Bloodline (2015 – ): Protagonist-Antagonist Belirsizliğinde Bir Aile Dramı

Bloodline (2015 – ): Protagonist-Antagonist Belirsizliğinde Bir Aile Dramı

Yazar Puanı4
  • Protagonist ve antagonist kavramlarının çok kesin çizgilerle çizilemediği, karakter yazımının odak noktası olduğu bir dizi olarak Bloodline, gelecek sezonlarda nasıl bir seyir izleyecek meraklandırıyor. Kyle Chandler ve Ben Mendelsohn’ın muhteşem performansları gerçekten izlemeye değer nitelikte, hayranlık uyandırıyor. Olaylardan çok durumlara, karakter gelişimine, olaylar arasındaki bağlantıya önem veren Bloodline, 2015’in en öne çıkan, izlemeye değer yapımlarından biri dersek abartmış olmayız.
Share Button

Konuk Yazar: Engin Onuk

Türkiye’ye henüz ulaşmamış bir medya sağlayıcısı olarak Netflix, televizyon yapımlarının yerini alabilecek, orijinal işler ortaya koymaya devam ediyor. Netflix’in yayına sürdüğü House of Cards, Hemlock Grove, Orange is the New Black ve Marco Polo gibi dizilerin ardından Bloodline, 2015’in Mart ayında aynı diğer bütün Netflix dizileri gibi ilk sezonunun bütün bölümleriyle bir günde yayınlandı. Dizi senenin beğenilen dizilerinden biri olarak ön plana çıktı ve genellikle olumlu eleştiriler aldı.

2016’nın ilk aylarında 2. sezonuyla devam edeceği kesinleşen Bloodline, son zamanlarda çiğliğe doğru amansızca sürüklenen dizi sektörüne hayat veren, yenilikçi Netflix yapımlarından bir diğeri olarak göze çarpıyor. Dizi şu ana kadar gördüğü ilgi ve aldığı olumlu eleştirilerden fazlasını bile hak ediyor diyebiliriz. Zira hala başka 2015’te yayına giren dizilere kıyasla tanınmamış, keşfedilmemiş bir dizi olarak kalmayı sürdürüyor. Bunun tahmin edilebilir sebeplerinden biri dizi bölümlerinin epey uzun olması ve senaryonun yavaş yavaş sindirerek ilerlemesi olabilir. Ancak birkaç bölüm sabredildiğinde dizinin bu sabrın karşılığını fazlasıyla verdiğini, diziye kolayca kaptırıldığını söylemek gerek.

Florida Keys’te kendi otellerini işleten Rayburn ailesinin dramını konu alan dizinin daha ilk bölümden sezon sonu için devamlı olarak spoiler niteliğinde flash forward görüntüler vermeyi tercih etmesi irdelenmesi gereken ilginç bir metot. Diziye sezon sonunda ne olacağını net bir şekilde öğrenerek başlamak,  diziyi bir anlamda izleyicinin beklentisinden ve baskısından özgürleştiriyor.

Bloodline, izleyiciyi sezon sonunda ne olacağına değil, o noktaya nasıl gelineceğine dair süreci merak ettirmeye uğraşıyor. Bu, bir diğer anlamda da dizinin senarist ve yapımcılarının aldığı riskin büyüklüğünü ortaya koyuyor; çünkü sürecin sürükleyici olmaması, altının gerektiği şekilde doldurulamaması durumunda felaket, katlanılmaz bir yapım çıkabilirdi ortaya. Ancak öyle olmadı. Bloodline, her detayıyla çok sistematik bir şekilde tasarlanmış, herhangi bir boşluğa fırsat tanımayan ortalamanın kat be kat üzerinde bir yapım olmakla kalmıyor, aynı zamanda bir sonraki sezon için beklentileri maksimuma yükseltiyor.

Protagonist ve Antagonist İkilemi [Dikkat, spoiler çıkabilir!]

Bloodline’da geçmişte yaşanan travmaların etkisinden kurtulamamış, baştan sona bütün üyeleriyle sorunlu olan Rayburn ailesinin yavaş yavaş felakete doğru sürüklenişini izliyoruz. Rayburnler güneyli bir ailenin tipik özelliklerine sahipler; birbirlerine fazlasıyla bağlılar, sürekli çeşitli seremoniler vesilesiyle toplanıyorlar, partiler düzenliyorlar ve kendi yaşadıkları çevrede sevilip saygı görüyorlar. Her şey yolunda gidiyor gibi gözükürken ailenin yüz karası olarak görülen, en büyük kardeş Danny’nin eve dönmeye karar vermesiyle bütün işin seyri değişmeye başlıyor. Özellikle kardeşleri John, Meg, Kevin olmak üzere annesi Sally ve babası Robert da kesinlikle aileden biri olarak görmüyor Danny’i. Bunun sebep olduğu şüphecilik ve suçluluk duygusu arasında Danny’i zorla da olsa ailenin içine tekrar almaya çalışıyorlar.

Bu noktada, çizilen Danny karakterine daha yakından bakmak gerekiyor. Dizinin yarattığı “kötü” bir karakter var mı emin olamıyoruz. Dizi başladığında Danny’i potansiyel “kötü” karakter olarak izliyoruz ama sezon sonu geldiğinde kafalar karışıyor. Dizi boyunca manipülatif kimliği, kaba ve düşüncesiz davranışları, uyuşturucu ticaretine girmesi haricinde herhangi kötü bir tarafını direkt olarak görmüyoruz Danny’nin. Vahşi değil, çizgiyi aşan herhangi bir davranışı olmuyor. Tehditkar ve dengesiz bir karakteri var; ama Danny’i antagonist olarak tanımlamamız için yeterli somut malzeme vermiyor dizi bize.

Danny’nin ölümünün ardından geriye kalan Rayburn kardeşler; en başta Danny’i öldüren John, sonra buna alet olan Kevin ve Meg olmak üzere Danny’den daha kötü karakterler olarak öne çıktığı yorumuna rahatlıkla varılabilir aslında. Danny meşru müdafaayla Wayne Lowry’nin adamı Ralph Lawler’u öldürüyor ama bu Rayburn kardeşlerin kendi öz kardeşlerinin cinayetini sistematik bir şekilde örtmesiyle bir tutulabilir mi? Hiç sanmıyorum. Hem Danny’nin Ralph’i öldürdüğünü doğrudan görmüyoruz bile, varılan kaçınılmaz çıkarım bu oluyor. Danny’nin kötülüğünün direkt olarak gösterilmemesinin dizi boyunca geliştirilmiş bilinçli bir tercih olduğu net bir şekilde görülüyor.

Öte yandan, Danny’nin işi getirdiği boyut gerçekten sabırları ve sinirleri zorlayacak bir boyuta varıyor. Kardeşi Sarah’nın ölümüne istemeden sebep olduğu zamana korkutucu derecede benzeyen bir senaryoyu John’ın kızı Jane’i tekneyle denize çıkararak oluşturması, John’un gözünde alenen bir tehdit niteliği taşıyor. Danny daha önce Meg’i de sevgilisine onu aldattığını söylemekle tehdit etmişti zaten. O yüzden Rayburn kardeşlerin mevcut hayatlarını korumak adına Meg’in hukuk ve John’un güvenlik bilgilerinden de faydalanarak Danny’nin cinayetini polislerin önüne kendi tezgâhladıkları senaryoyu atarak örtbas etmeleri anlaşılabilir mi? Sanmıyorum ama yine de insan bir düşünmeden edemiyor. Çünkü ailenin direği olarak öne çıkan John Rayburn, tipik bir protagonistin özelliklerine sahip olmakla birlikte sezon sonunun gelmesiyle bir antagonistin de özelliklerini paylaştığı anlaşılıyor. Dolayısıyla kafalar yine karışıyor.

[Spoiler tehlikesi geçti!]

Protagonist ve antagonist kavramlarının çok kesin çizgilerle çizilemediği, karakter yazımının odak noktası olduğu bir dizi olarak Bloodline, gelecek sezonlarda nasıl bir seyir izleyecek meraklandırıyor. Kyle Chandler ve Ben Mendelsohn’ın muhteşem performansları gerçekten izlemeye değer nitelikte, hayranlık uyandırıyor. Olaylardan çok durumlara, karakter gelişimine, olaylar arasındaki bağlantıya önem veren Bloodline, 2015’in en öne çıkan, izlemeye değer yapımlarından biri dersek abartmış olmayız.

twitter.com/OnukEngin

, , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.