Keşfet #52: Sedmikrásky / Daisies (1966) – Vera Chytilová

Keşfet #52: Sedmikrásky / Daisies (1966) – Vera Chytilová

Share Button

Sovyetlerin Çekoslovakya’yı işgal etmesinden iki yıl önce, sadece “salataları pörsümüş olduğundan öfkelenen tüm insanlara” ithaf edilen Sedmikrásky (Daisies / Papatyalar), 60’ların ortasında beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan ve aynı hızla 1968 Prag Baharı ile sona eren Çek Yeni Dalgası’nın en tuhaf, delişmen ve eleştirel filmlerinden biridir. Vera Chytilová’nın belirli bir olay örgüsü yerine kamerasını her ikisinin de ismi Marie olan 17 yaşındaki özgür kızların peşine taktığı Papatyalar, dünyanın bozuk düzenine ve tüketim toplumuna ağır eleştiriler getiriyor. Toplumun kadına biçtiği rolü yerle bir eden, güçlü feminist damardan beslenen film, yıkıcı ve tehditkâr olmaktan bir an bile geri adım atmıyor.

Tüketim toplumuna ve yozlaşmaya duyduğu tepkiyi, önlerine gelen her şeyi yıkmaktan ve bozmaktan zevk alan iki genç kızın özelinde anlatan Vera Chytilová, onları varoluş kaygısı içerisinde bir arayışa sürükler. Bu arayışı filmin başında karar verdikleri “kötü olma” fikriyle paralel olarak izlediğimiz zaman nihilist bir bakış açısı yakalarız. Aslında yaşlı adamları kandırıp onlara lüks restoranlarda yemek ısmarlatan, sonra da onları tren garından uğurladıkları oyunların varoluşlarına bir katkısı yoktur. Sürekli yemek yemeleri, gittikleri yerlerdeki uygunsuz davranışları, tüketim toplumuna yıkıcı bir eylem olduğu kadar kayboldukları varoluş arayışını örten bir oyundur aynı zamanda.

Bu oyunu oynamaktan sıkıldıkları an film hem biçim hem de içerik olarak farklı bir yola sapar. Bir papatya bahçesinde “ilk günah”ı tekrardan canlandıran kızların yedikleri elmanın çekirdeğinin şeftali olması ile kadın cinselliği dışa vurulmaktadır. Hemen arkasından ise kızların çift kişilik yataklarında fallik yiyecekleri makasla doğradıklarını görürüz. Lezbiyen bir ilişki olarak da okuyabileceğimiz bu durum kadının konumlandırılması olarak da feminist okumaya açıktır. Filmin hemen başında bikinileri ile oyuncak bebekler gibi konumlandırılan kızlar, süreç boyunca değişik kimlikler edinirler. Küstah ve kural tanımaz olmaları, başta gördüğümüz cici -saf- kız imajlarını yıkmaları yönetmenin temel derdini de ortaya döker: Kadının bir imaj ya da nesne olarak tanımlanması Chytilová için kabul edilebilir bir şey değildir. Zaten erkeği iğdiş etmekten geri kalmamıştır. Diğer taraftan kızlar “erk”i dışarıda bıraktıkları zaman da kendilerini kesip biçmeye başlar. Kadının sembolik imaj görüntüsünü bu sayede parçalayan Daisies, bu yıkımı savaşın getirdiği yıkıma paralel olarak sunar. Film boyunca Marie 1 ve Marie 2 olarak adlandırılan karakterler ahlak normları içerisinde yaftalanmıştır; ancak asıl ahlaksızlık onların dışında devam etmektedir. Savaşın devam ettiği, bombaların yıkımını sürdürdüğü bir dünyada erk’i dışarıda bırakan bu yapının cezasız kalması mümkün değildir. Filmin sonundaki cezalandırma, bu meydan okumanın genel kitle tarafından kabul görmeyeceğinin ispatı niteliğindedir.

Papatyalar’ın teknik olarak da oldukça kışkırtıcı bir üslubu bulunmaktadır. Kullanılan renk filtrelerinin değişimi, anlam ve düzen kavramlarına karşı çıkan deneysel ve avangart tarzı ile Chytilová’nın Dada’yla kurduğu bağ filmin değerini yükseltir. Edepsizce davet edildiğimiz ve pervasızca ortak olduğumuz bu yolculuğun düzene karşı çıkmak ve sorgulamak için bir kapı araladığını söylemek gerekir. Kızların sordukları en basit soru olan “Neden seni seviyorum diyoruz? Mesela yumurta da diyebilirdik” bile ironik olarak bakış açınızı sarsacak bir eyleme dönüşmektedir. Döneminde sansürle başının bolca derde girmesi ve yönetmeni 6 yıl film yapmaktan mahrum bırakması da bu savı destekler.

twitter.com/gok_gkhn

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.