Endişe (1974): Rengi Kapitalist Kırmızı

Endişe (1974): Rengi Kapitalist Kırmızı

Yazar Puanı4.5
  • Endişe, Türk Dil Kurumu sözlüğünde tasa-kaygı, kuşku, korku ve düşünce kelimeleriyle karşılık bulur. Yılmaz Güney’in yazdığı, Şerif Gören’in yönettiği Endişe filminde ise kelimenin bütün karşılıkları filme sinmiş gibidir. Mevsimlik tarım işçilerinin durumu, kan davası ve başlık parası gibi olguları tek bir hikâyede, hatta tek bir karakterde toplayan Güney’in senaryosu, söz konusu problemleri ayrı değerlendirmenin ve ayrı tedbirler almanın anlamsız olduğunu düşündürür. Zira problemlerin kaynağına inildiğinde (Güney’in de filminde ilişkilendirdiği üzere) birbirine zincirlenmiş gibi bağlı oldukları ve bir şekilde ekonomi ile alakalı oldukları görülür.
Share Button

Endişe, Türk Dil Kurumu sözlüğünde (1) tasa, kaygı, (2) kuşku, (3) korku, (4) düşünce kelimeleriyle karşılık bulur. Yılmaz Güney’in yazdığı ve çekimlere yeni başlamışken tutuklandığı için asistanı Şerif Gören’in yönettiği Endişe filminde ise kelimenin bütün karşılıkları filme sinmiş gibidir. Mevsimlik tarım işçilerinin durumu, kan davası ve başlık parası gibi olguları tek bir hikâyede, hatta tek bir karakterde toplayan Güney’in senaryosu, söz konusu problemleri ayrı değerlendirmenin ve ayrı tedbirler almanın anlamsız olduğunu düşündürür. Zira problemlerin kaynağına inildiğinde (Güney’in de filminde ilişkilendirdiği üzere) birbirine zincirlenmiş gibi bağlı oldukları ve bir şekilde ekonomi ile alakalı oldukları görülür.

Tasa, Kaygı… Mevsimlik Tarım İşçileri

Pamuk işçisi Cevher’in, pamuk fiyatlarının bir türlü açıklanmaması ve emeğinin nasıl hesaplanacağının netleşmemesi sebebiyle ne kadar kazanmakta olduğunu ve kazancını ne zaman alacağını bilmemesi endişesinin sadece bir yönüdür (tasa / kaygı). Tüm pamuk işçileri gibi kulağı ekonomi haberleriyle ve pamuk fiyatlarıyla ilgili olarak hep radyodadır; devletin fiyatları açıklaması geciktikçe hem moral bozan hem de ümit veren dedikodularla psikolojisi alt-üst olmaktadır. Bu yönüyle Cevher’in endişesi tamamen ekonomiktir.

Tarımda makineleşme, daha fazla arazinin tarıma açılması, çiftçiler arasında eşitsiz dağıtılan zirai kredilerle birlikte 1950’li yıllar, kapitalist üretim yapısının kırsal alanda hâkimiyetini ilan ettiği dönemdir (Çınar, 2012: 32). Çukurova’nın başı çektiği bu kapitalist tarım alanlarının hasat mevsiminde ihtiyaç duyduğu işgücünün yüksek oranda karşılandığı bölge ise iş alanı yetersizliği sebebiyle işsizlik probleminin daha yüksek olduğu, ucuz işgücü temin edebilmeye olanak veren Güneydoğu Anadolu’dur. Çiftçiler ile mevsimlik işçiler arasında köprü kuran, işçi temin eden ve onlar adına pazarlık yapan, kazancını ise işçi hak edişlerinden komisyon alarak sağlayan elçiler bulunur. Görüldüğü gibi pamuk tarımının üretim yapısı tamamen kapitalisttir; emeğin birden fazla kere sömürülmesi söz konusudur. Endişe filminin daha ilk sahnelerinde de söz konusu kapitalist yapı, adres gösterilmek suretiyle belgelenmeye çalışılmıştır. İşçi yüklü kamyonların Adana yollarındaki seyirleri esnasında görülen Bossa, Sasa, Pilsa, Marsa, Yağsa gibi tabelalar ile Sabancı Holding’in kapitalist düzenin büyük aktörlerinden biri oluşuna işaret edilmiştir. Hatta Adana’nın girişindeki vilayet tabelasında “n” harfinin üzerine çizilmiş “s” harfi ile Adasa kelimesi türetilmiş, (Adana merkezli Sabancı Grubu’nun kurucusu Hacı Ömer Sabancı’nın pamuk işçiliğinden elçiliğe, oradan pamuk ticaretine geçmesi örneğinde olduğu gibi) kapitalist sistemin Adana’da hâkimiyet sağladığı vurgulanmıştır.

Filmde kapitalizmin rengiymişçesine sermaye sahiplerinin makineleri (patronun arabası, ilaçlama uçağı, çiftçibaşının traktörü, pamuk hasat makineleri) hep kırmızıdır. Şerif Gören, bir işçinin öldürüldüğü sahneyi pamuk toplama makinelerinin görüntüleri ve kan sıçramış bir pamuk görseli ile kurgulayarak makineleşmenin beden işçiliğini yok ettiği anlamını oluşturmuştur. Endişe filminde Cevher için kapitalizm de kan kırmızıdır, davası da, geleceği de…

Kuşku… Başlık Parası

Cevher’in bir diğer endişesi çalışıp para kazanmak için ailesi ile birlikte geldiği Çukurova’da, kızı Beyaz’ın erkeklere ilgi duyması, gönlünü kaptırması, kaçması veya etraftaki erkeklerden biri tarafından kaçırılması ihtimalidir (kuşku). Zira böyle bir durum hem Beyaz’ın “aklı başka yerlerde” olduğundan daha sıkı çalışmasını engelleyecek ve daha az pamuk toplamak, yani daha az para kazanmak anlamına gelecek, hem de Beyaz’ın biriyle kaçması ya da bakireliğini kaybetmesi ihtimalinde talep edeceği başlık parasından olacaktır.

Başlık parasının kırsal bölgelerimizde görülmesinin sebebi tarımsal üretimde kadınların da işgücüne katılıyor olmasından gelir. Evlenen kız, ailesinden ayrılmakta, bu nedenle ailesi bir işgücü kaybına uğramaktadır; ayrıca gelin olarak gittiği aileye doğuracağı çocuklar vasıtasıyla yeni işgücü temin edecektir (Tezcan, 1976: 417–418). Bu bakımdan başlık parası, işgücü kaybı veya işgücü temininden dolayı el değiştiren potansiyel emek kaybı veya zararı anlamına gelmektedir. Pamuk topladıkları sırada Beyaz’ı etrafına bakarken yakalayan ve azarlayan Cevher, hem ailedeki işgücü unsuru olan Beyaz’ın verimsiz çalışmasından hem de başlık parası almadan işgücü kaybına uğramaktan endişe duymaktadır. Cevher’in endişesi bu yönüyle de ekonomiyle ilgilidir.

Korku… Kan Davası

Cevher ayrıca kan davası sebebiyle 45 gün içinde 15.000 lira kan parası ödeyemezse öldürülme endişesi (korku) taşımaktadır. Hatta bu uğurda bir çocuğunu gözden çıkarmasına ve karşı aileye sunmasına rağmen kabul edilmemiş, arabulucular vasıtasıyla belirlenen gün içinde, belirlenen parayı teslim etmesi konusunda mühlet almıştır. Küçük yaştaki çocuğunu gözden çıkarmış olmasının altında işgücü olarak ailenin ekonomisine bir fayda sağlamıyor oluşu bile varsayılabilir.

Kan davası geleneği Türkiye’nin toplumsal gerçekliği ile dört noktadan ilişkilidir: Türkiye’deki toplumsal yapı içinde varlığını sürdüren feodal toplumsal ilişkiler, merkezi hukuk sistemindeki boşluklar, genel yoksulluk ve eğitimsizlik (Topses, 2012: 190). Kan davasının en çok görüldüğü bölgeler, ekonomik olarak da ülke ortalamasının en altındaki bölgeler olan Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgeleridir. Ekonomi kan davasının temel nedeni değilse de, ekonomik refah seviyesinin düşüklüğü kan davasını ortaya çıkaran sebeplerin tetikleyicilerinden biridir. Örneğin bir kan davası sebebi olabilen kız kaçırma olayları da başlık parasına gücün yetmemesi nedeniyle yoksulluktan kaynaklanabilir. Ve aslında Beyaz’ın kaçmış veya kaçırılmış olması Cevher için, eğer kapatmaya çalıştığı kan davasından sağ kurtulabilirse açılacak yeni bir kan davası anlamına gelir.

Düşünce… Sonuçsuzluk

Her gün topladığı pamukların kilosunu kontrol eden ancak fiyat açıklanmadığı için tutarı belirleyemeyen, 45 günlük kan parası mühleti doluyor olmasına rağmen kazancını alamayan, diğer işçiler greve gitmiş olmasına rağmen dışlanma pahasına tek başına çalışmaya devam eden; çiftçibaşından Beyaz için aldığı başlık parası tekliflerini az bulmasına karşın mecbur olup olmadığına karar veremeyen Cevher’in, film ilerledikçe artan gerilimi, hesapları, kendi kendine konuşmaları da Cevher’in endişesidir (düşünce). Kan parasını ödeyebilmek endişesiyle Beyaz’ı çiftçibaşına vermek ya da Beyaz ucuz başlık parası ile gitmesin endişesiyle daha çok çalışıp daha fazla pamuk toplamak; 45 gün içinde pamuk fiyatları açıklanmaz endişesiyle onaylamadığı halde çevre dışından başlık parası teklifi almak ya da 15.000 lirayı toplayamam endişesiyle bütün işçileri karşısına alma pahasına greve katılmamak… Düşünmekten, hem de endişeyle düşünmekten ruh hali bozulan Cevher’in tarlaya ilk geldiğinde pamuklara bakarken parlayan gözlerinde artık sadece kaygı, kuşku ve korku okunur. Aklında ise her an kalan gün sayısı, pamuk fiyatı ve çiftçibaşının teklifi vardır.

Cevher’in sayıklamalarının ve topladığı pamuk kilolarını not ettiği defterini sürekli kontrol edişinin vurgusu önemlidir; çünkü görüleceği gibi Cevher’i dört bir yandan endişeye sokan, çoğunlukla Güneydoğu’nun gerçeği olan durumların kaynağı ekonomiktir. Kan davası ve başlık parası gibi konularda hukuki ve idari tedbirlere takılı kalan devletin, daha elzem olan ekonomik iyileştirmelere ağırlık vermesi gerekirken filmden 30 yıl sonra dahi mevsimlik işçiliğin de, kapitalist tarımsal düzenin de sosyal ve hukuksal haklar yönünden iyileşmediğini, neredeyse aynen devam ettiğini görüyorsak; ya tüm adımların boşa atıldığını ya da sermaye sahiplerinin sistemin işleyişinden memnun olduklarını düşünmeyi seçeceğiz.

Kaynakça:

1) Çınar, S. (2012), Türkiye’de Mevsimlik Tarım İşçilerine Dair Kısa Bir Değerlendirme, Perspectives, 1.12, 32-34.
2) Tezcan, M. (1976), İlkel Toplumlarda Başlık Parası Geleneği, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 9.1, 415-426.
3) Topses, M. D. (2012), Türkiye’de Kan Davası Geleneğinin Sosyolojik Çözümlemesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, 4.2, 189-197.

#cineritüeltop150

Erol Demiray

İşletme ve Radyo-TV-Sinema mezunu. Eleştirel alanında aktif olmaya DVD+ dergisinin resmi forumunda moderatörlük yaparak başladı. İlk eleştirileri ise 2008 yılında Kanal D Home Video dergisinde yayınlandı. 2009’da Sinemaximum sitesinde, 2010’dan itibaren ise kişisel blogunda yazmaya devam ederken Aralık 2013’de Cineritüel’e katıldı. Antalya’da yaşamaktadır.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.