Ida (2013): Kabullenme Üzerine

Ida (2013): Kabullenme Üzerine

Yazar Puanı4
  • Genç bir rahibe adayının yemin etmeden önce hayattaki son akrabasının yanına gitmesi ve burada gerçek geçmişi ile yüzleşmesini anlatan Ida; mazi, bellek, karar verme, kendi tabularıyla yüzleşme ve bireysel sınırları test etme üzerine düşünmemizi sağlıyor. Pawel Pawlikowski’nin dramatik yapıyı kurmak için türlü numaralara meyletmediği, hikâyedeki çatışmayı yok sayarak karakterlerin duygu durumlarına odaklandığı film etkileyici görsel dili ile sonuca ulaşmayı başarıyor.
Share Button

Kişilerin kendilerini tanıma ve sınırlarını keşfetme yolculuğunun yaşamı boyunca sürdüğünü söylemek mümkün. Yine de belirli bir yaşa vardığı zaman, toplumun da baskısıyla kendi geleceği hakkında karar verme ihtiyacı doğmaktadır. Bu tip durumlarda insanın tüm parametreleri hesaplayarak bir karar verdiğini ya da en azından kalbinin sesini dinlediğini varsayarız. Peki ya kendin hakkında bildiğin şeyler hatalı ya da eksik ise? Tanıdığını sandığın kişiliğinin bir yanılsama üzerine inşa ettiği şüphesine düşersen ne yaparsın? Genç bir rahibe adayının yemin etmeden önce hayattaki son akrabasının yanına gitmesi ve burada gerçek geçmişi ile yüzleşmesini anlatan Ida; mazi, bellek, karar verme, kendi tabularıyla yüzleşme ve bireysel sınırları test etme üzerine düşünmemizi sağlıyor. Pawel Pawlikowski’nin dramatik yapıyı kurmak için türlü numaralara meyletmediği, hikâyedeki çatışmayı yok sayarak karakterlerin duygu durumlarına odaklandığı film etkileyici görsel dili ile sonuca ulaşmayı başarıyor.

1960’lı yılların Polonya’sında, çocukluğunu manastırda korunaklı bir ortamda geçirmiş olan Ida, rahibe olmak için son yemini etmeden önce teyzesi Wanda’yı ziyaret etmek zorundadır. Kendisiyle şu zamana kadar hiç temas kurmamış teyzesi ile ilk karşılaşmasında aslında bir Yahudi olduğunu ve ailesinin soykırım kurbanı olduğunu öğrenir. Wanda ile birlikte ailesinin kemiklerinin izini sürmeye başlarlar. Bu yolculuğun Ida için keşfetme, farkına varma ve bildiklerini sorgulamaya tetikleyici bir etkisi olacaktır.

Geçmiş ve Gelecek Arasındaki Bağ

Ida’nın ailesinin mezarını arayışından itibaren başlayan yolculuğu, geçmişi anlamaktan çok, şimdiki zamanı tanımlamakla ilgilidir. Pawel Pawlikowski, Ida’nın karar verme mekanizmasının muğlâklaştığı bu dönemde geçmişten değil de şimdiden, deneyimlerden güç almasını sağlamakta ve konunun getirdiği ağır duygu durumlarından karakteri özellikle uzaklaştırmaktadır. İzlediğimiz Ida’nın daha önce var olduğunu bilmediği bir dış dünyayı keşfetme çabası, içinde uyanan cinsellik ve geleceği ile vereceği kararlardan ibarettir. Bu açıdan bakıldığında filmin Ida üzerinden söyleminin umut verici olduğunu söyleyebiliriz. Yolculuğun sonuçlarına değil de Ida’nın kendiyle ve bireysel tabularıyla yüzleşmesi, kaçınılmaz olarak din ile kurduğu bağı sorgulamasını sağlayacaktır. Ida, Wanda ile birlikte gezdiği mekânlar -otel barları, sokaklar, karakol, mülkiyet değiş tokuşuna sebep olmuş binalar vs.- sayesinde geniş bir perspektiften çevreyi deneyimleme ve kararını verme fırsatı bulmuştur. Burada filmin sonuna atıf yapılarak muhafazakârlaşma eleştirilerini biraz açalım: Ida’nın neredeyse bir gece de deneyimlediği -seks, sigara, alkol, dans vs.- eylemlerin onun için yeterince güçlü olmadığını ve kendi benliğinde tam karşılığını bulmadığını görmekteyiz. Seks sonrası sevgilisinin Ida’yı şehir dışına davet etmesi, gelecek hayallerindeki basitlik karşısında Ida’nın “ya sonra” ne olacak diye sorması filmin sonunun tutarlı olduğunun altını çiziyor. Kiliseyi tercih etmiş olmasının Ida’nın yetişme tarzını düşündüğümüzde şaşılacak bir şey olmadığını, deneyimlerin illa ki kişinin karakterini değiştirmeyeceğini unutmamak gerekiyor.

Yeni Polonya Yaratıldıktan Sonra

Ida’nın yukarıda erkek arkadaşına sorduğu “ya sonra” sorunsalı teyzesi Wanda için de geçerli. Sosyalist Polonya’nın kurulmasında büyük rol oynayan, onlarca kişiyi müebbet hapse yollayan eski savcı, yeni hâkim Wanda’nın özgürlük ve güçlü kadın imajının da yanılsama olduğunu öğreniyoruz. Wanda savaş sonrası bütün ailesini ve mesleki itibarını yitirmiş eskiye ait bir kadın imajı çizmektedir. Hayallerini sosyalizme adamış Wanda’nın, kendisini sımsıkı saran derin yalnızlığının Ida’nın hayatına girmesiyle kırıldığını söylemek mümkün. Bu kırılma olumlu anlamda değil, daha çok yaşadığı umutsuzluğun farkına varması şeklinde gerçekleşmektedir. Bir nevi Ida, Wanda için geçmişin tekrar su yüzüne çıkmasını sağlamakta; Ida’nın gelecek ile yüzleşmesini Wanda da geçmişle yapmaktadır. Bu yükü kaldıramaması şaşırtıcı olmayacaktır.

Pawel Pawlikowski, Ida’nın görsel dilini kurarken kadrajda seyircinin alışageldiği kompozisyon kurallarını hiçe sayıyor. Sabit kamera ile neredeyse kadraj içinde zorla kendilerine yer bulmuş karakterleri izliyoruz. Bu tercihin filmin atmosferine paralel bir soğukluk ve mesafe kazandırdığını söylemek mümkün. Diğer taraftan, bu tercih karakterlerin “ait olamama” hissiyatını da vurguluyor. Kadrajdan dışlanan Ida ve Wanda’nın hayata karşı duruşlarının da bu tasvire uygun olduğunu söyleyebiliriz. Wanda’nın kadrajdan / hayattan çıkması; Ida’nın da kadrajı / hayatı harekete geçirmesi filmi bütünlüklü bir sonuca ulaştırıyor.

twitter.com/gok_gkhn

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.