunu değil, aynı zamanda yapımcılığını da üstlenmiş. Kilo almaktan tutun da yüzünün farklı görünmesi için bütün kaşlarının alınmasına kadar filmde büyük bir fiziksel değişim yaşayan Theron, birçok ödülün yanı sıra Oscar ve Altın Küre‘de en iyi kadın oyuncu dalında ödüller aldı. Film, ABD’nin en ünlü kadın seri katillerinden biri olan Aileen Wuornos’un yaşamını anlatıyor.

10. Robert De Niro (Raging Bull, 1980)
Robert De Niro - Cinerituel

Ve evet sonunda listede bir erkek oyuncu: Büyük usta Robert De Niro. 1980 yapımı olan film siyah-beyaz çekilmiş. Filmin siyah-beyaz olmasının sebeplerinden biri onun Rocky’den (1976) ayırt edilmesini kolaylaştırmak iken, bir diğeri Martin Scorsese’in filmdeki kanı renkli olarak göstermek istememesi. Raging Bull, boksör Jake LaMotta’nın hayat hikâyesini konu alıyor. 1974 yılında De Niro Godfather serisinin ikinci filmini çekerken Jake La Motta’nın “Raging Bull” adlı yazısını okuyor ve hikâyenin potansiyelini görüyor, ancak ünlü aktörün Scorsese’yi film için ikna etmesi 4 yıl sürmüş ve en sonunda De Niro filmdeki üstün performansıyla en iyi erkek oyuncu dalında Oscar heykelinin sahibi olmayı başarmış.

11. Jared Leto (Chapter 27, 2007)
Jared Leto - Cinerituel

Bu sefer bir değişiklik yapıp iki resmi de oyuncunun filmdeki hali ve normaldeki hali şeklinde koyduk. Jared Leto; nam-ı diğer “Bay Değişim”. Leto’nun hemen hemen hiç değişim yaşamadan oynadığı rol yok. Tamam, her oyuncu değişimler yaşar da Jared Leto olayı biraz abartıyor. Fight Club‘daki (1999) “Melek Yüz” rolünden tutun da Oscar ödüllerinde ona en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında ödül kazandıran Dallas Buyers Club‘daki (2013) “Rayon” karakterine kadar… Leto her filminde bir başkasına dönüşüyor. Biyografi, dram-suç türündeki Chapter 27 efsanevi müzisyen John Lennon’un hayranı ve katili olan Mark David Chapman’ın öyküsünü anlatıyor. Filmin ismi de Chapman’ın olay günü cebinden çıkan Amerikalı yazar Salinger’ın 26 bölümden oluşan ünlü romanı Catcher in the Rye‘dan geliyor. Tabii Leto Chapter 27’de de büyük fiziksel değişimler yaşamış. Bu rol için 30 kilo almış olması bile tek başına yetmez mi?

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.