Arabesk (1988): İstanbul Ne Tarafta Ağalar?

Arabesk (1988): İstanbul Ne Tarafta Ağalar?

Yazar Puanı4
  • Türk Sineması’nın yeni bir arayış içerisine girdiği 80’lerin ikinci yarısında, usta yönetmen Ertem Eğilmez “Arabesk” filmiyle karşımıza çıkar; özetle arabesk filmlerin hepsinin harmanlanıp hicvedildiği, ilk önce bol bol güldüren, ancak arka planda daha çok ‘arabesk kültürü’nün Türk Sineması’nda artık sona ermesi gerektiğini bağıran bir filmdir. Bu mesaja Türk sinema seyircisi, Arabesk filmini gişe rekortmeni yaparak cevap verir ve böylece sinemamız yeni bir dönemin kapısını aralamış olur. Bu açıdan baktığımızda ‘Arabesk’ filminin sinemamızda önemli bir yere sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Share Button

Konuk Yazar: Kerem ERGİN

Türk Sineması’nda 60’lı yılların ikinci yarısında ivme kazanan, 70’lerde ise sinemamızı kuşatan ‘arabesk furyası’ ilk aşamada ülkemizin gecekondu bölgelerinde yaşayan yoksul kesimi, daha sonra ise halkın genelini etkilemiş, sinemamıza ‘farklı’ bir özellik kazandırmıştır. Arabesk filmlerin çıkış noktasına baktığımızda, Cumhuriyet sonrası dönemde halkın şarkılarla dolu, isyankâr bir ruha sahip Mısır filmlerine olan ilgisini görebiliriz. Tabii çoğu ülkede olduğu gibi, arabesk bir anda ortaya çıkan bir kavram değildir ve temelinde halkın yaşadığı sosyo-ekonomik farklılıklar ve bu farklılıklardan kaynaklanan isyan duygusu yatar. Arabesk filmler denince akla Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses, Müslüm Gürses gibi ses sanatçıları gelir ve genellikle arabesk filmler, sanatçıların yaptıkları şarkılar doğrultusunda şekillenir. Şarkı sözleriyle bağlantılı bir şekilde geliştirilen senaryo, çoğunlukla bir aşk hikâyesini anlatmaktadır. Arabesk filmlerinin itici gücü olan aşk hikâyelerinde erkek-kadın arasında yaşanan ekonomik uçurumlar filmin sorununu oluşturur. Pek çok arabesk filmi benzer nitelikte olup fakir olduğu için sevdiğine bir türlü kavuşamayan genç adam, amansız kötü adamlar, sert baba figürü, gazinolarda kesişen hayat hikâyeleri ve benzeri öğelere sıkça rastlamak mümkündür.

Benzer öğeler içerdiği için arabesk filmlerin hepsini birbirine bağlayan özel bir kimya bulunmaktadır ve bu kimya, arabesk film kültürünün on sene gibi kısa bir dönem  içerisinde oluşmasını sağlamıştır. Seyircinin hızlı bir şekilde cevap verdiği bu kültür, halkın sinemada görmek istediklerini karşılayabilmiştir ve arabesk bir nevi seyirci için deşarj kaynağı haline gelmiştir. 80’li yılların sonlarına doğru isyandan kaderci bir görüşü benimsemeye başlayan arabesk film kültürü, ortak öğeleriyle sinema sanatını ikinci plana atan ve daha çok duygusal yoğunluk oluşturmaya çalışan haliyle ve sürekli kendini tekrar etmeye başlamasıyla ilgi kaybetmeye başlamıştır. Türk Sineması’nın yeni bir arayış içerisine girdiği 80’lerin ikinci yarısında, usta yönetmen Ertem Eğilmez “Arabesk” filmiyle karşımıza çıkar; özetle arabesk filmlerin hepsinin harmanlanıp hicvedildiği, ilk önce bol bol güldüren, ancak arka planda daha çok ‘arabesk kültürü’nün Türk Sineması’nda artık sona ermesi gerektiğini bağıran bir filmdir. Bu mesaja Türk sinema seyircisi, Arabesk filmini gişe rekortmeni yaparak cevap verir ve böylece sinemamız yeni bir dönemin kapısını aralamış olur. Bu açıdan baktığımızda ‘Arabesk’ filminin sinemamızda önemli bir yere sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Ağa kızı Müjde ile yanaşma oğlu Şener’in çınar ağacının altında sarılmasıyla başlar film. Arka planda dış ses büyük, çok büyük bir aşk hikâyesi izleyeceğimizi abartılı bir ifadeyle söyler ve böylece filmin stilini de öğrenmiş oluruz; ilk saniyesinden son saniyesine kadar absürtlüğün hâkim olduğu bir aşk hikâyesi. Öyle ki Müjde ile Şener’in köyde başlayan, İstanbul’da devam eden hikâyesi arabesk kültürün bütün özelliklerine sahiptir. Şener, Müjde’nin onu artık sevmediğini düşünüp aşkını unutmak için İstanbul’a giderken; Müjde ise başkasıyla evlenmemek için köyü terk eder ve kaçış olarak rotasını İstanbul’a çevirir. Yani İstanbul (büyük şehir), çoğu arabesk filmde olduğu gibi bu filmde de sorunları çözecek, geçmişi unutturacak olan çözüm kaynağı, kaçış noktasıdır. Hikâyenin başlamasıyla birlikte bilinçli olarak bir olay bombardımanına uğrarız. Önce Müjde’nin İstanbul yolunda defalarca tecavüze uğramasını, daha sonra hayat kadını olmasını, zengin bir koca buluşunu, ardından gazinoda şarkı söylemesini, aralarda Şener’le yollarının kesişmesini; Şener’in bir yanlışlık sonucu hapse girişini, sırayla Şener’le Müjde’nin kör oluşunu ve bunlar gibi pek çok absürt olayı izleyen seyirci bir yandan filmin temposuna ayak uydurmaya çalışırken, diğer yandan bu art arda gerçekleşen olayların uyandırdığı ‘saçma’ duyguya anlam vermek ister. ‘Hababam Sınıfı’, ‘Canım Kardeşim’, ‘Gülen Gözler’ ve daha birçok klasik filmin yönetmeni Ertem Eğilmez’in bu olay bombardımanıyla seyircide oluşturmak istediği his de tam olarak bu saçmalık duygusudur. Arabesk filmlerin senaryo olarak sahip olduğu hafiflik, film boyunca seyirciye nakledilir ve bu tarzın aslında dram türüne değil, komedi türüne yakıştığı gösterilerek, türün sahip olduğu  iç dinamikler kullanılarak hicvedilir. Eğilmez’in ‘Arabesk’i, Türk Sineması’nın en başarılı absürt filmi olmakla birlikte, aynı zamanda komedi öğeleri çıkartıldığında arabesk türünün bütün özelliklerini taşıdığı için bir nevi türün özeti niteliğindedir. Arabesk kültürün isyandan kaderciliğe geçişini bile filmin hikâyesinde görmek mümkündür.

Ertem Eğilmez bir röportajında Arabesk filmini on yıl daha erken çekmeye kalksa taşlanacağından bahsederek filmin zamanlamasının doğruluğuna vurgu yapmıştır. 70’li ve 80’li yıllarda halkın yaşadığı buhranlı havanın karşılığı olan arabesk sineması, belki Türk Sineması’na biçim olarak bir şey katmamış olsa da içerik olarak seyircinin ihtiyacını karşılamıştır. Ancak 80’li yılların sonuna doğru Türk Sineması’nın nitelik olarak toparlanma sürecine girdiğinde artık arabesk filmlerin yüzlerce kez tekrar edilmiş konularından uzaklaşması gerekmekteydi. Bu açıdan baktığımızda arabesk döneme veda niteliği taşıyan ‘Arabesk’ filminin, sinemamız için kilometre taşı olacak hiciv yeteneğinin yanında, zamanlamasının da sinemamızın tarihi gelişimi açısından önemli bir noktada durduğunu söyleyebiliriz.

Müzikal kimliği olmayan, sadece şarkılarla ilerleyen çoğu arabesk film gibi ‘Arabesk’ de hikâyesini daha çok şarkılar üzerinden anlatmaktadır. Filmde geçen şarkılar hikâyeden kopmadan, yaşanılanları olgunlaştırmak için kullanılır ve her ne kadar ‘alaycı’ bir duruşu olsa da, Attila Özdemiroğlu’nun elinden çıkan şarkılar hala canlılığını korumaktadır. Türk Sineması’na ilk başta ihtiyaç olarak nakledilen, daha sonra sinemamızın kültürüne sinen ve yapışan arabesk kültürü gibi, müziklerin de aslında dışarıdan benimsendiğine ‘dokunduran’ pek çok müzikal sekans mevcuttur. Örneğin Şener ile Müjde’nin kavuştukları ve beraber şarkı söylemeye başladıkları ilk sahnede, ikiliyi Hint kıyafetleri içerisinde ve Hint ezgileriyle şarkı söylerken görürüz. Şarkının ikinci kısmında ise Şener ile Müjde’yi bu kez kaptan ve miço kıyafeti içerisinde bir teknede görürüz. Türk Sineması’nın, doğunun dokusunu alıp batının kalıplarına sokmak için inatlaştığı arabesk dönemi alaya alan bu sahne, kısa, öz ve etkileyici bir içeriğe sahiptir.

Eleştirel kimliğinin ve sinemamız için yeni bir çabanın içerisine girmemizi söylemesinin yanında ‘Arabesk’ filmi, sinemamızın en eğlenceli ve komik filmlerinden biridir aynı zamanda. Senaryosunu Gani Müjde’nin yazdığı filmde Şener Şen-Müjde Ar ikilisinin uyumunu izlemeye doyum olmasa da bence filmin favori karakteri Uğur Yücel’in oynadığı ‘Gazinocular Kralı’. Özellikle Gazinocular Kralı’nın Müjde’den vazgeçtiği ve boş bir sokakta ceplerindeki kartları boşaltarak yürüdüğü sahne onca komik sahnenin arasından sıyrılıp seyirciyi sarsacak dramatik yoğunluğa sahip.

‘Hababam Sınıfı’ndan ‘Süt Kardeşler’e, ‘Şaban’ filmlerinden ‘Mavi Boncuk’a, pek çok filmle Türk seyircisini güldürmeyi başarmış, sinemamızın en önemli yönetmen-yapımcılarından Ertem Eğilmez’in son filmi olan ‘Arabesk’, aynı zamanda yönetmenin seyirciyle bir nevi vedalaştığı film özelliğini taşımakta. 1988 yılında sinemamızın en çok izlenilen filmi olan Arabesk, bu unvanı sekiz yıl sonra yine Şener Şen’in başrolünü oynadığı ‘Eşkıya’ filmine kaptırır. İki filmin de sahip olduğu ufuk açıcı vizyonuna seyircinin karşılık vermesi şimdilerde pek karşılaşamadığımız, güzel bir ayrıntı.

#cineritüeltop150

Cineritüel’e yazıları ile katkıda bulunan konuk yazarlarımızın ortak hesabıdır.

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.