Inja Bedoone Man (2011): Paranın Katı Gerçekliği Karşısında Hayallerin Bulanıklaşmış Rengi

Inja Bedoone Man (2011): Paranın Katı Gerçekliği Karşısında Hayallerin Bulanıklaşmış Rengi

Share Button

Sabit ve acımasız bir sistemin kurbanıysanız, hayalleriniz de sizi o sisteme bağlı kılar ve bir önceki benden kurtulma çabalarınız sizi o sisteme dâhil etmekten öteye geçemez. O sert duvarları olan gerçeklikte ben de varım diyebilmektir; benliği kurabilmek, bunu birilerinin yüzüne haykırabilmek ya da her şeye rağmen ben de sizin gibiyim diyebilmek…

Inja bedoone man (Here Without Me, 2011) filmi Bahram Tavakkoli yönetmenliğinde, Tennessee Williams’in “Sırça Kümesi” oyunundan İran toplumuna uyarlanmış ve toplumun alt kesimine mercek tutmuştur.

İran İslami Cumhuriyeti insanların en basit yaşam koşullarını göz ardı eden, sırf kendini beslemek ve pekiştirmek için insanları kullanmaktan kaçınmayan faşizan bir sistemdir. Tüm dünyadan bağımsız olarak kendi başına ayakta durmak için var olan bütün insan haklarını yok sayarak bir yapı oluşturabilmiştir ve her otoriter devlet gibi ilk hedefi toplumun alt kesimine yöneliktir ki hayallerini dahi sömürerek onları kendine bağımlı hale getirebilsin.

Ehsan bu sistemin tabanını oluşturan bireylerden biridir. Fanusa sıkıştırılmış balık timsali, hareket edebileceği sınırlı bir alan vardır ve o sınırlı alandan dünyayı seyretmesi de ancak fanusun bakış açısına tabidir; gerçekliğe çok yakınken bir o kadar şekli bozuma uğramış bir gerçeklik algısına sıkıştırılmıştır zihni ve ona dokunabilmesi, onun için bir hayalden öteye geçemez. Bu hayal kaçma hayalidir; küreyi kırıp dış dünyaya dokunmak.

Annenin iş durumunun tehlikeye girmesi, Ehsan’ı uzun zamandır gerçekleştirilmeyi bekleyen hayallerini zorlaması ve onları “gerçeklerle” örtüşür bir biçimde yürürlüğe sokmasına vesile olur. Annenin hayallerinin başrolünde kızı Yalda vardır, daha doğru bir şekilde ifade etmek gerekirse anne Yalda’yı hayallerinin en tepesine sıkıştırır. Annenin hayalleri ise, kadına dayatılmış erkek egemen sisteminin en alt safhasında yer almaktan öte bir şey ifade etmez. Anne tarafından Ehsan ve Yalda’nın somut varlıklarının amacı, aslında annenin tek hayali olan “arzulanan kadın”, başka bir deyişle, kadını sırf bir nesne olarak tanımlayıp, araç ve amaç düzeyinde değerlendiren ataerkil toplumun kadına giydirdiği kıyafeti doğrulamak olarak algılanır. Annenin kendi hayalleri doğrultusunda evde yarattığı var olan gerçekliğin haricinde ve sırf dışarıdan aldığı yansımalarla sürdürmeye çalıştığı hayat, doğruları görmezden gelmek ve onların yerine süslü yalanlar kurarak her şeyi kontrol altına almakla sonuçlanır.

Yalda’nın da hayalleri vardır; kırılgan camların içine sıkıştırılmış hayaller… Ve o camları her gün temizleyerek daha net bir görünüm kazanmalarını ister. Ama camdan oyuncaklar ne kadar net ve görünür olurlarsa olsunlar Yalda’nın dünyasının dışında bir gerçekliği sembolize edemez ve Yalda’nın hayallerini dilsiz bırakırlar. Bu hayalleri dilsiz bir uzama odaklamasının en büyük etkeni de Yalda’nın topallayışını sanki hiç topallamıyormuş gibi lanse etmeye çalışıp ve bunu olağan bir sorun yerine “olağandışı bir norm” olarak algılayan annesidir.

Hikâyeyi çoğu zaman Ehsan’ın fanusundan izleriz, yani bu ailenin kendi içindeki haklılığı ve dokunulmazlığı hakkında fikirler edinirken bir taraftan da bu haklılığın oluş koşullarını sorgularız. Ehsan’ın şiirleri gibi bitsin isteriz hikâye ama bu ailenin üyelerinin kendi kendini doğrulama çabasını gördükçe her an biraz daha ümitsizliğe kapılırız. Sanal gerçekliğin, içinde bulunduğumuz durumla örtüşmesinin bize yeni bir gerçeklik algısı aşılamasından bahseder Slavoj Zizek. Burada görünür olan ise gerçeğin bir benzetmesi ya da abartması, yani “sanal” olan değil, tam tersi abartının bir gerçeklik kazanma çabasıdır. Ehsan’ın kaçma isteği de tam da bu serüvenden kaynaklanır. Ehsan’ın kendini bulmaya çalıştığı sinema tutkusu ona yön vermiyor onu içine sürüklüyordur. Yani sinema tutkusu ile bağlantısı kalmayıp tutkunun ta kendisi oluyordur. Bu yüzden Ehsan’ın kaçış ya da uzaklaşma fikri kendini / tutkuyu yaşatmaktan öteye geçemez ve hikâyelerinin sonu annesinin mutlu son hayalleriyle biter.

Hikâyenin farklı bir yön alması Reza’nın eve gelmesiyle olur. İlk kıvılcımlar Reza’nın daveti kabul etmesiydi tabii. Umutlar doruğa ulaşır, anne ve çocuklar kendilerince belli etseler de aynı heyecanı yaşarlar ama Reza dışsal bir gerçekliği en “sınıfına sadık”  tavrıyla temsil ettiği için, ailenin kendini kandırma biçimi anında yıkılıp toz olur. Sorunları örtmeyi ve sırf görüntüyle yetinmeyi başaran annenin umudu Reza’nın evden gitmesiyle suskun bir kabullenişe dönüşür. Peki ya Yalda?

Yıllardır susan ve Reza’nın ses kaydıyla yetinen, aslında dışsal bir varlığı yansımaları vasıtasıyla içselleştiren Yalda, annesinin kaygan dili ya da kılıfında, heyecanının dışa vurulmuş halini görür ve dışarı çıktıktan sonra ne pahasına olursa olsun orada kalmak zorundadır; çünkü anlamıştır ki kurduğu camdan hayaller ne kadar berrak olsalar da dilsiz ve anlaşılmazdırlar. Buna karşın geriye kalan, bir dil sahibi olmanın tadını veren bir kılıf ya da bir yanılsamadır sadece.

Mecbur bırakıldıkları rüyalar gerçekliğe dokunur dokunmaz kâbusa dönüşür, bu annenin kâbusudur ve yine Yalda başroldedir.

Ünlü Polonyalı yönetmen Krzysztof Kieslowski bir röportajında, sanatın sansüre ya da engele maruz kalmasının ona yeni bir ifade biçimi sağladığını belirtmişti ve bu üstü kapalılık sanatı ne kadar zorlarsa o kadar özgünleştirir düşüncesini öne sürmüştü. İran Devleti’nin kısıtlamalarına bakınca sanat kelimesi bile sistemin değerlerini gerçekleştirecek bir anlama doğru sürüklenmeye uğraştırılıyor, fakat bir taraftan da bu sınırların içinde ince detayları bize sorgulatabilen filmler çıkıyor karşımıza. Buradaki sorun ise, böyle zincirlere maruz kalmış bir sınıfta, “zincirsiz” bir sanat biçiminin nasıl algılandığıdır. Filmin sonu bu sorunun bir kısmını yanıtlıyor, Ehsan hayal etmeye devam edebilmek için kaçar. Zincirlerin olmadığı bir yer ister ama görünen o ki kaçışı bu zincirleri haklılaştırmakla sonuçlanır. Yani fiziksel olarak bu zincirlerin kök saldığı yerden uzaklaşması, ancak zincirli olduğu zamanlardaki hayallerinin gerçekleşmesini düşleyebilmeye yarar.

Konuk Yazar: Seyran SAM

, , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.