Libertarias (1996) – Vicente Aranda

Libertarias (1996) – Vicente Aranda

Share Button

Konuk Yazar: Burç Karabulut

İspanya iç savaşının sürdüğü dönemde geçen Libertarias (Özgürlük), faşizm ile komünizm çarpışmasında tarafların kendi idealist fikirlerinin, özgürlük adı altında savaşın parçalarına dönüşmesini bir grup anarşist kadın savaşçı üzerinden anlatıyor. Vicente Aranda filmde bu kadınların ideallerin hayal kırıklığına dönüştüğü anları görmemize olanak sağlamaktadır.

1936’da Cumhuriyetçiler ile İspanya Ordusunun birbirine düşmesi sonucu başlayan iç savaş, köylüler-işçiler ile gerçek askerleri karşı karşıya getirmişti. Üç yıl süren savaşın sonunda kazanan taraf Franco’nun başını çektiği ordu taraftarlarıydı. Bu süre boyunca anarşizm idealini benimseyen cumhuriyetçiler, iktidara karşı bir hareket gerçekleştirdiler. Anarşistler içinde farklı farklı fraksiyonlar olmakla birlikte Özgür Kadınlar Hareketi de kurulmuştu. Çünkü anarşizm tüm ırkların, cinslerin eşitliği ve yoldaşlığını şiar edinmişken, iktidar ve üst olmanın hatta devlet kurumunun var olmasının yanlışlığını dile getirmektedir.

Özgür Kadınlar

Anaşistler içinde yer alan Özgür Kadınlar Grubu, ideallerine en bağlı topluluk olarak göze çarpmaktadır. Bu bağlılık onları militan eylemlere sürükler: Örneğin bir genelevi basıp kadınları özgürleştirirler. Bu hareketlerle militan duruşlarını ve ideallerini gerçekleştiren kadınlar özgürleşmiştirler.

Rahibe Maria, hayatını devam ettirdiği manastırdan kaçarak bir geneleve sığınmıştır. Onu kurtaran sosyalist görüşe sahip bu kadın birliğinin lideri konumunda olan ise Pilar isimli anarşist bir kadındır. Hayatı boyunca kiliseden hiç ayrılmamış, İsa ile evli Maria’nın kadın anarşistlerin karşı olduğu dua etme, Tanrıya inanma gibi güçlü inançları vardır. Diğer taraftan Pilar’a da sıkı sıkıya bağlıdır. Pilar ile Maria film boyunca et ile kemik gibi yan yanadırlar. Bir süre sonra beklenmedik bir problemle yüzleşirler: Cumhuriyetçi hareketin lideri olan Buenaventura Durruti, kadınların cepheden çekilmesini ister.

Etienne de La Boetie’nin siyasal ilişkiler ağını anlattığı Gönüllü Kulluk adlı söylev eseri, siyasetin nefret edilesi bir olgu olmasının yanı sıra insanların kendi bilinçleri ile tiranizme teslim olduğunu anlatır. Hatta devlet kurumunun varlığının da altında bu gönüllü kulluğun yattığını söyler. Buradan yola çıkarak iktidar denilen tiranizme -ki hem anarşizm hem de faşizm- nasıl gönüllü katılımın olduğunu gözler önüne serer. Boetie’nin de altını çizdiği gönüllü kulluk kavramı Pilar ile Maria arasındaki ilişkiyi açıklamaya yardımcı olacaktır. Kulluk burada kullanımı itibariyle dinle bağlantılı değildir. Pilar ile arkadaşları aynı zamanda farkında olmadan anarşizme de gönüllü olarak kulluk etmektedirler. Boetie, bugünün de çokça sorunsalı olan, bir milyon insanın kendi isteğiyle nasıl olur da bir tirana kulluk edebildiğini üç yüzyıl önce sormuştur. Bu iki ideale sahip insanlar filmde kadın olsun erkek olsun kendi istençleriyle sözde baskıdan kurtulmak adına özgürlüklerini o andaki tirana bağlarlar. Kendi kendilerini kullaştırıp, nefes borusunu kesen halk, kulluk ve özgürlük seçeneği karşısında boyunduruğu kabul etmiştir. Boetie’nin yazısının ana fikri insanların özgürlüklerini farkında olmadan bırakarak nasıl tiranlara kolay bağlandığını sorgulamasıyla alakalıdır.

Pilar ile Maria, özgürlüklerini koruma amacını taşırlarken aynı zamanda birbirlerine istençle bağlıdırlar. Maria, İsa’ya olan bağlılığı gibi Pilar’a da bağlanmıştır ve bir otoriteden uzakta yaşayamamaktadır. Pilar ise, bağlı olduğu birlikte kadın olmanın günahını yaşayamamaktadır. Anarşistlerin kendi topraklarını kurtarmak için, devrim ve Durruti adına cephede savaşan kadınların uzaklaştırılmasını şart koşmaları ile faşistlerin baskılarından kaçan kadınlar tekrar eski düzendeki yerlerine mahkûm edilecektir. İktidarsız ya da iktidarla özgürlüklerini yoldaşlarına vermek mecburiyetinde kalırlar. Baskıdan kaçan bu kadınlar, yine hiyerarşisiz bir toplum arzularken kendi arzuladıkları düzende de baskı altına alınmak istenirler. Filmde her iki idealin de kötülüğünü ve saçmalığını gözler önüne süren Aranda, koyun metaforuyla savaşanların aslında her an ölebilecek kurbanlık koyun olduğunun da altını çizer.

twitter.com/Burckarabulut

, , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.