Klama Dayîka Min (2014): Göç Olgusunda Modernizm ve Hafıza Tezahürü

Klama Dayîka Min (2014): Göç Olgusunda Modernizm ve Hafıza Tezahürü

Yazar Puanı4
  • Annemin Şarkısı, göç olgusunu zorunluluk ve kentsel dönüşüm çerçevesinde ele alarak göç ile başlayan değişimi modernleşme temelinde anlatır ve bireyin entelekti ve entelektüel tavrı çerçevesinde batılılaşma görüntüsünün gizli bir yozlaştırma ve hafızasızlaştırma olduğuna değinir. Dengbej anlatıları ile filmsel anlatının en çok çakıştığı, somut olgulara soyut anlamlar yükleme ve en yalın betimlemeler temeline dayanan simgesel anlatım yöntemi ile kotarılmış filmin, en büyük başarısı; gerçeklik olgusunun insanın içsel çatışmaları olduğundan hareket etmesi ve geleneksel olana gerekli özeni göstermesi.
Share Button

Klama Dayîka Min / Annemin Şarkısı diğer örneklerinin aksine geleneksellik-modernlik arasındaki devinime öze dönerek, ana topraklarından karşılık veriyor. Derviş Zaim’in geleneksel sanatlar ile sinema dilini harmanladığı üçlemesinin bir örneğini Erol Mintaş’ın Kürt geleneksel anlatıcıları olan dengbejler ile sinema anlatısını benzeştirmesinden kaynaklı aynılaştırabiliriz. Bu açıdan Mintaş için seleflerinin içinde bulunduğu enformasyon tarafından temellendirilen bir gerçeklik kıskacından kurtulduğu -dengbejlerin olanı en yalın biçimde anlatması gibi- söylenebilir. Günümüz Kürt anlatılarının ortak paydası olan çocukluğa, geleneğe, köklere dair aidiyetlerin arasında unutulan, kültürel ve fikri bir bunalımın oluşturduğu bireyin kendisine de odaklanan yönetmenin başarısı ise, kendisinin ve birçoğumuzun içinde bulunduğu bu bunalımı başarılı bir biçimde gözlemlemesinde yatıyor.

Filmdeki karga ve tavus kuşu hikâyesi ile modernleşmenin dayattığı bireyselliğin ve entelektüel buhranın oluşturduğu bireyi -Ali karakteri özelinde Kürt bireyleri- tanımlayan ve aynı zamanda filmin temel noktasını da oluşturan Mintaş, aslında hep karşılaştığımız bir senaryo matematiği kuruyor; fakat hikâyenin realistik devinimlerini, anlatısı ile beraber içselleştirmeyi başarabilmesi ile de farklılaşabiliyor. Burada entelektüel kıskaç ya da kriz gibi bir tanımlama yapmak isterdim; fakat her iki tanımlama da zaman açısından derdini izah etmede sıkıntı oluşturacaktır. Çünkü kriz “an” ile ilgili bir meseledir; fakat ülkemizin yaşadığı bu entelektüel karmaşa günümüzü de kapsayan bir süreci içerdiği ve elbet de bir gün sona ereceği için bir dönüm noktası anlamını da içeren buhran kelimesini tercih etmenin daha doğru olacağı kanaatindeyim. Peki, bu buhranın en büyük aymazlığı nedir? Sanırım, kültürel anlamda ufak da olsa bir yer edinebilmiş her bireyin, başta ailesi olmak üzere en yakın çevresine nesne rolü biçmeye başlamasıdır. Bu konuyu açmak için hafif de olsa kapitalizm ve modernizm temelinde aile olgusunu inceleyip film ekseninde örneklendirelim.

Temel tüm sosyal yapıların konusu olan aile, tarih sahnesinde kendiliğinden yer alır ve tüm boyutları ile tarihsel bir oluşumdur. Tarih boyunca ailenin varlığı ve tutarlığı konusunda kendine özgü bir modele sahip olduğu söylenebilir. Dolayısı ile çekirdek aile kimliğinin açık temsili, toplumsalın kendini tarif etme biçiminin birebir kendisidir diyebiliriz.(*) Kapitalizm ve modernizm bir yandan aileyi toplumdan izole etmek amacı ile kent yaşamında steril site ortamını dikte ederken, bir yandan da aile bireylerini birbirine yabancılaştırma mekanizmalarını oluşturmak için bireyselliği ön plana çıkarır. Bu yabancılaştırma ve bireysellik temelinde oluşan kayıtsızlık ise insanın tür olarak insandan uzaklaşmasına ve tam anlamı ile otomatize olmasına sebep olur. Otomatize ile kavramların birer uzantısı haline gelmiş insan karakteristiğinden ve bu kavramlar uğruna kendisi dışındaki herkese birer nesne rolü biçen bireyi kastediyorum. Bu temayı film çerçevesinde örneklendirecek olursak; geleneksel yapının temsilcisi olan Anne’nin, oğlu Ali’nin yorgunluğu karşısında gösterdiği reaksiyonu, modern yapının teamüllerini barındıran Ali, annesinin hastalığı karşısında aynı duyarlılıkla göstermez. Aynı şekilde sevgilisi ile olan ilişkisinde Ali’nin kendini konumlandırması ile Zeynep’in kendini konumlandırması arasındaki uzaklıkta da aynı olgu vardır. Bu açıdan Ali için kültürel faaliyetleri dışındaki herkese birer nesne rolü biçtiği söylenebilir.

Aslında Mintaş, Ali karakterinin nesne biçen rolü ile filmin temel devinimlerinden olan hafıza mefhumunu besleyen bir yan anlatı kurar. Anne Nigar’ın sahip olduğu sonsuz inat, Kürt dilinin ve kültürünün filmin başındaki sahnelerden de görüleceği üzere, çeşitli baskı ve dejenere yöntemlerine rağmen ne şekilde devam ettirildiğini gösterir. -Zaten bunu Ali ile dengbej arasındaki diyalog ile de açıkça dillendirir yönetmen.- Nigar’ın köye dönme isteğinin bir inat halini alması karşısında Ali’nin modernizmin devinimleri ile beraber diline sahip çıkma çabası ile oluşan filmsel çatışma; dernekteki gençlerin Kürtçe rock performansı karşısında Nigar’ın göstermiş olduğu tepki ve belleğinde yer eden bir klamın inatla izini sürmesi; köyün, özü temsil etmesi; ilk zorunlu göçün gerçekleştiği Tarlabaşı’ndaki kültürel benzerlikten kaynaklı toplumsal izolasyon ve kültürel dejenerasyonun henüz tam anlamı ile gerçekleşmemiş olması gibi tüm detaylar, hafızasızlık durumu karşısında inatla direnen birey ve tutumlarını göz önüne serer. Kendinden olana değer vermemeye başlayan kişiler karşısında sergilenen inat, sıradan bir diş diremesinin dışında seyir eden bir başkaldırı, direniş halidir. Nigar annenin inadı her ne kadar Kürt kadının karakter özelliği olarak görünse de, yukarıda da bahsetmiş olduğum gibi çekirdek aile kimliğinin açık temsilinin, toplumsalın kendini tarif etme biçimin birebir kendisi olmasından hareketle, bu küçük çekirdek ailenin hafıza ile olan münasebeti toplumsalın hafızasızlığını yansıtmak için tasarlanmış bir mikrokozmozdur.

Annemin Şarkısı, göç olgusunu zorunluluk ve kentsel dönüşüm çerçevesinde ele alarak göç ile başlayan değişimi modernleşme temelinde anlatır ve bireyin entelekti ve entelektüel tavrı çerçevesinde batılılaşma görüntüsünün gizli bir yozlaştırma ve hafızasızlaştırma olduğuna değinir. Dengbej anlatıları ile filmsel anlatının en çok çakıştığı, somut olgulara soyut anlamlar yükleme ve en yalın betimlemeler temeline dayanan simgesel anlatım yöntemi ile kotarılmış filmin, en büyük başarısı; gerçeklik olgusunun insanın içsel çatışmaları olduğundan hareket etmesi ve geleneksel olana gerekli özeni göstermesi.

1) Adnan Cihangir’in “Aile” adlı makalesinden faydalanılmıştır.

twitter.com/teksinbegec

, , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.