The Kingdom of Dreams and Madness (2013): Krallara Son Veda

The Kingdom of Dreams and Madness (2013): Krallara Son Veda

Yazar Puanı4
  • Kuşkusuz hem Rüzgar Yükseliyor’u hem de Prenses Kaguya Masalı’nı izlerken iki efsane ile son kez buluşuyor olmak, seyir sürecini dahi etkileyecek biçimde akıllara kazınmıştı. Bu iki filmin yapım aşaması hakkında bir belgesele rastlamak ve onu izlemeye başlamak ise çok sevdiğimiz ve bir daha görme ihtimalimizin olmadığını düşündüğümüz bir insanı arabasına ya da trenine bindirerek uğurladıktan sonra bir tepeye koşarak, o insanın izini tamamen kaybedene kadar uzaktan izlemeye çabalamak ve ufukta kaybolana dek onu görmeye ve varlığından emin olmaya ısrar etmekle eşdeğer bir his.
Share Button

Studio Ghibli’nin aynı yıl içerisinde (hatta planlamalarındaki haliyle aynı anda) beğeniye sunacağını duyurduğu iki filmden Rüzgar Yükseliyor, Hayao Miyazaki’nin 5 yıllık, Prenses Kaguya Masalı ise Isao Takahata’nın 10 yıllık sessizliğini bozması anlamına geldiği için önce sevindik. Ancak Miyazaki’nin, Rüzgar Yükseliyor’un ardından emekli olacağını açıklaması ve artık 80 yaşında olan Takahata’nın yıllar süren zahmetlere katlanıp bir film daha yapmasının pek mümkün görünmemesi sebebiyle bu sevinç yerini, buruklukla karışık duygusal bir bekleyişe bıraktı. Kuşkusuz hem Rüzgar Yükseliyor’u hem de Prenses Kaguya Masalı’nı izlerken iki efsane ile son kez buluşuyor olmak, seyir sürecini dahi etkileyecek biçimde akıllara kazınmıştı. Bu iki filmin yapım aşaması hakkında bir belgesele rastlamak ve onu izlemeye başlamak ise çok sevdiğimiz ve bir daha görme ihtimalimizin olmadığını düşündüğümüz bir insanı arabasına ya da trenine bindirerek uğurladıktan sonra bir tepeye koşarak, o insanın izini tamamen kaybedene kadar uzaktan izlemeye çabalamak ve ufukta kaybolana dek onu görmeye ve varlığından emin olmaya ısrar etmekle eşdeğer bir his.

Miyazaki ve Takahata, dolayısıyla da Studio Ghibli, nasıl kurdu bizlerle olan bu bağını ve sevgi ilişkisini? Miyazaki’nin belgeselde dile getirdiği gibi, bütün o filmleri kendilerini mutlu etmek için yapmadılarsa, o halde neden yaptılar? Kurulduğunda Miyazaki’nin çalışanlara gelecek garantisi vermediği Studio Ghibli, nasıl değerini asla kaybetmemeyi, her zaman harika yapımlar üretmeyi ve saygı duyulan bir kurum olmayı sürdürdü? Şimdi Miyazaki ve Takahata’sız, Studio Ghibli’yi nasıl bir gelecek bekliyor? Böylesi soruların cevaplarını elbette herhangi bir ağızdan alamayız ve belki de açıklayamayız ama belgesel kariyerinin ikinci filminde Mami Sunada, Studio Ghibli’nin kapısından girip Rüzgar Yükseliyor’un yapım sürecine dahil olarak kamerasına aldığı eşsiz görüntü ve diyaloglarla bu sorulara doğrudan cevap almasa da, Miyazaki açısından “neden”leri, Studio Ghibli açısından ise “nasıl”ları anlamamızda bize aracılık ediyor.

Düşlerin ve Çılgınlığın Krallığı, bizi Miyazaki ve Takahata’nın son filmleri olan Rüzgar Yükseliyor ve Prenses Kaguya Masalı’nın çekilmekte olduğunun ilan edilmesiyle başlayıp, Miyazaki’nin storyboardlarını ve hikayesini tamamlama aşaması, seslendirme için arayışları, Miyazaki ve diğer çalışanların ofisteki halleri ile devam ederken, filmin vizyona girişiyle beraber gerçekleşen basın toplantısının başlama anı ile sona eriyor. Ancak bunlarla sınırlı da değil; Sunada, Miyazaki’nin evine, yapımcı Suzuki’nin toplantılarına ve hatta arabasına dahi girmeyi başarmış, Studio Ghibli’nin kuruluşundan arşiv görüntüleri ve Miyazaki, Takahata, Suzuki üçlüsünün gençliğinden, birbirlerine “ortak” olarak seslendikleri günlerden nostaljik fotoğraflarla oldukça doyurucu bir enformasyon derlemiş.

Miyazaki’nin kişiliğini, duygu dünyasını ve fikirlerini sadece filmlerinden yola çıkarak anlamaya çalışan ve ona karşı saygı ve sevgi besleyen biriyseniz Düşlerin ve Çılgınlığın Krallığı, adeta sizi algıladığınız ve hayal ettiğiniz Miyazaki konusunda yanılmadığınızı; Miyazaki filmlerinden size geçen duyguların ve düşüncelerin birey olarak Miyazaki’de gerçekten de var olduğunu ve Sunada’nın onunla kurduğu diyaloglarda da sahip olduğu nezaket, duyarlılık ve çocuksuluğun her an hissedilebildiğine tanık oluyorsunuz ve Miyazaki sevginiz daha da perçinleniyor. Sinema ve animasyon tarihi pek çok başarılı ve sevdiğimiz nice yönetmenlerle dolu; ancak “bir insanın dünyaya bakışını şekillendirmek” ender yönetmenin seyircisine verebileceği bir etki ve Miyazaki de kesinlikle onlardan biri. 72 yaşında bir yönetmen olarak yaşlılık ve ölüm gibi konularla ve stresli durumlarla nasıl başa çıktığını, esprileri ve güleç yüzüyle etrafında olmanın insana enerji verdiğini; detaycılığından ve profesyonelliğinden taviz vermediği halde nasıl herkesle iyi ilişkiler kurabildiğini görüp etkilenmemek ve hayata bakışımızla kıyaslamamak mümkün değil. Aynı saygıyı Sunada’nın Miyazaki’ye yaklaşımında ve onu usulca takip eden kamerasında da fark etmek mümkün; Miyazaki ile tanışmak ve yakınlaşmak, adeta türünün son örneği bir canlıya yaklaşmak gibi. Miyazaki’nin kendi rızası ile ortak ettiği kadarıyla da olsa ritüellerini bilmek, evinin ve hayatının her noktasında bir çalışma ve araştırmanın izlerini görmek, onun duyarlılığının ve çalışkanlığının ispatı. Ancak hayata dair her şeyi anlamış olmasını beklediğimiz biri olarak Miyazaki’nin bile hala filmlerini sorgulayan ve bir şeylere cevaplar arayan hallerini görünce mutlu olmadığını dile getiren bir Miyazaki görmek, anlaşılır ve tutarlı hale geliyor.

Belgesel film, Takahata’nın Prenses Kaguya Masalı ile ilgili yapım sürecine fazla girmiyor. Nedeni de Takahata ve Miyazaki’nin, filmlerini ayrı stüdyolarda yapıyor olması. Eski ortakların birer dost oldukları kadar, aynı zamanda birer rakip olduğunu anlıyor ve görüyoruz. Rüzgar Yükseliyor ve Prenses Kaguya Masalı’nın eş zamanlı çekilmesini ve eş zamanlı vizyona girmesini planlarken bu rekabet hissine güvenerek başarı bekleyen stüdyo, iki efsanesini de bu şekilde son filmlerine motive etmeye çalışıyor. Takahata’nın stüdyosunda neler olduğu ve işlerin nasıl gittiği hiç ekrana gelmese de, Miyazaki’nin stüdyosunda her gün açılan Takahata ve yeni filmi mevzusu, rekabetin gerçekten de var olduğu konusunda bizleri de ikna ediyor. Hatta bu dostane rekabetin Rüzgar Yükseliyor’da işleniyor olabileceği dahi akıllara geliyor.

Düşlerin ve Çılgınlığın Krallığı bizi düşlediğimiz Miyazaki ile gerçek Miyazaki’nin yakınlığı konusunda olduğu kadar, Rüzgar Yükseliyor filminin arka planında, Miyazaki’nin geçmişinin ne derece etkili olduğu konusunda da yanılmadığımızı gösteriyor. Onun en duygusal ve kişisel eseri olduğu izlenimi edindiğimiz filmin ortaya çıkışında, kendisinin geçmekte olduğu duygusal sürecin de etkili olduğunu saklamayan Miyazaki, babası ile Hiro karakteri arasındaki bağlantıyı doğrulayan sözleri, filminin geçtiği döneme dair genç animatörlere çocukluğundan yola çıkarak anlattığı detaylar, yaşadığı savaş tecrübesinin filmde yansıdığı anlar ve savaş uçaklarının estetik çekiciliği ile savaş karşıtı kişiliği arasında yaşadığı çelişkileri de anlatarak filminin detaylarını kişisel geçmişi üzerine inşa ettiğini bizlerle de paylaşıyor. Dolayısıyla Rüzgar Yükseliyor filmi için bir kamera arkası özelliği taşımakla kalmıyor, perde arkası hüviyetini de kazanıyor, bu pek çok yönden doyurucu olan belgesel.

Ve elbette görmesek, tanışmasak hayal kırıklığı yaşardık; Studio Ghibli’nin miskin mi miskin bir kedisi var.

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.