Ucho / The Ear (1990) – Karel Kachyna

Ucho / The Ear (1990) – Karel Kachyna

Share Button

İktidarların düşmanları kadar yandaşlarını da gözlemekten, dinlemekten hoşlandığını biliriz. Çünkü güç elde etmekten daha zor olan, gücü elinde tutmaktır. Tam da bu sebeple dinlerler, kaydederler ve yeri geldiğinde bu bilgileri sümen altından çıkarıp kullanırlar. Başka türlü statükoya bağımlı iktidarların yaşama şansları yoktur. Madalyonun diğer tarafındaki dinlenenler / gözlenenler ise suçsuz olsalar dahi hep bir tedirginlik içerisinde yaşamaya devam ederler. Bir süre sonra çarkın insanı sürüklediği paranoya, normal yaşamlarına sirayet eder; onları huzursuzlaştırır ve hayatlarını altüst eder. Karel Kachyna’nın komünist rejimin üst düzey bir devlet görevlisinin eşiyle birlikte kendi evlerinde adeta kapana sıkışmalarını anlatan filmi Ucho (The Ear / Kulak), Çek Yeni Dalgası’nın uzun süre yasaklı kalmış cesur politik dramlarından biridir.

İktidardaki Komünist Parti’nin kıdemli bir memuru olan Ludvik ve alkolik karısı Anna, yaşadıkları toplumun koşullarının ötesinde, konforlu bir yaşam sürdürmektedirler. Politik bir tören sonrasında evlerine dönen çift ön kapılarını açık bulurlar; ayrıca çevrede elektrik olmasına rağmen kendi evlerinde kesilmiştir. Çoğu evde olduğu gibi çiftin evlerinde de “Kulak” adı verilen dinleme cihazları bulunmaktadır. Ludvik partide oldukları zamanı düşünmeye başlar; sıradan olaylar artık bir kâbusu andırmaya başlamıştır. Anna ise bu politik kıskaca öfkesini kusmaktadır.

Politbüronun Paranoyak Neferleri

Günümüz iktidarlarının teknolojiyi kullanarak bir tehdit algısı yaratması, neredeyse normalleşen “Big Brother” kavramı (devletin vatandaşları izlenmesi) ve bireylerin üzerinde yaratılan psikolojik baskının amacı mevcut statükonun korunma çabasıdır. Kulak olarak adlandırılan dinleme cihazlarının amacı da bireylerde otosansürü arttırarak politbüronun paranoyak neferlerinin işlerini kolaylaştırmaktadır -bir anlamda dinleme cihazları çalışmasa dahi otosansür işlemeye devam edecektir.- Yükselen bürokratlar ya boğazlarına kadar pisliğe batmış ya da kendi statükoları için olanlara göz yummaktadır. Ucho’da iktidar hem ahlaki hem de vicdani olarak bireyi bulunduğu alana sıkıştırır, kukla misali ipleri başkalarının elinde olan sahte bireysellikler yaratır. Kachyna’nın özellikle partiyi gösterdiği geri dönüş sahnelerinde -herkes kameraya bakarak konuşur- bu izlenme / dinlenme haline vurgu yapılır. Ludvik ve Anna’nın tüm gece boyunca birbirleri ile didişmeleri dışında iktidar etme pisliğine ortak olma eylemlerinden de temizlenmeye çalıştıklarını görürüz. Yakılan evraklar, paranoyak düşünceler ve göçen sinir sistemi iktidarın planlarının sonucudur. Bu, normal bir hayata başlama dinamiklerini sıfırlar; suçsuz olsalar dahi paranoyak bir düşünce sistematiğini besler -ki politbürolar ve bu tip örgütlerin sahte suç üretme konusunda da yaratıcı olduklarını öğrendiğimizi varsayıyorum.-

Karel Kachyna aile ile vatandaşlık arasında ilgi çekici bir benzerlik kurmaktadır: Evlilik bağı içerisinde Ludvik ve Anna’nın birbirlerine duydukları güvensizlik, şüphe, sır ve üstü örtülmüş yalanların benzeri, vatandaşlık bağı ile devlet ve birey arasında da gerçekleşir. Devletin sakladıkları ya da elde ettikleri bilgiler, bireyleri manipüle ve kontrol etmek için kullanılmaktadır. Statüko ve korku kültürünün merkeze alındığı bu yönetim şekli ile Ludvik ve Anna’nın isterik gelgitleri birbirine çok benzer. Bir anlamda sevginin ve değer vermenin yerini alan yeni yönetim şeklinin tabana yayıldığını görürüz. Filmin sonuna atıf yaparsak bunu kırmanın tek yolu, devletin hesapçı zihniyeti yerine bireylerin içlerindeki vicdanı uyandırmaktadır. Anna’nın kapanışta söylediği “Ben korkuyorum” sözü ise filmi ironik ve ürpertici bir sona sürükler. Bu, psikolojik baskının aile içinde yarattığı korku kültürü, geleceğe olan güvensizlik ve paranoyanın tabana yayılmasının bir sonucudur.

Kachyna’nın Ucho filmi gösterime girdiği zaman baskıcı rejim tarafından hemen yasaklandı. Film ancak 19 yıl sonra 1989 yılında bazı küçük sinema salonlarında gösterime girebildi. 1990 yılında Cannes’da Altın Palmiye için yarıştıktan sonra görece daha geniş bir kitleye ulaşan film, politik sinema ile gerilim atmosferini başarıyla birleştiren üst düzey bir iş.

twitter.com/gok_gkhn

, , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.