Her Şey Çok Güzel Olacak (1998): Süpermen Olabilir miyiz?

Her Şey Çok Güzel Olacak (1998): Süpermen Olabilir miyiz?

Yazar Puanı3.5
  • Dram ve buhranlı unsurların trajikomik ögelerle süslendiği, 1970’ler aile filmleri sıcaklığında, her repliğini akıllara kazımış bir film “Her Şey Çok Güzel Olacak”. En azından adıyla bile, her kötü günün, her kötü anın ardından umudun var olabileceğini, her şeyin güzel olabileceğini söyleyen umut dolu bir film.
Share Button

1970’ler döneminde Adile Naşit ve Münir Özkul ile şekillenen, izlendikçe keyif vermeyi hala sürdüren aile filmleri gözdeydi. Zaman değişti, 2000’lere adım adım yaklaşıp milenyum çağına ayak uydurmak istedik. Yerli film sektörü kaybettiği canlılığını tekrar yakalama hengâmesindeyken, 90’lar döneminde çekilen filmlerin dönemin şartlarında 70’ler aile sıcaklığı olmasa da kendi yalnızlığının sıcaklığını yaşattığı söylenebilir. Buradan hareketle Ömer Vargı’nın “Her Şey Çok Güzel Olacak” filminin insanî sıcaklıkla var olan filmler arasında yer almakta olduğu söylenebilir.

Türk Sinema sektörünün 1990’lı yılları kriz içerisinde geçmiştir. Amerika odaklı sinemacılık yerli film üretimine hâkim olmuş, yerli filmler salon ve seyirci bulamaz hale gelmiştir. Sinema salonlarda yer bulamayınca özel kanalların televizyon için hazırlattıkları “televizyon filmleri” çekilmeye başlanmıştır. Böylelikle sinema televizyondan beslenir hale gelmiştir. Bu doğrultuda filmlere televizyon odaklı desteklerin de verildiği söylenebilir. Her Şey Çok Güzel Olacak filmi de dönemin televizyon şartlarından etkilenerek ciddi sponsorluklar almasına rağmen düşük bütçeyle çekilmiş filmler arasında yer almaktadır.

Her Şey Çok Güzel Olacak genel hatlarıyla parçalanmış, sevgilerini gösteremeyen aile ve birbiriyle anlaşamayan iki kardeşin hikâyesi etrafında şekillenmekte. Her ailede olabilecek türden farklı kardeşler, iki zıt kutup… Belki de bu kadar farklılık içerisinde bir olabilmenin sebebi olan kan bağıdır. Bu bağlamda incelendiğinde 70’lerin aile melodramlarının 90’ların parçalanmış ailelerine dönüşüm yaşadığı da söylenebilir. Filmlerin genel olarak mutlu son ile bitmesi göz önünde bulundurulduğunda ise filmin vurgusu olarak umudun kaybedilmemesi gerektiğine de değinilmektedir: “En azından hayattayız, bu da bir şey be abi”.

Altan, hayallerini gerçekleştirmek için abisiyle çıktığı yolda bulaştığı belaya daha da bulaşmaya devam etmektedir. Bu durum filmdeki olay örgüsünü de derinleştirmektedir. Filmde, küçük çapta yaşanan basit bir hırsızlık olayının kartopu etkisiyle büyüyerek devam ettiğini görmekteyiz. Altan’ın bar açmak için başlattığı hırsızlığın sonucu ise kendi tabiriyle “haydan gelip huya gitmiştir”. Filmin mutlu son kavramı da burada ortaya çıkmıştır. Altan, en sonunda hayallerini gerçekleştirmenin hileyle olmayacağına kanaat getirmiştir. Buradan yola çıkarak insanın hayallerini gerçekleştirmek için de her yola başvurabileceği söylenebilir.

Film, zıt kutuplar olan Altan ve Nuri kardeşlerin karakter evrilmelerini de göstermektedir. Ayrıyken olabildiğince kopuk ama bir aradayken birbirlerine yaklaşmaya başlayan iki kardeş. Kardeşlerin bir arada bulunmaları ve hayatlarında yaşadıkları karakterlerine de etki ederek genel anlamda bir değişime rastlanmaktadır. Filmin sonunda ne Altan eski Altan olarak kalır, ne de Nuri eski Nuri.

“Benim hala umudum var, isyan etsem de istediğim kadar”

Filmde, erkek egemen bir düzene rastlanmaktadır. Bu tutum toplumsal cinsiyet ayrımcılığıyla da bağdaştırılabilir. Bu bağdaşımı, üstünlük kalıpları çerçevesinde yer almasa da erkeksel bir hikâyenin anlatımından kaynaklı kurabiliriz. Çünkü Altan ve Ayla’nın ilişkisine bakıldığında Ayla’nın Altan üzerinde baskıcı bir yapısının olduğu, üstünlük kurduğu gözlenmektedir. Baştan sona seksist ifadelerin yer aldığı filmde mafyatik hallerden itibaren komple bir erkek dünyasına odaklanılmaktadır. Kahraman erkek temsilleri altında Nuri ve Altan incelenecek olursa; kahramanlık olgusu komik ve gülünç yanlarla birleştirilmektedir. Kemal Sunal filmlerinde olduğu gibi kahramanların her zaman gücü elinde bulunduranlardan da olmadığı gösterilmiştir. Filmin kahramanlık olgusu da irdelenecek olursa; Altan ve Nuri’nin içinde bulundukları durumlarla başa çıkmaya çalışmaları da kahramanlık belirtisi olarak sunulabilir. Örneğin, Altan’ın Ayla’yı Suat ile yakaladığı sahnede elinde tuttuğu bıçakla uygulayacağı şiddet yerine başlarından aşağı papatyaları dökmesi öfke kontrol adına bir kahramanlık olarak sunulabilir. Ayrıca, bu sahnede yaşanan durumun klişenin önüne de geçtiği söylenebilir. Zira benzeri bir sahnenin Eşkıya (1996, Yavuz Turgul) filminde de yaşandığı düşünülecek olursa, çiçeklerin devreye girmesi sahneyi daha anlamlı kılmıştır.

Her Şey Çok Güzel Olacak filminde yoğunluk olarak erkeklik olgularının üzerinde durulmasa da erkek ağırlıklı bir anlatıma rastlanmakta. Heteroseksüel oldukları anlaşılan Altan ve Nuri, sahneler arasında yer verdikleri erkekliklerini yani cinsel eğilimlerini belli etmeye yönelik güç gösterilerinde bulunmaktadırlar. Genel itibariyle filmde yer alan tüm erkek roller için kadınsı görünme korkusuyla daha sert görünme çabalarının bulunduğu söylenebilir. Erkeklik, akvaryumcu sahnesinde de olduğu gibi ideolojik bir yapılanma olarak da karşımıza çıkmaktadır. Erkekler genel olarak normatif olarak şekillenirken, bu tutum gücü elinde bulunduranın da erkek olduğunun vurgusu üzerinde yer almaktadır. Erkeklik vurgusu filmin ilk sahnesinde Nuri’nin parmağını yalamasıyla şekillenirken, kadınlar için ise bir hakaret ve mesaj niteliği olarak algılandığı da söylenebilir. Ayrıca, erkeklik vurgusu Bodrum’da girdikleri pansiyonda da şekillenmiştir. Nuri ve Altan’ın el ele tutuşarak girdikleri Bodrum’daki pansiyonda yapılan eşcinsel yakıştırması üzerine itirazla birlikte açıklamalar yapılmıştır. Filmin güldürü ögeleri de bu erkek mizahı üzerinden ilerlemektedir. Espriler ve dil, erkek dünyası içerisinde şekillenmektedir. Ayrıca erkeklik, ideolojik olmasının yanı sıra bir hâkimiyet sembolüdür. Japon bir kadına “yengen” yakıştırmasının yapılması gibi sahiplenme durumları ile mizahın bir parçası haline getirilmiştir.

Dram ve buhranlı unsurların trajikomik ögelerle süslendiği, 1970’ler aile filmleri sıcaklığında, her repliğini akıllara kazımış bir film “Her Şey Çok Güzel Olacak”. En azından adıyla bile, her kötü günün, her kötü anın ardından umudun var olabileceğini, her şeyin güzel olabileceğini söyleyen umut dolu bir film.

#cineritüeltop150

Demet Öztürk

Lise eğitimine başladığından beri Gazetecilik ve Radyo-Televizyon ve Sinema okumaktadır. Doktora eğitimini de bu alanda yapmaya devam etmeyi planlıyor. Çalışma hayatına gazetecilikle başlayıp sinemayı da beraberinde devam ettirmiştir. 8 yıl Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde ve sinema filmlerinde reji asistanı olarak çalıştı. Çektiği kısa metraj filmler pek çok festivalin yarışma bölümünde yer alıp gösterimleri gerçekleştirildi. Bu festivallerden ödülleri de bulunmaktadır. Kendi blogunda yazdığı yazıların ardından kurulduğundan beri Cineritüel’de sinema üzerine yazmaya devam etmektedir. Uzmanlık alanı Türkiye Sineması olup, absürtlük ve komedi favori dallarıdır.

, , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir