Keşfet #58: I Walked with a Zombie (1943) – Jacques Tourneur

Keşfet #58: I Walked with a Zombie (1943) – Jacques Tourneur

Share Button

1940’lı yıllarda RKO için çektiği korku / gerilim filmlerinde anlatısını kullandığı psikolojik öğeler vasıtasıyla kuran Jacques Tourneur’ın gerçeklikle kurduğu bağı, hassas bir dengede ele aldığını söylemek mümkün. Bu dönemde Tourneur karakterleri zihinleri ile tehlikeli bir ilişki içerisine sokan ve depresif bir kâbus hissiyatı uyandıran filmler çekmiştir (I Walked with a Zombie dışında Cat People ve The Leopard Man’ı da etkin örnekler olarak gösterebiliriz). Ham korku öğelerini kullanmadan ve bariz şoklar yaşatmadan; izleyiciyi mekân, ışık gölge ve atmosfer içerisine hapseden Tourneur, bu sayede tarifi zor bir tedirginlik hissi elde etmektedir. Yönetmenin biçimci üslubunun doruk noktalarından olan I Walked with a Zombie / Bir Zombi ile Yürüdüm, gizemli bir adada iş bulan hemşire Betsy’nin gözünden bir yandan bulanıklaşan gerçeklik algısına vurgu yaparken, diğer taraftan vodoo ayinlerine uzanan tekinsiz bir atmosfere izleyiciyi ortak eder.

Hemşire Betsy, Karayıp adalarında bir şeker tarlasının sahibi olan Paul Holland’ın karısı ile ilgilenmek üzere adaya gelir. Adada yıllar önce Afrika’dan köle olarak getirilen zenciler ve onların tuhaf adetleri ile ilgili söylentiler dolaşmaktadır. Çiftlikte Paul’un annesi ve üvey kardeşi Wesley ile tanışır. Bakımını üstlendiği Jessica ise şiddetli tropikal bir ateş sonucu bilincini yitirmiş, görünüşü kaskatı durumdadır. Çiftlikteki olayları araştırmaya başlayan Betsy hem Paul’a âşık olacak hem de Jessica’nın vodoo büyüsüyle yaşayan bir ölüye dönüştüğünü keşfedecektir.

Zombiler ve Jane Eyre

Günümüz sinemasında artık her türlüsünü gördüğümüz zombi temasını, Tourneur psikolojik bir korku öğesi olarak kullanır. Zaten Romeo’nun zombi tanımını yaptığı devrimci filmi Night of the Living Dead’e (Yaşayan Ölülerin Gecesi) kadar zombi, yerel ritüellerin sonuçlarında etki altına alınmış kişiler olarak perdede yer almaktadır. Bu tür etnik törenlerde yaratılan fantastik yaratıklar (çizgi roman evrenin kötü adamları gibi) Amerika’nın düşman yaratma tanımına da uyan bir davranış biçimidir (Evinden iyilik yapmak için ayrılan Amerikalının -Betsy- başına kötü şeyler gelmektedir). I Walked with a Zombie / Bir Zombi ile Yürüdüm de bu açıdan türdeşlerinden muaf değildir; ancak folklorik öğeler ilginç bir düzlemde ele alınır. Betsy’’nin yerel halkla kurduğu bağ, ötekinin aslında manipüle edildiğinin altını çizer. Diğer taraftan ailenin her bireyinin olayı algılama biçimlerinin farklı olması da bu manipülasyonu desteklemektedir. Bu durum “beyaz kahramanların” sömürgecilik ve kölelik üzerinden eleştirilmesine olanak sağlamaktadır.

I Walked with a Zombie için ilginç bir Jane Eyre uyarlaması diyebiliriz. Bronte’nin kült romanının birçok teması filmde kendisine yer bulur: Ev sahibine aşık Betsy’nin bir nevi Jane Eyre olduğunu söylemek mümkündür, ayrıca tavan arasındaki hasta kadın ve Betsy’nin özgür kadın imajı da romana paralel kurgulanmıştır. Tourneur’un edebiyatla kurduğu bağ, hikâyenin gevşek olan olay örgüsünü, muğlâk ve iyice rahatsız edici lirik bir atmosfere taşır. Anlatı ve görüntüleri masumiyet ve ölüm bağıntısıyla birbirine bağlayan filmin rafine ve zarif bir stili olduğunu söylememek mümkündür. Yönetmenin filmin sonunda yaşattığı eksikli katarsisin de muazzam olduğunu söylemeden geçmeyelim.

Tourneur’un filmi birkaç noktada sorunlu görünse de bugün bile etkileyici olan sinematik bir şölen sunmaktadır. Işık ve gölge ile yaratılan atmosfer, Betsy ve Jessica’nın gece yürüyüş sahnesinde üst seviyeye ulaşır. İzleyiciyi sıçratma numaralarına girmeyen yönetmen St. Sebastian büstü gibi dinsel imgeler ve yerel halk folklorundan üst seviye de faydalanarak sonuca ulaşır.

twitter.com/gok_gkhn

, , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.